İnsanlar sorumlu varlıklardır, bu dünyada olup bitenlerin yükünü omuzlamıştır. İnsanın halife olarak yaratılmasını bu sorumluluk bilinciyle açıklayabiliriz. Daha özelde Müslümanlar ise iyiliğin artmasında ve kötülükle mücadele konusunda inançları gereği ayrıca bir vazife yüklenmişlerdir. “Emri bil maruf nehyi anil münker” çağrısı da bunun içindir. Müslüman toplumlarda dindarlık bahsini bu sorumluluk üzerinden değerlendirebildiğimiz zaman İslam’ın hakkıyla Müslümanlara nüfuz ettiğini ve hayat bulduğunu söyleyebiliriz.

Buna karşın dindarlık algısı bir tarafta menkıbe anlatılarına ya da türbe ziyaretlerine uzanırken diğer tarafta ise bireysel ibadetlerin tamamıyla içini doldurduğu bir forma bürünebiliyor. Bir tarafta metafizik dindarlık bir tarafta şekilci dindarlık hali günümüz dindarlık anlayışlarını yansıtıyor. Dinin özüne dair söylenenlerse vaaz edebiyatından öteye geçemiyor. Çünkü söylenenlerin dindarlığın bir gereği olmasına gerek duyulmuyor. Zaten metafizik anlatıların coşkusu ve bireysel ibadetlerin huşusu dindarlığın içini doldurmuş oluyor.

Konfor dindarlığı olarak ifade etmeye çalıştığımız mevzu da tam olarak bu tip bir dindarlık anlayışını açıklamaya dönük. Bu anlayışın Müslümanların dünyayla olan irtibatının kopmasına neden olduğuna her gün şahitlik ediyoruz. Çünkü iyiliğin artması için çalışmak ve kötülükle mücadele etmek bu dünyanın sorunlarıyla alâkalıdır. Buranın ıskalanıp bireysel ibadetlerin dindarlığın merkezine yerleştirilmesi bu dünya için yüklenilen sorumluluğun da ıskalanması anlamına geliyor. İmtihan alanı dünyadır ve bu dünyada bu imtihanı hakkıyla yürütmeden öte dünyanın hayalini kurmanın ya da edebiyatını yapmanın bir anlamı kalmayacaktır.

Matematiksel ifade edecek olursak dindarlıkla bireysel ibadetleri özdeş kümeler olarak göremeyiz. Asıl vurgulanması gereken formül dindarlık kümesinin ibadet kümesini de kapsamasıdır. Dindarlığın sosyal hayatın dışına taşınması dinin özüne dair emir ve tavsiyelerinin ihmal edilmesine ve gözden kaçmasına neden olacaktır. Bu da çağın propaganda gücüyle yetişen genç kuşakların dinin özüne dair beklentilerini karşılamayacaktır.

Toplumsal sorumluluğu üzerinde taşımayan bir dindarlık tasavvur edilemez. Bireysel ibadetlerin şeklen yerine getirilmesinden duyulan huşudan kaynaklı dindarlığa konfor dindarlığı diyoruz. Daha halktan bir tabirle 32 farz dindarlığı da diyebiliriz. Hatta İslam’ı beş şartla minyatürleştirmiş bir dindarlıktan da söz etmiş oluruz. Bu şekilde ifade ettiğimiz konfor dindarlığının dinin özüne dair büyük zararlar verdiğini de hesap etmemiz gerekiyor. Dinin bütününü parçalayan bu anlayışın dinin doğru temsilini de olumsuz etkilediğini görüyoruz. Dindarlığı bu şekilde bütüncül bir anlayışa tabi tutmak bireysel ibadetleri Müslümanlar nezdinde önemsizleştirmeyecektir, aksine tüm ameller birbirini tamamlayacağından ibadetlerin ruhuna nüfuz edilmesine katkı sunacaktır.

Dini tanımlarken insanın insanla, insanın tabiatla, insanın Allah’la olan ilişkisini düzenler diye tarif ediyoruz. Dindarlığı da bu tanımın bütününü kapsayacak şekilde algılamamız gerekiyor. Bireysel ibadetlerden, toplumsal sorumluluklarımıza ve hatta tabiatla olan ilişkilerimize kadar her alan dindarlığımızı belirleyecektir. Toplumsal sorumluluğun zahmetine katlanmadan, tabiatın emanetine sahip çıkmadan bireysel ibadetlere yapılan vurgu konfordan vazgeçmeden cenneti arzulamaya götürür.