‘Kim haklı, kim haksız’ sorusunun teorik cevaplarından birisi şudur: Blok olarak doğru ve yanlış var mıdır Evet! Matematikte dairesinde doğru veya yanlış kümeler vardır. Bununla birlikte insani ve sosyal ilişkilerde blok doğru veya yanlışlar olsa da her zaman cari değildir. Geçenlerde Mısır Selefi hareketten Yasir Bürhami’nin bir telefon konuşmasında ‘Mısır’daki darbeyi, İslami hareketlerin kökünü kazıma darbesi olarak nitelendirdiği’ ortaya çıkmıştır. Zahirde farklı davransalar da darbenin bu niteliğinin farkında oldukları anlaşılmaktadır. Cezayir’de 1991–1992 yıllarında demokrasinin kesilmesi ve onu takip eden on yıla ‘aşriyetü’l sevda/Kara ve Karanlık On Yıl’ denilmektedir. Al Misriyyun gazetesi Yayın Yönetmeni Cemal Sultan da bir makalesinde Mısır’da devrim sürecinin darbeyle kesintiye uğratıldığı 2013 yılını felaket yılı olarak nitelendiriyor. Esasında Cezayir, Türkiye ve Mısır’da kısmen benzer süreçler yaşandı. Bu süreçler, laik köktencilerin İslam’ın köklerini kazıma ve kökünden kurutma çabalarına tanıklık etmektedir. Bu İslamcıları kökleme veya köklerini kurutma siyasetine kaynakların kurutulması politikası da denmektedir. İngilizcesiyle ‘eradications’ veya  Arapçasıyla ‘isti’sal’ veya ‘ictisas’ olarak da anılan bu siyasete bir diğer yönüyle de ‘tecfif el yenabii’ de denilmektedir. İslamcılar bu felaket süreçlerinde birbirlerine düştüler. Haklı haksız birbirine karıştı.

*

Afganistan’da Hikmetyar ile Rabbani arasındaki zıtlaşma, ‘kim haklı, kim haksız’ sorusuna yol açmıştır. Keza Malezya’da 1990’lı yılların sonunda Mahatır Muhammed ile yardımcısı Enver İbrahim arasında çekişme yeni fasıllarla birlikte günümüze devretmiş ve aksetmiştir. Bu çekişmenin taraflarıyla alakalı kim haklı kim haksız sorusu ortada durmaktadır. Sudan’da Ömer Beşir ile Hasan Turabi arasındaki kavga ülkeyi bölünmeye götürdü. Turabi sonunda bunu itiraf etmiştir. Bununla birlikte sürecin tek haksızı Turabi midir Ya da Turabi erken çekilseydi bu felaketlerden bazıları önlenmiş olabilir miydi Karanlık on yıl zarfında Cezayir’de Müslüman Kardeşler hareketi lideri Mahfuz Nahnah ile Abbas Medeni arasında kamplaşma yaşanmış veya farklı kamplara düşmüşlerdir. Mahfuz Nahnah karizmatik bir lider olmasına rağmen askeri darbeye karşı İslami kesimler arasında dalgakıran bir rol oynamıştır. Bir nevi 28 Şubat sürecinde Fethullah Gülen’in yaptığı gibi. Günümüzde de bu ikilem veya çekişme AKP hükümeti gölgesinde farklı fasıllarla devam etmektedir.

Mısır’da İslami kesimler arasında bu ikilem Muhammed Mürsi ile Yasir Bürhami arasında yaşanmıştır. Belki de bu zıtlaşmalarda en seviyesiz rolü Bürhami oynamış Selefi meşrep veya İhvan’dan çokları onunla ilgili ‘münafık’ deyimini kullanmaktan çekinmemişlerdir! Fas’ta ise bu kadar keskin bir kutuplaşma ve kamplaşma yaşanmasa bile orada da Abdusselam Yasin ile Ahmet Raysuni çizgilerinin birbirine ters düştüğünü söyleyebiliriz. 

*

İslami liderlikler arasındaki bu çekişme veya meşrep ayrılık veya aykırılıklarını nazara veren Al Mısruyyun gazetesi Yayın Yönetmeni Cemal Sultan ‘İslamcılar hata etti ve özür borçları var’ (http://almesryoon.com/المقالات/blog/11-جمال-سلطان/410167-نعم-أخطأ-الإسلاميون-ويلزمهم-الاعتذار ) başlıklı makalesinde anılan hususlara neşter vurmakta ve kendisine göre çözümlemelere veya sonuçlara gitmektedir. Analizlerinde katıldığımız yerler olduğu gibi katılmadığımız yönler de var. Müslüman Kardeşler’in Mısır’da Nur Selefi Partisi’ni ihanetle suçlamalarına mukabil Cezayir’de de Nahda Partisi ve Mahfuz Nahnah’ın Selefi Abbas Medeni-Ali Belhac hareketine karşı (FIS) askerin yanında durduğunu hatırlatmıştır. Elbette Nahnah’nı dışında FIS’ın yönetim biçimini veya yaklaşımlarını benimsemeyen ve eleştiren başka gruplar da vardı. Mısır’da ise Selefiler bir blok olarak askeri darbenin yanında yer almadılar. Nur Partisi büyük olmakla birlikte istisna olmuştur. Öncelikli olarak İslamcılar masum değil. Hata ve kusura açık yapıları olan insanlar ve deneyimleri de doğru/yanlış hükmüne açıktır. Aralarında mizaç, yöntem ve maslahat değerlendirmesinden mütevellit çekişmeler vardır. Bazen yeterince gönlümüz geniş olmamasından dolayı yanımızda ve yöremizde başkalarına yer bırakmıyoruz. Çeşitli bahanelerle dışlama havasına girebiliyoruz. Bu da bizi ahlâki anlamda kırılgan yapıyor. İdeolojik zırh üzerinden ahlâki zeminimizi kaybedebiliyoruz. Cemal Sultan Mısır’da Müslüman Kardeşler’in de çalkantılı süreçte yeteri kadar devrim ortaklarına hatta İslami ortaklarına sahip çıkmadığını ifade etmiştir. Veda Hutbesi’nde bahsedildiği gibi hepimizin birbirine karşı gözetilmesi gereken hukuku var. Özellikle de ellerinde güç bulunduranların. Gücün hakkını vermek her düzeyde hukuka ve ahlâka riayetle mümkündür. Lakin bu kusurlar sadece İslamcılara has zannedilmesin. Sorumluluğun büyük kısmı ise onlarda zira korumaları gereken misyonları ve yapmaları gereken ödevleri var. Kim haklı, kim haksız sorusunun cevabı; bulmak için değil düşünmek ve araştırmak içindir. Öbür türlü cevabı bulunmaz, sadece suç atılır.