Müslümanlar, 150 senedir, hatta 300 senedir kâfirler tarafından hırpalanıyor. Bunun yegâne sebebi, “gerçek İslâmiyet”ten uzaklaşmaktır. Oysa Asr-ı Saadet’te 40 Sahabe, Kur’ân’a ve Hadis’e dayanarak 40 senede 40 devleti mağlup etmişti. Osmanlı Devleti kuruluşundan itibaren ilk 300 senede Kur’an’a ve Hadis’e dayanarak 45 devleti mağlup etmişti ve devletin hâkim olduğu toprakların yüzölçümü, bugünkü Türkiye’nin yüzölçümünden 30 misli büyük hale gelmişti.  

Günümüzde yalnızca İslâm dünyası değil, bütün dünya dört büyük esâret altında inim inim inliyor. Bunlar; 1. İngiliz dilinin esareti, 2. Döviz esareti, 3. İngiliz ve Fransız kanunlarının esareti, 4. Irkçılık esareti. Ki bunun neticesinde dünyada terör belası doğdu. Gizli bir ecnebi örgüt, İngiliz milletiyle anlaşarak bütün dünyayı bu dört esarete mahkûm etmiştir. Bütün bu esaretlerden kurtulmanın yegâne çaresi ise Kur’ân ve Hadisi maarife ve hukuka hâkim kılmaktır. İşte o vakit, zihinlerdeki, kalblerdeki esaret prangaları parçalanacaktır. 

Müslümanları, Kur’ân’sız ve Hadis’siz bir İslâmiyeti kabullenmeye zorlayan, zaman içerisinde tıpkı Ben-i İsrail gibi, “Nü’minubiba’din, nekfürübiba’din” dedirten [Yani Allah’ın hükümlerinden bazılarına inanırız, bazılarını kabullenmeyiz] o zındıka komitesi, medya gücüyle, filmlerle, propaganda ile kendisini güçlü göstermektedir. Gerçekte ise onların ve onların emrindeki bütün İslâm düşmanı güçlerin “zerre kadar” gücü yoktur. “Onların sinek kanadı kadar gücü var” denilse, bu şirktir. Bütün bu mevcudatı yaratan, yıldızları, galaksileri, “Kadîr”, “Kayyûm” gibi isimlerinin tecellisiyle âhenkle döndüren, yıldızları bir karışlık boş yer kalmamacasına meleklerine mescid-i seyyar eden, azgın tâği ve bâği nice kavimleri hâk ile yeksan eden, şu anda yeryüzündeki bütün kâfirleri de bir anda yok edecek gücü olan AllahuAzimüşşan’ın gücü ve kudreti karşısında o kâfirlerin gücü okyanustaki saman çöpünden de zayıftır, daha doğrusu hiç güçleri yoktur.

Kur’ân’ı okuyalım: Orada bizlere asla korkmamamız gerektiği öğretiliyor. İslâm’ın bütün dünyaya hâkim olacağı haber veriliyor. İslâm’ın karşısına çıkan bütün kâfirlerin zelil ve perişan olacağı müjdeleniyor [Tâhâ / 46; Hicr / 9; Tevbe/ 32-33; Saff / 89; Âl-i İmran / 111 ve 173; Saffât/ 171-173; Sâd / 11; Kamer / 44-45]. 

Biz bu ve daha onlarca âyet-i kerimeden Teberrüken iki âyet-i kerimenin meâlini müjde için nakledelim: Kamer Sûresi’nin 44 ve 45. Âyet-i Kerimelerinde meâlen şöyle buyruluyor:

“Yoksa o kâfirler, ‘Biz yardımlaşarak düşmanlarımıza karşı zafer elde edebilir bir topluluğuz’ Böyle mi diyorlar? Ne kadar aldanıyorlar, kendilerinden daha ne kadar kuvvetli cemaatlerin dinsizlikleri yüzünden ne felâketlere, yenilgilere uğramış olduklarını hiç düşünmüyorlar mı? /  (O cemiyet) o kendi kuvvetlerine güvenerek hakkı kabulden kaçınan, İslâmiyete karşı düşmanlık gösteren kâfirler (muhakkak ki, yakında bozulacak) mağlubiyete uğrayacak (ve arkalarını çevireceklerdir.) Darmadağın bir hale gelerek mahv ve perişan olacaklardır, o gururlucaiddiâlarının ne kadar boş olduğunu anlayacaklardır.”

Âyet-i Kerimelere ve Hadis-i Şeriflere baktığımızda; pek yakın bir zamanda, iki asırdır dünyayı fesada veren İngiltere’nin inkıraz edeceğini, Fransa’nın ve Amerika’nın biteceğini, bütün Avrupa’nın zayıf olup fakir düşeceğini, dilenci vaziyetini alacağını, İslâm dünyasının ve Asya kıtasının galip geleceğini ve Kur’ân’ın bütün dünyaya hâkim olacağını görmekteyiz. 

İşte bu Kur’ânî hakikatlere dayanarak İslâm dünyasının bütün idarecilerine, Firavun’a İslâm’ı tebliğ etmekle memur edilen Hz. Musa (as) ile Hz. Harun’a (as), Tâhâ Suresi’nin 6. Âyet-i Kerimesinde buyrulduğu gibi; “Korkmayın! Korkmayın!” diyoruz. O idareciler, Kur’ân’a ve Hadis’e dayansalar, AllahuAzimüşşan’ın gücüne istinad etseler; Kur’ân’ı ve Hadis’i Maarife ve Hukuka hâkim etseler, İnşaAllah galip gelecekler. İdaresi altındakileri alenî veya gizli esaretten kurtaracaklar…