Bismillâhirrahmânirrahîm;
YAŞANMAYA değer bir hayat tarzına davet eden kutlu bir ayın gölgesi üzerimize düştü. İnşallah, 6 Mayıs Pazartesi günü Ramazan ayının ilk orucuna başlamış olacağız. Günahları yakıp bitiren, insanı günah kirlerinden arındırıp tertemiz şekilde Rabbine kavuşmayı hazır hale getiren mübarek bir aya kavuşmak ne büyük şeref!
Böylesine muhteşem bir aya kavuştuğumuz için sevinmeli, manevî bir hazırlık içine girmeliyiz. Hazırlığımız, gecesi ve gündüzüyle her anı feyiz ve bereket yüklü bu ayı en verimli şekilde “planlamak”la olur.
Kur’an ayını iyi okumalıyız. Ramazan ayına büyüklük kazandıran olay, insanlara hidayet veren (en doğru yola ulaştıran), hak ile bâtılı birbirinden ayıran kutlu kitap Kur’an’ın Ramazan ayında indirilmiş olmasıdır. Bu özelliğiyle Ramazan ayına “Kur’an ayı” da denir. Bu ayda manevî akülerimizi sonuna kadar dolduracak, diğer 11 ayda da “Kur’an merkezli bir hayat” yaşamanın şartlarını hazırlayacağız.
Farz olan oruç Ramazan ayında tutulduğu için bu aya “oruç ayı” da denir. Oruç, tam bir sabır eğitimidir. Rabbimiz orucun hikmetini açıklarken “takvaya eresiniz, Allah’tan sakınasınız diye” (Bakara, 183) ifadesini kullanır. Oruç insanı sabır, disiplin, planlama, nefis terbiyesi, sosyal sorumluluk gibi konularda eğiten bir mekteptir.
Ramazan ayında şeytanlar bağlanır; rahmet kapıları sonuna kadar açılır; kalpler yumuşar. Cennetin “Reyyan” kapısından yalnız Ramazan ayının hakkını veren takva sahipleri çağrılır.
SOSYAL SORUMLULUK
İSLÂM dini evrenseldir. Mesajı bütün insanlığadır. Bu ayı verimli geçirerek İslâm’ın iyilik ve güzelliklerini çevremize ve herkese ulaştırmaya çalışmalıyız. Müslümanlıkla şereflenmişiz. İslâm en büyük “nimet”tir. Her nimetin şükrü kendi cinsinden ödenir. Müslüman olma nimeti bize “iyilikleri emretmek, kötülüklerden sakındırmak” görevimizi üzerimize yükler. Kur’an ayı, bu işe el birlik sarılma zamanıdır.
İslâm tarihinde pek çok önemli ve hayırlı olay Ramazan ayında gerçekleşmiştir. Şanlı Bedir Zaferi ve Mekke’nin fethi bunlar arasında. Bu özelliğiyle Ramazan’a, “sefer ayı”, “cihat ayı” da denir. Cihat, bütün insanlığın huzur ve barışını amaçlar. Hak ve hakikatin, iyilik, hayır ve güzelliklerin insanlığa yayılmasını esas alır. Bu anlamda, diğer insanlar, İslâm nimetini tatmış olan Müslümanlara “emanet” edilmiştir. Ramazan ayını “emanet şuuru” ile yaşamalıyız.
Günümüzde insanlar dünyevileşti. Âhireti unuttular. Madde, hayatımıza egemen olmaya başladı. Helâl, haram sınırlarını koruma hassasiyeti kayboldu. Yalan, iftira ve haksızlıklar yaygınlaştı. Peki, bu sosyal yaralarımızı kim saracak? İşte, Ramazan ayı güzel bir fırsat!
Sorumluluk mevkiindeki insanlar olarak el birlik seferber olacağız. Kur’an’ın hayat veren iklimine sığınacağız. İslâm’ı öğrenme ve öğretme görevimizde titizlik göstereceğiz. Orucu, sahuru, iftarı, teravihi, mukabeleleri, itikâfı, fitreleri, fidyeleri, zekâtları ile ruhlarımızı arındıracak; Kur’an’ın mesajını kavramaya ve hayat tarzı haline getirmeye çalışacağız.
ŞÜKÜR NİMET ARTIRIR
İMAN en büyük cevher… Müslümanlık, “nimet”lerin en büyüğü… Şükür, nimeti “devamlı” hale getirir. Müslümanlık nimetinin şükrünü, İslâm’ı diğer inanlara da ulaştırmaya çalışmakla ödeyebiliriz. Efendimiz (s.a.v.) ve sahabeleri ramazan ayı içindeki Bedir Zaferi ve Mekke’nin fethi ile Müslümanlık nimetinin şükrünü ödemeye çalıştılar. Şimdi imtihan sırası bizde… Onları örnek alacak, sorumluluktan kurtulacağız.
Bu görev; Diyanet’e, ilahiyatçılara, sivil kuruluşlara, ilim adamlarına ve İslâm’ı öğrenme fırsatı bulmuş tüm Müslümanlara düşüyor. İslâm’dan başka sığınacağımız güvenli bir liman yok. İnsanları İslâm’ı yaşamaya davet edeceğiz. Günümüz gençliği öğüt veren değil; örnek olan davetçilere ilgi duyuyor. Konuştuğumuz sözleri önce kendimiz yaşayacağız. Rol model insanlar ilgi odağıdır.
Hele hocalarımız! İslâm’ı yaşamakta rol model olabilirlerse inkılâp çapında gelişmeler olur. Örnek bir nesil inşa edilir. Birleştiricilik ve arabuluculuk en geniş anlamda hocalarımızın görevlerinin hakkını vermesiyle sağlanır.
Hocalarımız, her zaman ve mekânda geçerliliğini koruyan evrensel mesajı insanlara ulaştırma görevlileridir. Onlar “namaz kıldırma memuru” değil; İslâm’ın bütününün temsilcileridir. Toplumu bütünleştirme özelliği ilâhi mesajlarda gizli. Cemaate gelenler “namaz”da birleşmiş oluyorlar; oruçlular, “oruç”ta. Cuma, bayram yine öyle... Ortak noktalardan hareketle davetimizi yaparsak, farklılıklarımız azalır. “Farklılıklarımız” üzerinden insanlarla iletişime geçersek, baştan kaybederiz. Günlük politika dilinden kurtulmalıyız.
Önümüzde bir hazine var. Bin aydan hayırlı olan Kadir Gecesi, Ramazan ayının içinde. Bütün hesaplarımızı bu manevî hazineden azamî derecede faydalanma üzerinden yapmalıyız. Âhiret kazancı burada.