Önceki yazılarla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam…

“Li yec’ale aleyküm min harecin / size bir harec ca’letmeyi” (Maide 6)

Zorluk vardır, ağır zorluk vardır.

İkrah vardır, ağır ikrah vardır.

Abdest almak, namaz kılmak harec/zorluk değildir. Yıkanmak harec/zorluk değildir. Çoğu zaman böyle hareketler insana zor gelir ama onlar harec/zorluk değildir. Bir arabayı sürmeye başladığınız zaman size harec olur ama alıştıktan sonra artık o harec olmaz.

İşte bu kadar zorluk harec değildir.

Alışmakla, egzersizle giderilemeyen zorluklar harec sayılır. İnsan gündüzleri yemek yemezse, belli zaman sonra alışır, yemek aklına bile gelmez. İnsan 12 saatten sonra açlığa dayanamaz, alışamaz. Bu durum onun sağlığına etki etmeye başlar. İşte o harecdir, zorluktur. 18 saatten fazla gündüz sürüyorsa artık bu kadar saat oruç tutulmayacaktır, çünkü o harecdir.

Demek ki harec aynı zamanda mazeretin de sınırını belirlemektedir.

Hareci “MiN” ile teb’iz etmiştir. Bunun anlamı şudur ki harec iki çeşittir. Biri şiddetli harec, diğeri de hafif harec. Allah hafif hareci murad eder, ağır hareci murad etmez. Yahut cinsin beyanıdır. Bu manayı verirken hafif zorluğu da harec olarak sayarsak, o zaman teb’iz içindir. Hafif hareci harec saymazsak o zaman tebyin içindir ama aklen de tahsis edilir. Bunun delili budur. Bütün emirler normal şartlarda geçerlidir. Arazlar olduğu zaman hükümler değişmektedir. “Namaz kıl” emri tüm insanlaradır ama çocuklara emir değildir diyoruz.

Delilimiz nedir?

İşte bu ayettir. Kanunlar ve kurallar geneldir. Daima özel haller vardır ve özel hallerde özel hükümler uygulanır. Kanunlar katı ve çıplak yorumları ile uygulanamaz. Eğer yapılan bir işte maksat hâsıl olmuyorsa, abesle meşgul olunuyorsa veya bir yasak aksi sonuçlar doğuruyorsa o tatil edilir. Bu sebepledir ki rüşvet haramdır ama yasak değildir. Rüşvet alan da veren de suçlanıp cezalanmaz. Devlet görevlisinin hatalı iş yapmasına sebep olur. O hatalı iş kasten kabul edilir ama ceza verilmez. Neden verilmez? Rüşvet alana ceza verecek olursak verene de ceza vermiş oluruz. Bu takdirde veren rüşvet verdiğini gizlemek zorunda kalır. Öyle olunca da rüşvet alıp yürür. Verene ceza vermeyince alana da ceza vermeyiz.

Rüşveti nasıl önleyeceğiz?

Görevli görevini geciktirirse tazmin ettiririz. Gecikme zararını tazmin eder. Bir tapu memuru kaydı geciktirdi. Satış tamamlanmadığı için parayı alması gereken parayı alamamıştır. Para alamadığı için borcunu ödeyememiştir. Kişi hacredilmiştir. İşte bir günlük hacre sebep verdiği için gerekli tazminatı öder. Başka bir örnek verelim. Esrar, tütün, rakı yasaklanmaz, bunların alınması ve satılması serbesttir; kullanılması günahtır. Çünkü yasaklarsak kaçakçılığı teşvik etmiş oluruz. Boşanmayı yasaklamak evlenmeyi yasaklamaktır.

“Velâkin / ve lâkin” (Maide 6)

Kin” “kâne” anlamındadır. Öyle değil böyledir denmiş olur. Birinci menfi cümle teyit ediliyor, müsbet cümle yerine getiriliyor. Böyle yorumladığımızda buradaki “La” tekit “lam”ı olmuş olur. “Ve” gelmiş olması ikinci ismin ayrı cümle olduğunu, yeni şey ifade ettiğini anlatır. Zorluk irade etmiyor ama hiçbir şey de irade etmiyor anlamında değildir. Onun yerine başka şey murat ediyor. Kâinatta olan her şeyin hikmeti vardır. Biz bilemeyebiliriz ama mutlaka vardır. Geçmişte olan her olay hikmete tâbidir. Onları öyle değerlendirmemiz gerekir. Geçmişte olan olayları kişilerin yaptığını iddia etmek yanlıştır.

Viyana muhasarasında Kırım Hanlığı ihanet etmiş, Osmanlı İmparatorluğu’nun yenilmesine sebep olmuştur. Bu ilk bakışta kötü bir olaydır. Oysa bu takdir-i ilâhidir. Viyana mağlubiyetimiz olmasaydı bugünkü Avrupa uygarlığı olmazdı ve biz bugün “Adil Düzen” kuracak seviyeye gelemezdik. O halde o mağlubiyet bizim için büyük rahmet olmuştur. Türkiye, “III. Bin Yıl Adil Dünya Barış Medeniyeti” kuruluşunu Viyana mağlubiyeti sonrasındaki gelişmeler ile başaracaktır. (Devamı var)