İnsanlık tarihinin karamsar yüzü, insanların birbirlerine karşı yaptığı zulümlerde gizlidir. Herkese yetebilecek nimetlerin olduğu dünyayı hiçbir şekilde başkaları ile paylaşmak istemeyen bir kesim her zaman var olmuştur. Bunlar gücü ellerine geçirdiklerinde ilk yaptıkları, doğayı ve insanları sömürmeye dönük bir sistemi tesis etmeleridir. Böylece dünya nimetlerinden kendilerinin fazlasıyla faydalanması sağlanmış ve imtiyazları korunmuş oluyor. İşte kölelik, gücünü menfaatinin hizmetine vermiş bu açgözlü tayfanın insanlığa bir armağanıdır.

Günümüzde her ne kadar içerisinden çıkılmaz bir kölelik sistemi tesis etmiş de olsalar; imkânı bu sistemin içerisinde bulma şansımız her zaman vardır. Bu imkân kullandıkları araçlar, kavramlar ve kendilerini konumlandırdıkları imtiyazlı alan sayesinde gayri ihtiyari bir şekilde kendiliğinden doğmaktadır.

Baktığımız zaman gücü elinde bulunduranların insanları köleleştirdikleri en güçlü enstrüman kitle iletişim araçlarıdır. Ama aynı araçlar bir imkânı da barındırıyor. Dünyanın neresinde olursa olsun insanların olup bitenlerden, diğer insanların yaşam koşullarından ve onların sahip oldukları nimetlerden haberleri oluyor. Bu durum insanların kendi durumlarını sorgulama fırsatını da ortaya çıkarıyor. Medyanın kitleselleşmesi ve sosyal medyanın hâkimiyeti kitlelerin bilinçlenme ve mazlumların organize olma şansını da beraberinde getiriyor.

Batı’nın gelişmişliğini ve kurulu küresel düzenin devamını sağlayan güç, bilgiye olan hâkimiyetle mümkündür. Bu hâkimiyeti sürekli kılabilmek için yeni bilim insanları yetiştirmeye ihtiyaç vardır. Bunun için kendi imkânlarını zorlayan batılılar, aynı zamanda sömürdükleri ülkelerin parlak beyinlerini de transfer ediyor. Böylece gelişmekte olan ülkeler için bilimle tanışmış bir kitle kendiliğinden oluşuyor. Bu yetişmiş insanların birikimlerini kendi coğrafyaları için kullandıklarında önemli başarılar elde etme şansları vardır. Ayrıca bu yetişmiş insanların varlığı bile o ülke insanları için bir vizyon sunuyor ve özgüven veriyor.

Maddi ve askeri gücü elinde bulunduran devletlerin mazlum coğrafyalar üzerinde uyguladığı kaos projesi neticesinde ortaya çıkan şiddet, iç çatışma, terör ve işgaller aynı zamanda bu ülke insanlarının emperyalizme karşı duyarlılığını da arttırıyor. Mazlum coğrafyalardaki direniş ve diriliş ruhunu zinde tutan en büyük etken, Batılılar tarafından sürdürülen baskı ve gerçekleştirilen işgallerdir.

Kapitalist ekonomik modelin bir gereği olarak tüketimi özendiren ve kendi halkını konfora alıştıran Batılılar, diğer ülkelerdeki kaynaklara ve hammaddeye bağımlı hale gelmiştir. Bu vazgeçilemeyen refahın ve konforun devamını sağlamak zorunda olan ülkelere karşı, dünyadaki önemli kaynaklara ve hammaddeye sahip ülkelerin elini güçlendiriyor. Yakın gelecekte bu ülke insanlarının şuurlanması, kendilerine bu kaynaklara ulaşmak isteyen ülkelere karşı önemli bir üstünlük sağlama fırsatını da doğuracaktır.

Bunlar gibi sayabileceğimiz daha birçok nedenin aslında bugün mazlum ve mağdur olan insanların bu düzene karşı durabilme imkânını da içinde barındırıyor. Geriye bu imkânın gerçekleşebilme ümidinin kalplerde ve zihinlerde canlı tutulması kalıyor. Sömürü düzeninin sahipleri kazdıkları kuyuya elbette bir gün kendileri düşecektir.