Bu köşede birbirimizden özür dilemeyi, af edersiniz demeyi unuttuğumuza dikkat çekmiş, hatta en son ne zaman birisinden özür diledik ya da kusura bakma dedik, biraz düşünelim demiştim. Çocukluk yıllarımda büyükşehirler başta olmak üzere insanlar belediye otobüslerinde ya da dolmuşlarda kazara birbirlerinin ayağına basmış iseler, anında özür dilerler, mesele öylece kapanırdı. Elbette özür dileyen de bu tavrında samimi idi, özür dilenen de aynı kibarlığa sahipti. Zamanla toplumda var olan ortak kültür ve davranış şekli değişmeye başladı. Özellikle son zamanlarda hayatın her safhasında insanlar patlamaya hazır bomba haline geldi. Bunun da ötesinde insanlar birbirleri ile konuşmayı unuttular. Konuşmak yerine kavga etmek ve dövüşmek yayınlaşmaya başladı. Elbette bu durumun ekonomik ve sosyolojik açıdan incelenmesi gerekiyor. Özellikle ekonomideki bunalımın giderek daha da ağırlaşmasının insanlardaki bu gerilime sebep olduğu yaygın bir kanaat olmakla birlikte, bundan yıllarca önce insanlar ekonomik bakımdan bugünkünden çok daha refah içerisinde değillerdi. Ancak sorunlarını kendi aralarında çözmeyi bilirlerdi. Söz gelimi yıllar önce insanlar maddi ihtiyaçlarını bankalar yoluyla çözmeye çalışmak yerine mahalle bakkalı, kasabı ve manavından yapılan alışverişlerde veresiye defterleri kullanılırdı.

Bir küçük defter, veresiye alışveriş yapan müşteride bulunur, yapılan alışveriş hem o deftere hem de bakkalın veresiye defterine işlenirdi. Ay sonları da borç kapatılırdı. Ancak zaman geçtikçe eski uygulamalar ve usuller yok olmaya başladı. İnsanlar artık veresiye defterlerini değil, banka kartlarını taşımaya başladılar. Bu durum ister istemez insanları rahat harcamaya itti. Sonuçta milyonlarca insanı bankalara borçlu hale getirdi. Mesele bununla da bitmedi, icra daireleri milyonlarca insana ait icra takibi dosyaları ile doldu. Tüm bunlar ister istemez sıkıntıları artırdı. İnsanların psikolojilerine etki etti. Sinirler gerildi. İnsanlar birbirleri ile konuşacak gücü kendilerinde bulamaz hale geldiler. Böyle olmasaydı yolda giderken tanımadığın bir insanın niye yan baktın diye bıçakla saldırması ya da benzer bir durumun metro ya da belediye otobüsünde yaşanmasının bir izahı olabilir mi? Geçmiş yıllarda sadece bir özür dilemekle çözüme kavuşturulan bir hadisenin bıçaklı ya da silahlı saldırıya varabilmesinin izahı olabilir mi?

Benzer olayları çoğaltmak mümkün. Çünkü son yıllarda gazetelerin üçüncü sayfaları bu tür sinirsel patlamaların sebep olduğu olaylarla dolu. Okuyucularımı daha fazla germemek için misalleri artırmak istemiyorum. Ancak bu ülkede sorumlu mevkide olanlar sadece gelecek seçimleri nasıl kazanacakları üzerine planlar yapmak yerine toplumun geldiği ruhsal gerilim noktasına dikkat etseler ve gerekli araştırmaları yaptırarak soruna bir çözüm bulsalar sanıyorum daha yararlı olacaklar. Söz gelimi, bindikleri taksi ile varacakları yere vardıklarında ücret ödemeden inen, parayı isteyen taksiciyi de döven müşterilerin bu halini insani olarak izah etmek mümkün olabilir mi? Belki bu olayı şehir eşkıyalığı olarak nitelendirmek doğru olur. Çünkü belli ki hadise anlık bir sinir patlamasından ibaret değil. Planlı bir yankesicilik. Ancak trafikte korna çaldın diye önü kesilen sürücüler, hakarete uğrayan, bunun da ötesinde bazen demir çubukla, bazen bıçakla saldırıya uğrayanlar hemen hemen yurdun her köşesinde olabiliyor.
Sonuç olarak; toplumsal gerilimi artırmak yerine, gidermeye çalışmak siyasilerin başta olmak üzere ilgililerin öncelikli meselesi olması gerekmez mi?