Kobani’de yaşanan Kürtler ve IŞİD arası çatışmalar belki de en şiddetli dönemini yaşıyor. Bir tarafta tüm bölgeyi alt üst eden ama bir türlü Kobani’yi düşürmeyi başaramayan IŞİD, kendisi için büyük önem arz eden Kobani’yi sıkıştırmaya devam ederken; diğer tarafta Kobani’yi bir kurtuluş savaşı edasıyla savunmaya çalışan ve bu doğrultuda var gücüyle direnmeye çalışan Kürtler yer almakta. Kürtler için şu sıralar sevindirici haberler gelse de, genel anlamda şu ana kadar hayatını kaybedenlerden binlerce insanın yerini terk etmek zorunda kalmasına kadar çok sayıda gelişme olayın trajik boyutunu gözler önüne seriyor. IŞİD ise kendisine biçilen rolü en güzel şekilde oynamaya devam ediyor. Hem de İslam dünyası için ne kadar sevap ve günah varsa hepsini toparlayarak.

Böyle bir çatışmanın etrafına zarar vermemesi gibi bir durum ise en başından bu yana neredeyse imkânsızdı. Nitekim zaten büyük bir kargaşa için de bulunan Irak ve Suriye’ye ek olarak şiddetin mobilizasyonu farklı bir şekilde Türkiye’de de kendisini göstermiş oldu. Dolayısıyla geçtiğimiz hafta Kürt değilseniz ülkenin Doğu tarafında hayli tedirgin anlar geçirebilirdiniz. Bizler de devletin o bölgede her bir vatandaşını gerektiği gibi koruyamadığı eleştirilerinden kaba kuvvet kullanma tartışmalarına kadar uzun zamandır unutmaya çalıştığımız ülke içi gerilim tartışmalarına yeniden geri dönmüş olduk. Ülke güvenliğinin büyük bir tehlike altına düştüğü ya da Başbakan Davutoğlu’nun dediği gibi Kamu Düzeni’nin sağlanamaz duruma geldiği sokak şiddetiyle büyük bir türbülans içinde bulunan Ortadoğu siyaset sahnesindeki rolümüzü almış olduk.  Bundan sonra Kobani’deki durumun ne olacağı ve Türkiye’yi nasıl etkileyeceği önümüzdeki dönemde daha çok tartışılacak.

Kobani’nin İdeolojik Anlamı

Hemen hemen dünyadaki tüm Kürtleri mobilize olmaya teşvik eden bir olay olarak Kobani Krizi’nin basit anlamda Kürtlerin bugüne kadar bölgede vermiş olduğu mücadeleden daha fazla şeyi ifade ettiği bir gerçek. Çünkü birçok Kürt’e göre Rojava devrimi diye bir şey varsa, bu devrimin ateşi Kobani’de yakıldı. Nitekim devrimin bekçiliğinin de şu an Kobani’de savaşan Kürtler tarafından yapıldığına inanılıyor. Yani Kürtler bugüne kadar eylemlerini bu kadar ideolojik öğelerle güçlendirememişti. Bir kurtuluş mücadelesi analojisi, Kürtlerin kenetlenerek bu kadar etkili mobilizasyonunu ortaya çıkaranın milliyetçilik üzerinden nasıl inşa edildiğini bizlere çok güzel bir şekilde gösteriyor. Dolayısıyla uzun bir dönem daha Kürtler Kobani’yle yatıp Kobani’yle kalkacaktır. Ancak muhtemel bir başarısızlık mevcut hareketlenmenin ütopik amaçlar uğruna faydasız çabalardan uzak durulması gerektiğinin anlaşılmasıyla da sonuçlanabilir.

Türkiye’nin Tutumu

Kobani konusunda Türkiye’nin tutumu ise en başından bu yana gayet açıktı. Türkiye rehine krizinde yaşamış olduğu stresi bir daha yaşamamak adına, çeşitli güvenlik endişeleriyle IŞİD’e saldırmayı özellikle şu sıralar aklından bile geçirmek istemiyor gibi. IŞİD’in Türkiye’de eyleme girişmesi, zaten Gezi’de ve geçtiğimiz hafta ülkenin doğusunda harekete geçen ama geriye çekilen muhalefet hareketlerine karşı hükümetin kapasitesini fazlasıyla yıpratacağından bundan sonra da anti-IŞİD koalisyonuna katılmaması hükümet adına daha rasyonel bir tavır olacaktır. Ancak Türkiye’yi ısrarla bölgede çatışma içerisine çekmek isteyenlerin de buradaki stratejik hamlesine dikkat çekmek gerekiyor. Çünkü IŞİD’e böylesine bulaşmak istemeyen bir ülke, ancak ve ancak kendisinden bir parçanın yoğun ısrarıyla böyle bir girişimde bulunabilirdi. Yani IŞİD’i Kobani’ye saldırtan güçlerin farklı bir amacının da Türkiye olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Bu doğrultuda Türkiye’nin geçtiğimiz hafta yaşadığı olaylarla ucuz bile kurtulduğu söylenebilir. Ancak ne olursa olsun sözde sosyal hareketlere karşı devletlerin kapasitelerinin konuştuğu bir ortamda Türkiye, devlet kapasitesine en ufak bir şüphe getirecek pasiflikte durmamalıdır.

Gerçek Sorun Batı

Konuyla ilgili Batılı yayın organlarını taradığınızda genel anlamda Kobani’de yaşananlardan dolayı IŞİD’ten fazla Türkiye’nin sorumlu tutulması oldukça ilginç. Batı dünyası ısrarla yaşanan trajik çatışmaların çözümünde Türkiye’yi sorumlu görüyor. Daha önce yeni Osmanlı diye eleştirdiği Ankara’yı şimdi de müdahalesizlikle suçluyor. Hatta ve hatta Kürtlerin bölgede uğramış oldukları bozgundan dolayı Türkiye’nin stratejik hoşnutluğunu kaleme alıyorlar. Ancak gerçek sorunun başta ABD olmak üzere Batı’nın gütmüş olduğu politikalarda gizli olduğunu görmezden geliyorlar. Ortada inkâr edilemez bir trajedinin varlığına önce müdahale sinyali verip ardından sadece havadan bombardıman yapmak bile ne kadar samimiyetsiz bir politikaya sahip olunduğunu gösteriyor. ABD, bu topraklarda yaşayan farklı gruplara daha önce müdahaleleriyle zarar veriyorken, bugünlerde Kürtleri müdahalesizlikle yarı yolda bırakıyor. Her geçen gün Batı orjinli olduğu biraz daha belli olan IŞİD’e görevi bitmeden Batılı bir müdahaleyi bekleyenlere ise gerçek kurtuluş yolunun Batı’dan geçmediğini anlatmak gerekiyor.