Ülkemizde insanlar genellikle kendilerini nasıl tarif ettikleri ve tanımladıklarına değil de devletin ya da bazı ideoloji yandaşlarının tarifine tabi tutulmaya çalışılıyor. Özellikle bu ayrıştırma ve başkalaştırmayı birlikte getiren tepeden inme tariflerin içinde yer almaya insanların zorlanmasının resmi ideoloji haline getirilmiş olması, bu ülkede büyük acıların çekilmesine zemin hazırlamıştır. Söz gelimi bu memlekette yıllarca “Kürt yok, Türkler var” dayatması nasıl yanlış ise şimdilerde Prof. Dr. Yasin Aktay’ın bir konferansta dile getirdiği,”Türklük ırktan ötedir, ırka indirilemez o zaman Türk bulamazsınız, Türklük bir kültür havzasıdır” sözlerine ‘rezillik’, belasını bulacaktır’ şeklinde tepki verilmesi beni yıllar öncesine götürdü.

1970’li yılların başlarında bir Ankara gazetesinde çalışıyordum. Genç bir kardeşimizde stajyer olarak çalışıyordu. Gazete sağ-milliyetçi çizgide yayın yapıyordu. Bizler de o yıllarda o çizgideydik. İşin hafiflediği saatlerde çalışanlar olarak aramızda sohbet ederdik. Ama, tüm çalışanlar aynı çizgide değildi. Her fikirden insan vardı hatta içlerinde kendisine Kürtçü komünist ismini taktığımız bir arkadaş bile vardı. Ancak, bu farklılık kavga ve çatışmaya sebep olmazdı. Günlerden bir gün şimdilerde meslekte 40 yılı geride bırakmış olan o günün stajyer gazetecisi bir ara yanıma gelip “Abi kafana bakabilir miyim ” diye sorunca ‘evet’ anlamında başımı sallayınca kafatasımın arka kısmında bir şeyler arar gibi yaptı ve sonunda, “Ağabey Türk’sün” dedi… Nerden bildin diye sorduğumda kafatasımın arka kısmındaki hafif çıkıntıyı gösterdi. Benden yaşça küçük olduğu için,”Ne var yani..O çıkıntı olmasaydı beni Türklükten çıkartacak mıydın ” diye takıldım ve gülüştük.

Bu yaklaşımı ister kafatasçı milliyetçilik, ister genç kardeşimin işgüzarlığı olarak yorumlayın ama bu ülkede uzun süre insanların ırkının peşine düşüldü ve iş kafatası ölçümüne kadar götürüldü. Götürüldü de ne oldu Yanlışlığın farkına varıldı ki, insanlar resmi alanda kafataslarının şekline göre ırklara ayrılıma tabi tutulup kayıtlara geçilmedi. Ama, anlayış kaybolmadı. Kafatasıma bakarak ırkıma karar veren anlayış bir başka alanda da Türkiye’de “Kürt yoktur. Türkler vardır” anlayışını topluma yerleştirmeye çalıştı. Gelinen noktada bu ülkede kendini Türk ve Kürt kabul edenler birlikte yaşıyorlar.

Ne var ki, yanlış yaklaşımın sonucunun bugün hangi noktaya gelindiğini sanıyorum söylemeye bile gerek yok. Dayatmacı resmi ideoloji insanların hangi ırktan olduklarını, dinlerinin ne olması ve nasıl olması gerektiğini de topuma uzun yıllar dayattı. Halbuki insanların ne olduklarını kendilerinin belirlemesi gerekmez mi Daha doğrusu kişi kendini nasıl tarif ediyorsa onun kabul edilmesi birlikte yaşamayı kolaylaştırmaz mı Samimi olarak birlikte yaşama arzusu gerçek milliyetçilik değil mi ABD’de 72 millet bir araya gelmiş ve bir devlet oluşturmuş. Sadece ırklar değil, dinleri ve mezhepleri de farklı insanlar bir arada yaşamayı başarmışlarsa bizdeki bu ille de başkalaştırma ve dışlama anlayışının yerli bir düşünce olduğunu söylemek mümkün mü

Derdim Prof. Dr. Aktay’ı savunmak değil. Onun ne demek istediği çok açık. Ne var ki yaklaşımı birilerine ters gelmiş olacak ki, karşı bir görüş ortaya koymak yerine saldırı ve hakaret yolu tercih edilmiş görülüyor. Yıllarca bu yolu takip ettiler de ülkeye ne katkıları oldu Şahsen bu ülkeyi sevmenin ve çıkarlarını korumanın milliyetçilik olduğunu, ırkçılığın ise milliyetçilik olarak nitelendirilmesinin bize dışarıdan dayatıldığını düşünüyorum. Çünkü, bu memlekette Türkçülüğün kitabını yazanların ırkçıların tarifine göre Türk olmadığı biliniyor. Bırakın insanlar kendilerini nasıl tarif ediyorlarsa öyle kabul edilsin, insanlar birilerinin keyfine göre kendilerini tarif etmek zorunda kalmasınlar.

ABDÜLKADİR ÖZKAN