Kur’an-ı Kerim’i kaybettik. Kur’an-ı Kerim bizi değil. Biz Kur’an-ı Kerim’i kaybettik. Okumuyoruz. Arapçasını da, anlamını da hiçbir şeyini okumuyoruz. Allah’tan gelen ve kâinatın kullanım kılavuzu olan kutsal kitabımızı okumuyoruz... Allah’ın helal saydıklarını, yasakladıklarını, genel olarak tüm emirlerini içeren talimatnameyi, yönergeyi okumuyoruz. Yani? Haşa… Allah’ın kutsal kitabını ciddiye almıyoruz. Yani? Haşa… Allah’a değer vermiyoruz… Ya da bunun bu anlama geldiğini dahi bilmeyecek kadar beynimizi kullanmıyoruz. Esfelen safilinden hallice bir hayat yaşıyoruz. Bol fitne, bol kan… Aynen devam… Peki Kur’an-ı Kerim’i kaybeden neyi kazanır?

Depresyonlar, bunalımlar, boşluklar, vertigolar, anksiyeteler, psikiyatristler kazanır!

Kur’an-ı Kerim’i kaybeden; nasıl doğduğunu bilmez… Neden doğduğunu bilmez… Nerede doğduğunu bilmez… Doğduğu zamanın hasletlerini bilmez… Geçmişini bilmez… Geleceği, yani vaat edilenleri bilmez… Nasıl yemek yiyebildiğini bilmez… Yediklerinin nasıl sindirildiğini bilmez… Nasıl kana karıştığını bilmez… Yediği yahut yemediği gıdaların nasıl ruhunu yönlendirdiğini bilmez… Ruhun Allah’ın basit bir emri olduğunu bilmez. Öleceğini bilmez. Hakka döneceğini bilmez. Hesap vereceğini bilmez. Cenneti bilmez. Cehennemi bilmez. Bilmediği, anlamlandıramadığı şeyler, kişiyi boşluğa sürükler. Dünya hayatına karşı gardını düşürür. İlahi bir korunağı olmayan tüm kalpler ve zihinler kırk farklı hastalığa yakalanır. Hayattan lezzet alamaz. Mutlu olmaya çalışırken hata üstüne hata yapar. Günah üstüne günaha saplanır. Debelendikçe daha fazla batar. Kur’an’ı kaybeden aklını kaybeder, ruhunu kaybeder, kendini kaybeder.

Cehalet kazanır. Kimliksizlik kazanır. Bol günah kazanır.

Kur’an-ı Kerim’i kaybeden; cehaletin ne olduğunu bilemez. Çünkü cehalet ile yoğrulmuştur şah damarları… Cehaletin göbeğinde yaşıyordur zaten… Bilmediğini bile bilemez. Balıkların suyu bilmemesi gibi… Kimliksiz yaşamanın insanı felakete sürükleyeceğini bilemez. Çünkü hiçbir zaman bir kimlik sahibi olamamıştır. Kimlik sahibi olarak yaşamanın ve ölmenin asaleti hakkında hiçbir fikri yoktur. Müslümanca yaşamanın ne demek olduğunu bilemez. Şirk koşmanın ne kadar büyük bir günah olduğunu bilemez. Kul hakkının bedelinin ne kadar ağır olduğunu bilemez. Alkol kullanmanın haram olduğunu bilemez. Uyuşturucu kullanmanın, kumar oynamanın haram olduğunu ve ocak söndürdüğünü bilemez. Faizin her türlüsünün haram olduğunu ve Allah’a savaş açmak olduğunu bilemez.

Zina etmenin haram olduğunu ve beyni devreden çıkardığını bilemez. Tesettüre aykırı giyinmenin haram olduğunu ve baraj olduğunu bilemez. Hasılı cümle günahı işler de kimliksizlikten ve cehaletten kaynaklandığını bilemez…

İbadetsizlik ve ahlaksızlık kazanır.

Kur’an-ı Kerim’i kaybeden, insanların ve cinlerin Rabbimize ibadet etmek için yaratıldığını bilemez. Zalimin zulmüne karşı Allah için cihat etmenin ve şehit olmanın, insanı Rab katine ulaştıran önemli bir farz olduğunu bilemez. Namaz kılmayanların yerinin cehennemin dibi olduğunu bilemez. Zekâtın ve infakın ruha ve topluma şifa olduğunu bilemez. Rabbin arşının; ilim talebelerinin, davetçilerin, mücahitlerin hasılı hak âşıklarının yolunu gözleyen meleklerle dolu olduğunu bilemez. Nezaketli olmanın, güzel huylu olmanın, gönül kazanmanın, iyiliği emredip, kötülükten menetmenin ibadet olduğunu bilemez. Hatta tebessüm etmenin dahi bir ibadet olduğunu bilemez. Kalp kırar. Nefret eder. Nefret ettirir. Dedikodu yapar. İftira atar. Yalan söyler. Kıskanır. Menfaatçilik yapar. İkiyüzlülük yapar. İnatçılık yapar. Omurgasızlık yapar. Tahammülsüz davranır. Hoşgörüsüz davranır. Hasılı her türlü ahlaksızlığı yapar. Çünkü Kur’an-ı Kerim’i kaybeden, hakkı kaybeder. Hakkı kaybeden ahlakı kaybeder. Ahlakı kaybeden insanlığını kaybeder… İnsanlığa zarar vermekten başka hiçbir işe yaramaz…

Hasılı

Gözümüzün önündeki dermanı görmüyoruz. Umutsuzluk girdabında savrulup duruyoruz. Mutsuzluktan, huzursuzluktan, ufuksuzluktan, yolsuzluktan dem vuruyoruz. Günahlarda boğuluyor, her gün ahlaksızlığımıza ahlaksızlık katıyoruz. Zalimlerin katliamlarını izliyor, çocukların ölümlerine ağlıyoruz. Depremlere, sellere, virüslere, cümle felaketlere, şaşırıyor… Kötülük problemini tartışıyoruz. Doğumu sorgulamıyor. Ölümü merak ediyoruz. Cümle cihanı, cümle zamanı, cümle ahkamı, cümle ameli sinesine sığdıran 604 sayfalık bir kitabı, biz gönlümüze, zihnimize sığdıramıyoruz. Rabbimizin gönderdiği tek mektubu da açıp okumuyoruz. Onunla amel etmiyoruz. Tüm karanlıkları, nuruyla aydınlatabilecek ilahi mesajlara hak ettikleri kıymeti vermiyoruz. Ve bunun bedelini çok acı ödeyeceğiz. Çünkü Kur’an-ı Kerim’i kaybeden, ahireti kaybeder. Ahireti kaybeden, cehennemi kazanır…