“Temsilde adalet, yönetimde istikrar…” Türkiye demokrasisinin kalbine hançer gibi sapladıkları yüzde 10’luk seçim barajını savunmak için, siyaseti dizayn edenlerin uydurdukları ve yasalara sokuşturdukları kavram işte budur. Elbette, onların arzuları, birbirleriyle kavgalı ve iş üretmekten aciz koalisyon ortaklıklarının bitirilmesi ve daha güçlü yapıda, daha yüksek oy potansiyeliyle işbaşına gelen iktidarların ortaya çıktığı bir sistemin gelmesini sağlamak gibi görünüyordu. Ama koydukları barajlarla Türkiye siyasetine mühürlerini vurmuş birçok siyasal partinin de yok olmasına sebep olacak bir süreci de hızlandırmış oluyorlardı. Bu sürece el altından destek veren, güçlü olanın borazanını çalan, haberleriyle, yorumlarıyla, manşetleriyle bu adaletsiz yapıya kendilerince harç koyanların başında ise medya zihniyeti geliyordu. İktidar her değiştiğinde bukalemun gibi renk değiştiren, iktidarın davulunu tokmaklayarak olup biten antidemokratik uygulamalara karşı durmayan, iktidara yandaş olmakla devşirdiği rantların ve yeşil dolarların hesabını yapan bu medya zihniyetinin hâkim olduğu sosyolojik yapımızda, demokrasiyi arzulayanların da dominant bir çizgiye ulaşabilmeleri zor görünüyordu. Özellikle seçim dönemlerinde bu medya mantalitesinin seçmenler üzerinde yaptığı yönlendirme harekâtıyla, zihinler bulanıyor, algılar değiştiriliyor, kendi çizgisindeki bir siyasal partiye oy vermeyi düşünen insanlar bile güçlü olanın rengine kanalize ediliyordu. Gerek açık açık, gerekse gizli şekilde, “Nasıl olsa, bu parti seçim barajının altında kalıyor, siz oylarınızın çöpe gitmesini mi istiyorsunuz ” algı yönlendirmesiyle her seçimde kendi arzuladıkları bir siyasal tablonun oluşması için tüm güçleriyle çabalayanlar, aslında temsilde adalet kavramını bertaraf ettiklerini, Türkiye’nin demokrasi mezarlığına döndürüldüğünü asla görmek istemiyorlardı.

Günlerdir bu konuyu tartışıyoruz… Anayasa Mahkemesi’nin elindeki yetki, ancak ve ancak “Anayasa’daki adalet kavramına uymaması dolayısıyla seçim barajını iptal edebilmesidir”… Muhteviyatını, evveliyatını, nasıl bir hukuksal metot kullanılarak bunun yapılabileceğini biz bilemeyiz.

Bildiğimiz tek konu, seçim barajı denilerek her seçimde anti demokratik sistemin getirdiği oy potansiyelinden kendilerine menfaat tırtıklayanlara, artık açık bir şekilde ders verilmesi gerektiğidir. Eğer bu ülkede adalet varsa, eğer bu ülkede vicdan varsa, eğer bu ülkede demokrasinin izanı varsa, bu haksız, hukuksuz sistem artık çöpe gönderilmelidir.

Adında adalet bulunan, AKP’liler diyorlar ki, “Biz bunu daha önce dillendirmiştik. Ana muhalefet partisi ise hiç oralı olmamıştı”

Olabilir… Adaletin yerine getirilmesi için geçmiş zaman, gelecek zaman, şimdiki zaman diye zaman kavgası yapmak, “Biz gündeme getirmiştik ama, şimdi bizim işimize daha çok yaramaya başladı. Bundan sonrasını istemiyoruz” anlamına gelmektedir.

Korkunuz nedir Tek başına iktidar olamamak mı

Korkunuz nedir 12 yıldır sorgusuz sualsiz yönettiğiniz, ortalığı güllük gülistanlık yaptığınızı iddia ettiğiniz Türkiye’nin iktidarından ve ceylan derili koltuklarınızdan kalkmak endişesi mi

Türkiye’nin iktidar platformu sizin tapulu malınız mı

Küçük hesaplar yapan, küçük derelerde boğulur.

Her endişe, her korku, küçük hesaplar yapanların zihinlerinde bir zehirli sarmaşığa dönüşerek, yarın ülkenin gerçek meselelerinin ve demokratik sıçrama tahtamızın ayağına takılır.