Kur an ayetleri bugün inmiş gibi buğusunu üzerinde bulundurmakta ve tazeliğini korumakta.

Sevgili Peygamberimiz, alemlere rahmet peygamberi olduğu halde Medine deki münafıklar ve Yahudiler O ndan hoşlanmamışlardır. Hiç birimiz Sevgili Peygamberimizden daha şefkatli, daha merhametli olamayız. Buna rağmen Rabbimiz, Medine deki kafirlerin durumunu bize haber veriyor: "Eğer onlar bir sığınak, mağara veya girecek bir delik bulsalar, oraya çabucak gireceklerdi" diyor. (Tevbe 57)

Şeyh Sadii Şirazi, Gülistan ında anlatıyor; Karga ile bülbülü aynı kafese koymuşlar. Bülbül susmuş kalmış. Kargada ellerini ovuşturmuş, la havle çekmiş ve "hey Allah ım ne günah işledim de böyle uğursuz, çirkin bir cüceyle aynı yerde kalma cezasına çarptırıldım" demiş.

Aydınlıkla karanlığı bir odada bulundurmamız mümkün değildir. Öyle ise ne yapalım, imansızlarla ilgimizi keselim mi Hayır. Kesmemiz de mümkün değil. Kesmemiz değil ilişki kurmamız emrediliyor. Ancak bu ilişkide doktor kendini hasta yerine koyar, hastadan medet beklemeye kalkarsa hem kendisine hem de hastaya zarar verir.

Hastasını tedavi eden doktor gibi ilişkide bulunacağız. İnkar mikrobundan arındıracağız ama kendimize mikrop bulaştırmayacağız.

Çok değerli gibi görünen, dışından ayıbı görünmeyen, içinden gayıbı bilinmeyen insanlarımızdan bir kısmı parayı görünce, bir kısmı güzeli görünce,  bir kısmı makam, mevki, unvanı görünce bazı haksızlıkları yaptılar veya haksızlıklara ses çıkarmadılar. Bu tür davranış içine girenler Allah a da yaranamazlar. İnsanlara da yaranamazlar.

"Ben hamama girerim ama terlemem, uyuşturucu kullanırım ama sarhoş olmam, locaya kayıtlıyım ama masonluğa hizmet etmem, baruta ateşi değdiririm ama patlatmam, tedbir almadan her türlü hastalığın mikrobuyla boğuşurum" diyenin sözüne kimse değer vermez. Başta kendimizi kandırmadığımız gibi başkalarını da kandırmayalım.

Rabbimiz : "Kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayınız" buyurmuş.(K. Kerim En am 151)  

Kutuplarda ayı avcıları ayı avlamak için buzlaşmış karların içine jilet gibi keskin baltayı yerleştirir, keskin tarafının üzerine kan sürerlermiş.

Ayı gelip kanı yalarken kendi dili de kesilirmiş. Ama kanın tadından dilin acısını fark edemezmiş. Kendi kanını yalamaya başlarmış. Damarlarındaki kan tükenince olduğu yere yığılır kalırmış. Avcı da gelip derisini yüzermiş. Kurşunla vurursa ayının postu delindiğinden fazla para etmediği için bu yolu denermiş.

Namık Kemal Bey:

"Neş e germ oldukça artar iştihayı zevkü şevk 

Devlet efzayiş bulunca arzu kesretlenir."

Yani: "Neşe kızıştıkça, zevki-şevk iştahı da artar. Servet, mal çoğaldıkça mal sevgisi de artar" diyor. Topladıkça yükünün arttığının ve bir gün yükün altında ezilip kalacağının farkına varamaz.

Birileri bir gün hatırlatırsa "Bu yükün altından kalkamazsın derse  "Ben başkalarına benzemem, tedbirimi alırım" der ve bir gün yükün altında ezildiğinde onu seyredenler  "Ben ondan daha güçlüyüm, onun düştüğü hataya ben düşmem " diyerek haram yükün altına girer.

Uyuşturucu hastalığından Müslüman olarak kurtulan bir Amerikalıya: "Zeki bir adamsın. Sen nasıl tutuldun " diye sorduğumda  "Lise çağlarındaki herkes kendini en zeki, en güçlü,  en iyi, en güzel görür. "Ben bu uyuşturucuyu kontrollü kullanırım, zarar vermeye başladığı zaman bırakırım" der ama  o kendini  görmediğinden   onun hastalandığını  başkaları gördüğünde  iş işten  geçmiş olur" demişti.

Lise ve üniversite yıllarında gözünü budaktan sakınmayan, sosyal sıkıntıları protesto yürüyüşlerinde, karakol sorgulamalarında rüştünü ispat edenleri mafya kadrosuna alırlar.

Kadroya alınan delikanlı, "Su testisinin su yolunda kırıldığını" bilir ama  "Ben başkaları gibi değilim. Başbakan sofrasında olsam yemeği ihtiyatla yerim, kendimi zehirletmem" der ama zehiri kadroya alındığında yuttuğunu bilemez.

Güneş doğmayan hapishane hücrelerinde yapayalnız kaldığında kadroya alınan yeni üyeler  "O da çok açık verdiydi. Ben onun gibi yanlış yapmam" diyerek girerler ve girdikleri yerin ne olduğuna bakmazlar da karanlık dünyada gözlerini dört açarlar. Asıl olan karanlık dünyada gözü dört açmak değildir. Asıl olan aydınlık dünyadan karanlık dünyaya inmemektir.

Emekli bir büyükelçimiz: "Masonların bana tasma takmamaları için çok dikkat ettim. Herkesten şüphe duydum. Çok şükür tasmalanmadım dediğimde her tarafımın bağlı olduğunu gördüm" anlamında bir sözünü hatıratında okumuştum.

Sinek, güllüğü sevmez, küllüğü gider ve bütün güllüklerin küllüğe dönüşmesini istermiş. Baykuş viraneleri sever ve bütün mamur yerlerin yıkılıp viran olmasını istermiş. Fahişe, iffetli kadınlara düşmanmış. Çünkü o iffetliler olmazsa kendisine fahişe gözüyle bakılmayacağına inanırmış. Kâfir, bütün Müslümanlara düşman olurmuş. Çünkü onların varlığı kendisinin kâfirliğini ortaya çıkarırmış.

Rabbimizin ayetlerine kulak verelim ve bu ayetlerin tefsirini  "ŞİFA TEFSİRİ"nden okuyuverelim.

Bakara suresi 120- "Sen onların dinine uymadıkça, Yahudiler de Hıristiyanlar da asla Senden hoşnut olmazlar. De ki: "Gerçekten doğru yol, Allah ın yoludur." Sana gelen bu ilimden sonra onların arzularına uyarsan, Sana Allah tan ne bir dost ne de bir yardımcı vardır."

Buyurun, Rabbimize kulak verelim: "Onlar, kendileri inkâr ettikleri gibi sizin de inkãr etmenizi, onlarla denk olmanızı isterler." (Nisa süresi 89)