Seçimlere 11 gün kalmışken belki iç politikaya dönük yazılar yazmam gerekiyor ama dış politikayı iç siyasetten ayrı düşünmenin de sağlıklı olmadığı kanaatindeyim. Çünkü bir ülkenin iç politikası ile dış politikası bir bütünlük arz eder, birbirini tamamlar. Dünkü yazımda da bir nebze olsun çevremizde cereyan eden, sanki doğrudan ülkemizle ilgisi yokmuş gibi görünmesine karşılık iç politikamızla yakından bağlantılı olan gelişmelere temas etmiştim. Putin’in Kırım’ın Rusya’ya ilhakı anlaşmasını imzalayarak son noktayı koymuş olması ısrarla vurgulamaya çalıştığım sömürgeci güçler arada bir kavga ediyormuş gibi görünseler de aslında aralarında var olan dünyayı paylaşma mutabakatı çerçevesinde hareket ettiklerini, hatta paylarına düşen alanlarda birbirlerine destek verdikleri gerçeğinin bir sonucudur. Kırım ve Ukrayna ile ilgili gelişmelerinde bu çerçevede ele alınmasının yanlış olmayacağı kanaatindeyim. Çünkü olayın, düne kadar Ukrayna’nın bir parçası olan Kırım’ın Rusya’ya ilhakından ibaret kalmayacağı, Ukrayna’nın AB’ye girme böylece Rusya’nın kontrolünden kurtulma isteğinin de bu ülkede ciddi çatışmalara yol açacağını söylemek yanlış olmaz.

Ukrayna’da yaşanan olaylar sonunda Rusya yanlısı devlet başkanının ülkeyi terk etmek zorunda kalışı ve cezaevinde tutuklu bulunan AB yanlısı eski başkanın serbest bırakılmasını Rusya’nın sadece seyredeceğini sananların gelinen noktada yanıldıkları açıkça görülmüştür. Çünkü Ukrayna’nın AB üyeliği demek Rusya’nın yüzyıllar öncesine uzanan hayalini oluşturan sıcak denizlere açılma hedefinin sınırlandırılması anlamına geliyordu. Bu bakımdan Rusya hemen Kırım’ı milisler eliyle önce işgal etti, ardından formaliteyi tamamlamak adına referandum yaptırarak istediği neticeyi aldı ve son adım olarak ilhak anlaşmasını imzalayarak Ukrayna’yı bölmüş oldu. Kanaatimce Rusya sadece Kırım’ı Ukrayna’dan koparmakla da yetinecek değildir. Tüm bu gelişmeler olurken AB ve ABD’nin sergilediği tavır yasak savmak olarak nitelendirilebilecek bir adımdan öte geçmemiştir. Yapılan sadece bazı Rusların paralarının bloke edilmesi olmuştur. Günler öncesinden atılacak bu adımda ilan edilerek ABD ve AB’de parası olan Rusların buraları boşaltmasına imkân verilmiştir. Yani, ABD ve AB Rusya’nın Kırım’ı ilhakını sadece seyretmiştir. Son bir hamle olarak Rusya’nın G8 üyeliği askıya alınmıştır ki, bunun bir cezalandırma olduğunu söylemek mümkün değildir.

Nasıl ki, Suriye’deki gelişmelerin başlangıcında Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu yaptıkları açıklamalarla açığa düşmüş, söyledikleri sözler havada kalmış ise Ukrayna ve Kırım’daki gelişmeler sırasında da özellikle Dışişleri Bakanımızın yaptığı açıklamalar Kırım’ın Rusya’ya ilhakına engel olamamıştır. Yani 3 yıldır ne Suriye’de Esad işbaşından uzaklaşmış, ne de Kırım’ın Rusya’ya ilhakı engellenebilmiştir. O zaman Türkiye olarak yerini bulmayacak sözü söylemenin ne anlamı olduğunu düşünmek gerekmez mi Eğer Suriye’de Esad’ın gitmesini sağlayacak bir adım atma imkânımız yok, adım atması gerekenler ABD, Rusya ve AB ülkeleri Esad’ın kalmasından yana tavır sergiliyorlarsa istesek de istemesek de komşuluğumuz devam edecek olan bir ülkenin mevcut yönetimine karşı sert açıklamalar yapmanın anlamı olabilir mi Bu arada Kırım’da referandum yapılmadan önce ve sonra bunun meşru olmadığı her fırsatta açıkladıktan sonra bu gayrimeşru referandum soncuna göre Rusya Kırım’ı ilhak etmişse söylediğimiz söz havada kalmış olmaz mı Söylenen sözlerin doğru olması dış politikada sonuç alınmasını sağlamıyorsa, esip gürlemenin kazandırdığı bir şey olabilir mi Bırakın kazandırmayı söz yalama olmaz mı Ve bir de eğer ABD ile Rusya arasında ilan edilmemiş bir anlaşma sonucu Kırım Rusya’nın, Suriye de ABD’nin payına düşmüş ise takip edilen siyasetin ülkemize ne yararı olabilir