DÜNYA kamuoyu IŞİD isimli örgütün varlığından daha birkaç ay önce haberdar oldu. Başka isimler altında işi 10 sene öncesine kadar götürenler var. Fakat bir anda dünya gündemine oturması tesadüf müdür, dersiniz Bu konuda, Arjantin Devlet Başkanı Cristina Fernandez’in BM’de yaptığı konuşmayı önemsiyorum: “IŞİD’in bazı Güvenlik Konseyi üyelerince beslendiğini herkes görüyor.” Hangi ülkeler bunlar Elbette ABD ve Batılı ülkeler.

IŞİD’in Kobani kasabasını zorladığı günlerde, dünyada büyük bir hareketlilik başladı. Diplomatik trafik hızlandı. Kobani’ye destek söylemiyle pek çok il ve ilçemizde gösteriler yapıldı. Provokatif eylemler oldu. Sokak, cadde ve iş yerleri ateşe verildi. Eylemlerin etkisiyle Güneydoğu Anadolu’muzun bazı il ve ilçelerinde 40 civarında kişi hayatını kaybetti.

Yaşananları çok iyi tahlil etmeliyiz. Olayların uluslararası uzantısı kesin. ABD, IŞİD’i bahane ederek Büyük Ortadoğu Projesi’ni (BOP) gerçekleştirmek istiyor. ABD Genelkurmay Başkanı’nın “Korkarım ki Kobani düşecek” sözü, olayı ajite etmeye yönelik. Bunlar işin bahanesi. ABD’nin hedefinde Suriye, Irak, hatta Türkiye’nin bölünmesi var. Bu açık.

ABD; IŞİD’le mücadeleyi bahane ederek 30 kadar İslâm ülkesiyle koalisyon oluşturup bölgeyi kontrolünde tutmak istiyor. ABD’nin rolü belli! O, havadan uçaklarla Suriye ve Irak’ı bombalayacak, Türkiye gibi kahraman (!) ülkelere de karadan IŞİD’le savaşmak düşecek. Olayların Meclis’ten tezkerenin çıkmasının hemen sonrasında başlaması tesadüf değil.

Hayır, hayır! Türkiye ABD’nin yazdığı senaryonun figüranı olmamalı. Hükümet’in eski AKP’li arkadaşlarından Ankara Milletvekili Haluk Özdalga, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında AKP’nin yanlış politikalarına çok sert tepki gösterdi: “AKP, ABD’nin askeri müdahalesine teşvik ediyor. Daha kapsamlı bir savaş için ABD’yi tahrik ediyor. Yüz kızartıcı bir durum. AKP’nin önerdiği siyaset tam bir çılgınlık!” (8. 10. 2014)

TÜRKİYE SORUMLU MEVKİDE

Çok hassas bir dönemdeyiz. Etrafımız ateş çemberiyle çevrili. Bu atmosferde Cumhurbaşkanı’nın TBMM, Hükümet, asker ve siyasî partilerin görüşünü almadan, “Üzerimize düşen neyse onu yapacağız” sözünü etmesi yadırganmıştır. Türkiye bölge ülkelerinin merkezindedir. Sorumluluğu büyüktür. Bu ortam, “tek adam” rolünü kaldırmaz.

Gelişmeleri yalnız IŞİD üzerinden ele almak eksik bir değerlendirme olur. Olayın dünü, bugünü, yarını da dikkate alınmalıdır. Anlık değerlendirmelerle problemi çözemezsiniz.

ABD, dünya hâkimiyeti için Büyük Ortadoğu Projesi’ni (BOP) vazgeçilmez görüyor. BOP aynı zamanda Büyük İsrail Projesi (BİP)’dir. Siyonizm’in Arz-ı Mev’ud idealini de hesaba koymalısınız. Hatta AB’yi de. O zaman karışık bir satranç oyunuyla karşı karşıya bulunduğunuzu göreceksiniz.

