Cumhurbaşkanı, Çipras a kravat hediye etti.
Düşünülecek en son hediye idi oysa kravat.
Zira Çipras ın en çok kravata uzaklığını sevmiştik.
Belki Egeli efelerin boyunlarına taktıkları iğne oyalı
poşular daha anlamlı bir armağan olacaktı.
Çipras da kravatı, Kıbrıs sorununu çözmek için beraber
adaya gittiklerinde takacağını söyledi.
Oysa adanın çözümünde boyna dolanmış iğne oyalı yazma,
kravattan çok daha anlamlı idi; zira Yunanistan la ortak bir tarihi coğrafya
olan Anadolu nun önemli bir kültür ögesi idi.
Batı nın kravatını hediye etmenin, şarkın cumhurbaşkanına
düşmesi de talihin bir cilvesi.
Türkiye her zaman tezatlar ülkesi.
Bir diğer habere de, yine memleketin insanı zerre kadar
şaşmıyor.
Rezidans kraliçesi diye basının lakap taktığı, CHP li
milletvekili Gamze A. İlmezdi, PKK lı teröristin cenazesinde gözyaşları döktü
diye haber oluyor.
Onca zenginliğine karşın sol yumruğu havada ezilenler
için yemin etme görüntüleri de, bu ülkede yeterli tepki görmemişti.
Teröristin cenazesine katılmasında, bir beis görmüyorum
zira kişi her zaman sevdiği ile beraberdir.
Yalnız hanımefendinin kulaklarındaki her biri iri bir
mercimek büyüklüğündeki yedi taşlı elmas küpesi ile gözyaşlarına boğulduğu
fotoğrafına takılıp kalıyorum.
Tamam, çok üzgün görünmekte, yıkılmış, mahvolmuş bir
halet-i ruhiye içerisinde.
Hatta CHP genel başkan yardımcısı da o cenazede ama
hanımefendi kadar göze batmıyor.
Zira kocaman elmas küpeler; zenginliğin, refahın, üst
düzey yaşamın o kadar kanıtı ki, muhtemelen öldürülen terörist, yoksul bir
ailenin çocuğu idi.
Kazananların, kaybedenler kulübü ile acıların hangi
tahterevallisine oturacağı kısmı, işte benim şaştığım detay orada. Yoksa
elbette insanlar istediklerinin cenazesine katılabilirler.
Benim çelişki dolu ülkemde nereye baksam durum farklı ki.
Zengin muhitlerle yarışan varoşlarda; pıtrak gibi biten
zayıflama, güzellik, estetik merkezleri. Eskiden dindar kesimin gündeminde
olmayan ille de güzel görünme, fit olma, demolara katılma, gerekirse estetik
operasyonlarla bedende beğenilmeyen yerleri değiştirme arzusu. Paranın insanı
ele geçirmesi ile başlayan baş döndürücü değişim, farklılaşan yaşam
standartları, konforun tavan yaptığı konutlar, paranın saçıldığı araba
markaları.
Bu kurban bayramında arkadaşım kurban eti verecek yoksul
bulamadığını, çevresinde herkesin halinin vaktinin çok iyi olduğunu anlattı.
Tabii tüm bunlar fakirlerin olmadığı anlamına gelmiyor.
Önceki gün İzmir de idim, İzmir belki çoğu insana deniz
ve eğlenceyi anımsatsa da, en fazla yoksulluk çekenleri ben hep orada gördüm.
Tek gözlü evinin 100 liralık kirasını ödeyemeyen, iki
bebeği olduğu için çalışamayan, eşi inşaattan düşüp ölmüş hiçbir sosyal
güvencesi olmayan genç ve yoksul kadınla karşılaşınca dünya etrafımda döndü,
başım eğildi. Kadının evinde o atasözü ete kemiğe bürünmüştü. Tencerede pişirip
kapağında yemekte idi, üstelik Suriyeli ve Güneydoğulu da değildi; Egeli,
Uşak ın bir köyünden ne umutlarla iş bulmak için gelmişti İzmir e.
Ah işte kader, zengin Türkiye nin yoksul Yunanistan a
kravat hediye etmesi kadar tezat artık her şey.