Ateistlerin sıkça kullandığı bir cümle ile karşılaştım.

Hun imparatoru Attila ya ait olduğu söylenen cümle şu: Siz soğuğa

dayanamadığınız için daima güneşi takip ediyorsunuz, ölümlü olduğunuzu kabul

etmek istemediğiniz için kendinize tanrılar ve cennetler yaratıyorsunuz. Bu

cümleyi irdelemekte fayda var. Gelin en başından başlayım. Hz. İbrahim a.s. ın

tanrı arayışından. O arayışı muhakkak ki hepimiz hatırlıyoruz. Peki bu arayışın

sebebinin korku olduğunu iddia edebilir miyiz Korku ise neyin korkusu Küçücük

bir çocuğun ölümden korkmayı bırakın ölümü idraki bile güçken, bir de bu

korkuyu edinip üzerine tanrı kılıfı mı aramaya çıkacak O hâlde onun arayış

nedeni neydi

Evreni dikkatle gözlemleyen İbrahim her şeyin bir

mükemmeli olduğunu kavramıştı. Gece göklerde parlayan yıldızları muhteşem

bulduğunda onları tanrı sandı. Gece sona erince kaybolduklarından vazgeçti bu

düşüncesinden. Güneşi tanrı sandı ve gecenin inmesi ile o battığında onun da

tanrı olamayacağını anladı. Batıp çıkan şeyler benim Rabbim olamaz dedi.

Buradaki düşünce ve idrake baktığımızda korkuya ya da ölüme dair bir ize

rastlayamadık.

İnsan öyle aciz bir varlık ki kendisine verilen akılla

dünyanın en büyük akılsızlığını yapmayı başarabiliyor. Ölümden ne diye korkalım

ki Bu dünyaya aşkla bağlı mıyız Ölüm çoğumuz için bu sürgün yurdundan bir

kurtuluş kapısıdır. İlginç olan ise şu ki, hücreleri organizmayı en ayrıntılı

detayına kadar inceleyen, vücudun makine sistemini en ufak detayına kadar

gözlemleyen doktor ve doktor adayları, bu mucizevi yapının bir mimarının

olmadığını iddia edebiliyorlar. Binalar da kendi kendine yükseliyor zaten,

taşlar kendi aralarında anlaşıp üst üste kuruluyorlar ve güzel yahut çirkin

onlarca yapı meydana geliyor. Bu dünyanın buradan ibaret olduğunu ve ölümle yok

olunacağını düşünen bu insanlar ne için çalışıyorlar acaba Madem öte taraf

yok, madem ölümle sonlanacak bir şey bu varlık, sen ne için çalışıyorsun

Kapitalist düzen ve azmış yaşam şartları insana her

istediğini elde edebileceği zannını yerleştirdi. Böylece duayı bir formalite

olarak görmeye başladılar. Var olan bir şey vardı o da paraydı. İnsan ne istese

parayla elde edebiliyordu. Parası olmayanlar açlıktan ölüyordu. Hatta şöyle bir

düşünceleri de var, madem tanrı var ne diye Afrika daki insanlar aç Oraya

yardım etmiyor mu Bunların hepsi aklın saçmalamalarından başka bir şey

değildir. Cevabı ben vereyim, Afrikalıların rızkını sen yediğinden onlar aç.

Sen bebeğine pırlanta taşlı biberonlar aldığından Afrikalılar aç. Her gün et

yemekleri yediğin için, lüks otomobiller ve son model telefonlara hızla

yetiştiğin için, aç. Sen bu kadar bencil ve kendine çalışan bir insana

dönüştüğünden görmüyorsun onları. Görsen de sızlamıyor için ve kendi

barbarlığını tanrıtanımazlığına kullanıyorsun. Altından yapılmış binbeşyüz

kiloluk elbiseni giy sen. Otomobilini pırlanta taşları ile komple kaplat. Evine

altından musluklar tak. Beşyüz tane otomobilin olsun, spor araba koleksiyonu

yap. Ve tanrı yok de.