Sonunda beklenen oldu. Kırım’da referandum yapıldı ve Kırım halkı % 90’ı aşkın bir oranla Rusya ile birleşmeye “evet” dedi. Euro Meydan hareketinin devirip Rusya’ya kaçırdığı Yanukoviç iktidarı sonrası Kırım’a çıkarma yapan Putin’in kanatları altında gerçekleştirilen referandumun akabinde şimdi Kırım özelinden Ukrayna hatta Avrasya genelinde olabilecekler masaya yatırılmış durumda. Uluslararası toplum sıfatıyla hareket eden Batı dünyası yeni bir yaptırımlar çılgınlığı başlatmışken; Putin, referandum sonucunu onaylama adına imzayı attı bile. Rusya için durumun ne kadar sürdürülebilir olduğunu tartışmaya açanlar, Rusya’nın bu kararlı adımları sonrası artık şaşkınlıklarını gizleyemiyorlar.

Öyle zannediyorum ki şuan herkesin aklında aynı soru var: Peki şimdi ne olacak Bu sorunun cevabı bugüne kadar verilemediği gibi, daha bir müddet de verilemeyecek gibi görünüyor. Daha başından itibaren uzun erimli bir kriz olacağı sinyallerini veren Ukrayna Krizi’nde ortada olan tek şey, Kırım’ı kaybetmek istemeyen tarafların krizi iyi yönetemedikleridir. AB ile imzalanma aşamasına çok yaklaşılan ortaklık anlaşmasına karşı bir hayal kırıklığının ürünü olarak doğan kriz, Rusya’nın meseleyi marjinal olduğu AB konusundan en güçlü olduğu askeri güce çekmeye başarmasıyla bugünlere geldi. Bakalım ilk olarak Kafkasya’da başlayan yeni Rus yayılmacılığı, değişik ülkelerin iradelerini hiç saymaya devam mı edecek, yoksa Batı dünyası, Rusya’ya karşı 1930’ların yatıştırma siyasetini izlemeye bir son mu verecek

Referandum Sonrası

Rusya’ya bugünlerde yapılan en büyük eleştiri, asker çıkarma girişimiyle gidilen ülkelerde halkların iradelerini hiçe saymasıydı. Putin referandum yöntemiyle bu eleştiriye otoriter bir cevap bulmuş oldu. Sonuçların gerçekleri ne kadar yansıttığı ayrı bir tartışma konusuyken, Kırım’ın Rusya’ya bağlanma kararını bırakalım Batı dünyasını, Rusya’nın yörüngesindeki devletlerin bile kabul etmesi normal şartlarda zor görünmektedir. Uluslararası toplumun kabul etmediği referandum çok fazla geçerli olmaz; burası Batı dünyası için olsa olsa işgal altındaki topraklar olarak görülür. Ama ne Batı için ne de Rusya için diplomatik oyunun bittiğini söylemek çok yanış olur ve bu noktada oyunun henüz yeni başladığını söylesek bile fazla yanılmış olmayız.

Kırım Türkleri Ne Düşünüyor

Krizin içerisine Kırım’ın dâhil edildiği ilk günden bu yana herkesin aklına ilk gelen konu oradaki Tatar ve Müslüman unsurların karşılaşabileceği sorunlardı. Kolay değil, Kırım’ın düşmesini, İstanbul’un anahtarının açılması olarak gören bir ecdadın torunları olarak, Kırım Türklerinin acılarını yüreğimizde hissetmemek olmazdı. Uzun yıllardır Ruslaştırma politikalarına maruz kalmış kardeşlerimiz, maalesef Kırımlı Türklerin tarihini hâlâ Rusların zulüm tarihi olarak okumaktalar. Böyle bir geçmişten aldıkları hissiyatla bugün de Putin’in politikalarına aynı pencereden bakarak, Kırım’ın Rusya ile birleşmesinin karşısında konumlandırıyorlar kendilerini. Nitekim son dönemlerde siyasi rüşvet iftiralarıyla Tatarların referanduma katılmaları zorla sağlanmaya çalışılmışsa da bu reddedilmiş ve referandum boykot edilmiştir. Kendilerini yalnız bırakılmış hisseden kardeşlerimiz, Türkiye’nin Kırım konusundaki düşük profilli siyasetini ise doğru bulmuyor ve eleştiriyorlar. Türkiye’den beklediğini bulamayınca da maalesef Batı’nın politikalarının bir parçası olma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyorlar.

Türkiye Nerede Duruyor

 

Kırım Türkleri, Türkiye’nin yaklaşımından memnun değilken, acaba Türkiye meseleyle ilgili kendisini nerede konumlandırıyor Bu doğrultuda Ankara seçim arifesinde bir hata yapmamak adına, Türk halkının beklentilerinin aksine, Kırım Türkleri üzerinden politika üretmiyor. Daha ziyade krizi bir Ukrayna meselesi hatta Avrasya güvenlik meselesi olarak ele alıyor. Belki daha geniş bir perspektiften konu ele alınarak doğru yapılıyor; ancak burada Kırımlıların pratikte hiçbir destek göremediklerinden dolayı şikâyetçi olduklarını unutmamak gerekiyor. Ukrayna demokrasisinin yanında olmak ya da siyasal diyalogu güçlendirmek için tüm platformlara destek vermek elbette güzel. Ama yüksek egolu dış politikamızın biraz da icraatta bir şeyler yapmasını beklemek hepimizin hakkı diye düşünüyorum. Sonuç olarak Kırım ve diğer İslam coğrafyasında bizlerden bir şeyler bekleyen insanları daha fazla hayal kırıklığına uğratmamak için, birkaç milyon dolar ticarete değişilmemesi gereken bir dış politika şart görünmektedir.