Küresel güçler hedeflerine ulaşmak için karşılarında bir güç olsun istemiyorlar. Suriye ve Irak’ın; hatta İran ve Türkiye’nin parçalanması onların hedefleri arasında! Din, mezhep, bölge, ırk gibi her türlü ayrılık unsurunu körüklemelerinin sebebi budur.

IŞİD’in Kobani’yi zorladığı günlerde Türkiye’de yaşanan eylemlere dikkat çeken Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kamalak “Anarşiden adalet doğmaz” diyerek halkı itidal ve kardeşliğe davet etti: “Şiddet ve anarşinin temel amacı halk arasında öfke, çatışma ve kamplaşma meydana getirmek, kardeşi kardeşe kırdırmaktır. Türkiye’yi geri dönülmez bataklığa sürüklemektir. Oyuna gelmeyelim. Provokasyonlara karşı uyanık olalım. Türkiye’yi karıştırmak isteyenlere verilecek en güzel cevap, birlik ve bütünlüğümüze sahip çıkmaktır.”

ÇÖZÜM MÜSLÜMANLARIN İŞİ

Bölgede bir IŞİD problemi varsa, bunun çözümü, konumu ne olursa olsun okyanus ötesindeki bir ülkeye değil, Müslüman ülkelere düşer. Bölgenin merkez ülkesi Türkiye’dir. Türkiye bu konuda millî ve bölgesel düşünmek zorundadır. Türkiye, İslâm dünyasının geleceğini sömürgeci ve darbeci güçlerin insafına terk edemez. ABD’nin ipiyle kuyuya inilmez. İnilse bile o kuyudan çıkılmaz. Bunu Irak’ta yaşayarak gördük.

İcraatın başı olarak Hükümet’in tutumu önemli! Siz, BM, BOP, AB, NATO gibi hangi sürecin içinde yer alırsanız alın, bölgedeki problemi bu süreçlerin uzantısı mantığıyla çözemezsiniz. Böyle yaparsanız yeni problemler üretirsiniz. Olay Müslümanların ülkesinde yaşanmaktadır, çözümü de Müslümanlar eliyle olmalıdır. Biz aynı sürecin içinde yer alsak bile, başka toplumların işine müdahale etmediğimiz gibi, onlar da bize müdahale etmemelidir.

Problemin çözümü için İslâm dünyasının bütün birleştirici unsurları kullanılmalıdır. Biz onlarla aynı inancın sahibiyiz. Tek ümmetiz. Kardeşler topluluğuyuz. Birbirimizin arasını düzeltmek Allah’ın emri! Bunu yaparak Allah’a ibadet ediyoruz. Müslümanların birbirinden öğreneceği çok şeyler var. Bu şuuru kazanmak zorundayız.

Yaşanan oyunu daha 2003’te gören Erbakan Hoca’nın şu sözleri her şeyi anlatmaya yetmiyor mu : “-Dış mihraklar, Arz-ı Mev’ud’u alıp İsrail’e bağlamak için başladıkları plânları, şimdi Suriye’yi hedef alıp yutmak üzere yeni adımlarla devam ettirmek arzusundadırlar. Bu maksatla Amerika Temsilciler Meclisi Suriye’yi Cezalandırma Yasası’nı onaylamıştır. Haçlı ittifakı içindeki diğer üyeler Suriye’nin derhal işgal edilmesini istemişlerdir. Irak için yapılan iddialar şimdi de Suriye için yapılmaktadır. Asıl maksat büyük İsrail’in kurulmasıdır. Bütün insanlığın köle yapılmasıdır. Ya öleceksiniz, ya da köle olacaksınız, kararının uygulanmasıdır. Bu adım Afganistan ve Irak’tan sonra Suriye’de kalmayacaktır. Asıl hedef Türkiye’dir. Bir plân başlamıştır, gereken adımlar atılmaktadır.”