Geçenlerde kamuoyu araştırma şirketi sahibi Hakan Bayraktar, bir TV programında şöyle bir ifadede bulundu; “CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu 15 Temmuz gecesi daha farklı bir tutum izleseydi bugün CHP’nin oyları daha da artardı…”
Bu görüşe hemen yanında oturan CHP’li hanımefendi itiraz etti; “Haksızlık ediyorsunuz, o gece hangi parti lideri tankın üzerine çıktı?”
Peki, ne yapmalıydı, nasıl bir tavır sergilemeliydi CHP Genel Başkanı?
Bu konudaki görüşümü yazının sonuna saklayarak, CHP liderinin 2011 yılında yaptığı bir değerlendirmeyi dikkatlerinize sunuyorum;
***
Eski Hürriyet Başyazarı Oktay Ekşi sormuş, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu cevaplamıştı.
Bir nehir söyleşisiydi...
Literatür Yayınları’ndan çıkan kitapta Kemal Kılıçdaroğlu ilginç ifadeler kullanıyordu.
Tam da Kenan Evren’in 12 Eylül askeri darbesi dolayısıyla yargılanmaya başladığı o günlerde CHP liderinin askeri darbelere ilişkin söyledikleri dikkat çekiciydi:
“TSK İç Hizmet Kanunu’nun 35. Maddesi uzun süredir tartışılmakta olan bir konu. SHP döneminde de tartışıldı. Maddede geçen koruma ve kollama ifadesindeki “kollama” ordunun siyasi iktidar üzerindeki vesayet iddiasını ifade etmektedir. Bugüne kadar yapılan darbeler sonrasındaki açıklamalarda hep 35. Madde gerekçe gösterilmiştir. Biz askeri darbelere karşıyız. Askeri darbelerin olmasını engelleyerek, zaten hukukun egemen kılındığı, toplumsal hak ve özgürlüklerin sağlandığı özgür bir toplum yaratılırsa, üniversiteler özgür ve özerk olursa, kurumlar çok iyi çalışırsa kimsenin darbe düşüncesi de olamaz. Ama ben şunu açıklıkla söylüyorum: Birisi darbe girişiminde bulunursa o tankın önüne ilk ben çıkacağım...”
CHP tarihi, askeri darbelerle anılan, askeri darbeleri alkışlayan ve sempatiyle bakan anekdotlarla dolu olan bir tarih...
28 Şubat sürecinde Sincan’da tankların yürütülmesinden birkaç gün önce iktidar ortağı DYP’nin önemli bir ismine, “Askeri darbe olursa ne yapacaksınız?” sorusunu yöneltmiş, şu cevabı almıştım; “Tabii ki böyle bir şey olamaz. Ama olursa tankın üzerine ilk ben çıkacağım...”
Kötü bir huyum var; o antidemokratik süreçte tanklar yürüdükten sonra o önemli DYP’li ismin kapısını tıklatarak bu demecini hatırlattım!
Ne mi dedi?
“Kem küm...”
***
Peki, Kemal Kılıçdaroğlu 15 Temmuz darbe gecesi ne yapmalıydı?
O gece bütün ekranlarda geç saatlere kadar, “Ana muhalefet partisinin genel başkanı nerede? Kemal bey neden bir tepki vermiyor?” tepkileri verildi.
Tankın üzerine çıkar mıydı çıkmaz mıydı bilemem ama genel beklenti şuydu; Kılıçdaroğlu, daha ilk anlarda ekrana bağlanıp, bu darbeye en sert tepkiyi vermeliydi! Ama çok geç kaldı!
Şayet Kemal Bey o gece daha erken tepki verseydi -ki ben de Hakan Bayraktar gibi düşünüyorum- bugün CHP daha farklı bir noktada olabilirdi…
Siz ne dersiniz?
NEDİR BU VANDALLIK!
Geçenlerde Milli Gazete Haber Müdürü Gökçen Göksal ile arkadaşlarımız Dursun Ali Bulut ve Cemalettin Deniz, son derece “vandallık” kokan bir olayın ortasında buldu kendisini!
