Bu yazının kaleme alındığı saatlerde Kırım’ın geleceğini belirleyecek olan ve yerel saatle 20.00’ye kadar devam edecek olan kritik referandumda oy verme işlemi başlamış bulunmaktaydı. Sonucu şimdiden belli olan referandumda seçmene “Rusya’ya bağlanmayı razı mısınız ” ve “1992 yılı Kırım Anayasası’nın yeniden yürürlüğe girmesi ve Kırım’ın Ukrayna’nın bir parçası olmasına razı mısınız ” soruları soruluyor.
Yeni sorunlara gebe bu referandum, hiç kuşkusuz sonuçları sadece Kırım ve yakın çevresi ile sınırlı kalmayacak yeni bir sürecin oylanması anlamına geliyor! Dolayısıyla, “referandum sandığı” mı yoksa “Pandora’nın kutusu” mu sorusu bu bağlamda oldukça önemli.
***
Yukarıda, “sonucu şimdiden belli olan” dedik. Çünkü gerek Rusya’nın izlediği politika, gerekse de Kırım Özerk Cumhuriyeti Parlamentosu’nun attığı adımlar ve buna yerel-uluslararası bazda verilen tepkiler ortada.
En azından 2 milyonluk nüfus içinde yüzde 60’lık bir Rus oranı ve Rusya muhipleri burada “banko Rusya” diyecekmiş gibi görünüyor. Bu da, Rusya’nın gerek Çarlık gerekse de SCCB döneminde izlediği sınır ve demografi politikalarının günümüzdeki “semeresi” demek! Bu nüfus içerisinde yüzde 12’lik bir orana sahip Kırım Tatarları ise mevcut durumda sadece “etkisiz eleman”. Sonra ortaya koyacakları tepki ve buna verilecek cevap ise, sürecin geleceğine ve diğer aktörlerin tutumuna bağlı görünüyor.
***
Dolayısıyla, ortaya konulan sandık sadece yerine getirilmesi gereken “mecburi bir formalite” ve krizde Rusya’nın elini “meşru” kılmaya yönelik bir araç olarak karşımıza çıkıyor! Nitekim, Ukrayna’dan ayrılarak Rusya’ya bağlanma kararı aldığını açıklayan Kırım Parlamentosu, 11 Mart’ta gerçekleştirilen oylamada Kırım Özerk Cumhuriyeti’nin ve Kırım’a bağlı Sivastopol kentinin bağımsızlık ilanına onay vermiş, yayınladığı deklarasyon ile de “Tek taraflı bağımsızlık ilanı, hiçbir şekilde uluslararası hukuku ihlali etmez” açıklamasını yapmıştı.
Bu bağlamda referandum kararı “şeklen” de olsa Ukrayna’ya bağlı Kırım’ın Rusya ile birleşebilmesi için parlamentonun alması gereken hukuki bir şart olarak karşımıza çıkıyor. Bir diğer ifadeyle, Parlamento’nun aldığı bağımsızlık kararının yürürlüğe girmesi için bu referandumun yapılması ve buradan da Rusya’ya bağlanma kararının çıkması gerekiyor.
***
Peki, referandumdan “evet” çıkması durumunda Rusya bunu “hemen” kabul edebilecek mi Ne de olsa Kırım’ın Rusya ile birleşebilmesi için Rusya Federasyonu Parlamentosu’nun da bu yönde bir karar alması ve Devlet Başkanı Putin’in bunu onaylaması gerekiyor.
Bu husus, o kadar da kolay görünmüyor. Çünkü ortada ciddi bir “tepki bloku” var. Başta ABD olmak üzere birçok Avrupa ülkesinin “referandumun uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve sonucunu tanımayacaklarını” açıklamış bulunmaları, öyle ya da böyle Rusya tarafından dikkate alınmak zorunda.
***
Nitekim bu krizde Rusya’nın yanında yer alan Çin de artan tansiyonu düşürmeye yönelik “arabuluculuk” teklifinde bulunmuş durumda. Söz konusu önerinin zamanlaması ve gerekçesi başlı başına dikkat çekici. Rusya’nın BM Güvenlik Konseyi’nde Kırım’daki referandum ve bölgenin statüsüne ilişkin ABD’nin teklif ettiği karar tasarısını veto etmesi üzerine Çin’in BM’deki daimi üyesi Büyükelçi Liu Jieyi Pekin’in endişelerini şu şekilde ifade etmekte: “Güvenlik Konseyi karar tasarısının oylanması, bu aşamada sadece çatışmayı derinleştirecek ve durumu daha da kötüleştirecek. Bu, hem Ukrayna halkının hem de uluslararası toplumun çıkarlarına aykırı. Bu nedenle oylamada çekimser kalıyoruz.”
Arabuluculuk önerisini ise Jieyi; “Çözüm için üç adım teklif etmek isterdik. Birincisi, sorunun siyasi çözümü olasılıklarının kapsamlı bir şekilde incelenmesi için tüm ilgili tarafların temsilcilerin katılacağı bir uluslararası koordinasyon organının bir an önce kurulması gerekiyor. İkincisi, taraflar çatışmayı tırmandıracak tüm eylemlerden kaçınmalı. Üçüncüsü, uluslararası finansal kurumlar, Ukrayna’da ekonomik ve finansal istikrarı destekleme stratejisini geliştirmeli.” şeklinde özetliyor.
***
Gelinen aşama itibarıyla Moskova’nın geri adım atması pek mümkün görünmüyor. En azından, krize verdiği çok sert tepki ve kendini bağlayan bir takım eylem ve söylemler böylesi bir kararlılığı gerektiriyor.
Rusya ancak şu şartlarının kabul edilmesi durumunda geri adım atacak gibi görünüyor: 1. Yakın çevre politikasının ABD ve AB tarafından kabul ve “saygı” görmesi; 2. Bu bağlamda yakın çevresinde meydan darbelerine/müdahalelerine son verilmesi; 3. Ukrayna’da Kasım 2013 öncesine dönülmesi ve bu ülke üzerindeki Rusya çıkarlarının dikkate alınması.
Bu noktada ise, 25 Mayıs oldukça kritik bir tarih olarak karşımıza çıkıyor. Muhtemelen dananın kuyruğu da bu tarihte kopacak!
Doç. Dr. Mehmet Seyfettin EROL