Kudüs-ü Şerif, 107 yıldır işgal altında. Bölge halkı Osmanlı Devleti’nin o topraklardan çekilmesinden sonra bir daha gün yüzü görmedi. İngilizler, sonra Yahudiler… Günümüzdeki dehşetli zulümleri, Gazze’deki müthiş katliâmı bütün dünya seyrediyor. Bu dehşetli zulmün sona ermesi ve Kudüs’ün ve bütün o bölgenin kurtarılması “birliğe” bağlı. Kudüs 1099’da Haçlılar tarafından işgal edilmiş, 88 yıl işgal altında kaldıktan sonra 1187’de Selahaddin Eyyubi kumandasındaki İslam ordusunun Hıttin Savaşı’nda Haçlıları mağlup etmesi üzerine kurtarılmıştı.

Kudüs-ü Şerif’in 1187’deki kurtarılış hikâyesinden alacağımız çok ders var. Bu dersi “İ’câzu’l-Kur’an” isimli eserden takip edelim:

“(…)Nasıl ki; Evs ve Hazrec iki ayrı kabile iken Kur’an’a sarıldıkları için yek vücud haline gelip aralarında uhuvvet-i İslamiye’yi tesis ettiler. Aynen bunun gibi, İslâm tarihinde pek çok ırklar, Kur’an etrafında bir araya gelerek din-i mübin-i İslâm’a hizmet etmişlerdir. Meselâ; bir zamanlar başta Kudüs-ü Şerif, Antakya ve Antep olmak üzere birçok İslam beldesi işgal edilmiş, Cidde’nin de limanları istila edilmişti. Bütün bu yerlerin işgal ve istila edilmesine sebep hakiki Şia değil, Yahudilerin gizli örgütünün âleti olan ve Yahudiler tarafından kurulmuş ve onlara ajanlık yapan o gizli müfrit Şia olmuştu. Çünkü Mısır’da Şia tarafından Fâtımî halifeliği ilan edilince İslâm âlemi fiilen ikiye bölünmüş oldu ve bundan sonra her beylik kendi hükümranlığını ilan etti ve Bağdat’ta bulunan İslâm halifesinin gücü zayıfladı. O zaman Selçukluların Halep Atabeyi, bir Türk olan İmâdeddin Zengi (1128-1146) idi. Bu zat, Kürt olan Tikrit Kalesi’nin komutanı Necmeddin Eyyûbî ve kardeşi Şerko (Aslancık) lakaplı Hasadeddin Eyyûbî’yi yanına aldı ve –kabiliyetlerinden dolayı- Necmeddin’i yardımcısı, Şerko’yu da askeriyenin başına getirdi. İmadeddin Zengi’nin vefatıyla yerine oğlu Nureddin Mahmud Zengi (1146-1174) geçti. Bu dönemde Necmeddin Eyyûbî’nin çabalarıyla Şam, Nureddin Mahmud Zengi’nin hâkimiyetini kabul etti. Bundan dolayı da İslâm halifesi kendisine ‘Sultan’ unvanını verdi. O sırada Mısır’daki Şia halifeliği Haçlılar tarafından tehdit edilmeye başlandı. Onlar da Nureddin Mahmud Zengi’den yardım istediler. O zat da İttihad-ı İslam için Şerko’un kumandasında bir orduyu Mısır’a gönderdi. Bu ordu, Mısır ordusuyla birleşerek Haçlıları püskürttü. Fakat Mısır’ın baş veziri müfrit bir Şia olan Şavak, Eyyûbîleri öldürmek için plan yaptı. Ancak Mısır âlimleri ve ordusu, buna fırsat vermedi. Neticede Şavak öldürüldü ve Mısır’ın vezirliği Şerko’un eline geçti. Fakat Şerko hemen vefat etti. Yerine Selahaddin Eyyubi geçti (1171), Nureddin Mahmud Zengi’nin talimatıyla Şia halifesini azletti. Hutbeyi Bağdat’taki İslâm halifesinin adına okuttu. Böylece ittihad-ı İslâm büyük ölçüde temin olunmuştu. 1174 yılında Nureddin Mahmud Zengi vefat edince, Bağdat halifesi, Selahaddin Eyyubi’yi Şam ve Mısır’ın sultanı ilan etti. İttifak sağlandıktan sonra Selahaddin Eyyubi’nin kumandası altında beş sene gibi kısa bir sürede bütün kâfirleri İslâm memleketinden çıkardılar. Dikkat edilirse, bu işin başarılmasında en önemli husus. Türk olan Zengiler, Kürt olan Eyyubiler ve Arap olan İslam halifesinin ittifak ederek, ırkçılık yapmayarak ve ırkları ayrı ayrı olan bu zevatın birleşerek İslam birliğini temin edip ırk farkından dolayı tefrikaya girmemeleridir.” (İ’câzu’l-Kur’an, s. 182-184)

Bu eserde daha sonra Osmanlı Devleti örneği nazarlara sunulmakta, bu devletin de ırkçılık yapmayarak bütünüyle Kur’an’a ve sünnete dayandıkları devrelerde muvaffak olduğu anlatılmaktadır.

Günümüzde Gazze başta olmak üzere birçok İslam ülkesi küffarın işgali altındadır. Fıkıh kaidesidir: Bir İslam beldesi küffar tarafından işgal edildiğinde cihat o bölgedeki yediden yetmişe bütün Müslümanlara farz-ı ayn olur. Şayet o bölge Müslümanlarının küffarı defetmeye güçleri yetmezse o vakit cihat bütün Müslümanlara farz-ı ayn olur. Şu anda cihat hepimize farz-ı ayn olmuş durumdadır. Cihat için ve mazlum Müslümanları kurtarmak için yegâne şart, tıpkı Nureddin Mahmud Zengi ve Selahaddin Eyyubi gibi birliği sağlamaktır. Türk, Kürt, Arap, Urdu, Çeçen ve sair ırklar demeden Kur’an etrafında birlik olmalıyız. Kudüs-ü Şerif de Gazze de Doğu Türkistan da Arakan da ve aleni ve örtülü işgal altındaki bütün İslam beldeleri de ancak bu birlik ile kurtulur.