Gelin, dilerseniz olayı Gökçen’den dinleyelim; “Günlerden 3 Eylül 2016, Cumartesi… Saat yaklaşık 10:15’te Zeytinburnu’ndan kalkan 34 TN 1869 plakalı 89M belediye otobüsü, durakta beklerken işaretimize rağmen durağı pas geçti. Arkadan gelen araçla otobüse yetiştik. Şoföre neden durmadığını sorduk. Üslup açısından oldukça çirkin bir tavır sergiledi bu şoför. Bununla da yetinmeyip fiziki müdahalede bulundu. Bizi darp etmeye kalktı. Dahası hepimizi otobüsten atmaya kalktı, ‘Asarım, keserim, doğrarım sizi…’ gibi tehditler savurdu. ‘Hemen araçtan inin, inmezseniz gitmiyorum…’ gibi otobüste bulunan vatandaşların da tepkisini çeken laflar etti. Hâlbuki biz sadece, ‘Neden el kaldırdığımız halde durmadın?’ demiştik. Haksız olduğu halde kabadayı gibi davrandı. Bu şoför hakkında yetkililerin gerekeni yapacağına inanıyorum. Gazeteci olduklarını bildiği halde -ya da normal bir vatandaş da olabilir, fark etmemeli- bunu yapan, vatandaşa neler yapmaz! Bu arada aracın kayıtları da incelenmeli…”
***
İETT yetkililerine buradan seslenmek istiyorum; sahi, nedir bu vandallık?
İSRAİL’LE ANLAŞMA KABUL EDİLEMEZ!
“Dilce susup / bedence konuşulan bir çağda” yaşamanın bedeli bu olmamalıydı. Müslümanlar iftar sofralarında tıka basa yedikten sonra, “Allah olmayanlara da versin” dememeliydi. Resulûllah vefat ettikten sonra da zekâtlarını eksiksiz vermeliydi Müslümanlar. Terör örgütlerinden, katliamlardan bahsetmemize gerek yok. Susmamıza da.
Düşmanı olmadığımız müddetçe düşmanın bize hükmetmesi kaçınılmazdır. Müslüman’ın görevini beşe indirgemesi gibi bir hüküm kabul edilemez. “Emri bi’l maruf, nehyi ani’l münker”i kimse kafamızdan çıkarmaya çalışmasın.
Bir Müslüman’ın İsrail ile herhangi bir anlaşmayı desteklemesi beklenemez, desteklemesi bir hastalıktır. Hele bir Filistinlinin desteklemesi ise kanser haline gelmiş bir hastalıktır. Özgürlük değil, yardım isteyen bir zihniyet düşmanımızdır.
Bu da Müslümanların söylemesi gerekirken bir gâvur tarafından söylenmiş bir sözdür: “Siz yardım edilmiş yoksullar istiyorsunuz. Biz ise ortadan kaldırılmış yoksulluk. O yüzden anlaşamıyoruz.
Victor Hugo” (Ziya Parlak)
BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?
MAK Danışmanlık şirketi, 27 Ağustos-2 Eylül arasında 2 bin 700 kişinin katılımı ile bir anket düzenledi. Ankette katılımcılara Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler, FETÖ’yle mücadele, Fırat Kalkanı Operasyonu ve ABD’yle ilgili sorular soruldu.
* Araştırmada, “Türkiye’nin stratejik ortağı olduğu düşünülen ABD’ye güveniyor musunuz?” sorusuna gelen cevaplar da, bu ülkeye güvenin neredeyse sıfırlandığını gözler önüne serdi. Katılımcıların yüzde 90’ı, “Hayır, güvenmiyorum” derken, sadece yüzde 4’lük kesim “Evet” cevabını verdi.
* Araştırmada, “Türk ordusunun sınır ötesi operasyonunu destekliyor musunuz?” sorusu da yöneltildi. Katılımcıların yüzde 78’i “Evet” dedi. Yüzde 14 “Hayır” yanıtını verirken yüzde 8’lik kesim ise kararsız kaldı.
NOT: Bugün, 7 Eylül 2016, Çarşamba 1) Emekliler hâlâ sürünmeye devam ediyor. 2) An itibariyle asgari ücretli “nasıl geçineceğim” diye feryat ediyor. 3) Bu parlamento ve mevcut AKP iktidarı, 2011’den bu yana verdiği yeni ve sivil anayasa sözünü yerine getiremedi. 4) 28 Şubat darbesi döneminde kapatılan, yoksul-zeki Anadolu çocuklarının barındığı Başbakanlığa bağlı Vakıf Öğrenci Yurtları hâlen kilitli. Dubakalinolacak! ---son---