Kıbrıs adasının dünyanın tam ortasına denk geldiği söylenir. Dünyada önemli bir yer edinmek isteyen her ülke için önemli bir üs durumundadır.  Kıbrıs, bu özeliği sebebiyle her dönemde stratejik önemini muhafaza etmiştir.

Venedik ve Cenevizliler, korsanlık yöntemiyle 300 sene Akdeniz’e hâkim oldular. Bu dönemde Kıbrıs halkı Katolik zulmüne maruz kaldı. Bundan rahatsız olan Osmanlı Devleti 1571’de Lala Mustafa Paşa komutasında bir ordu göndererek 40 bin şehit verme pahasına da olsa Kıbrıs’ı fethetti. 308 sene Ada’da huzur hâkim oldu.

Osmanlı’nın dünya ile boğuştuğu bir dönemde, mülkiyeti Osmanlı’da kalmak şartıyla Kıbrıs’ın yönetimi İngiltere’nin eline geçti. (1878) 20. yüzyılın başından itibaren dünya Siyonizm’inin Arz-ı Mev’ûd plânı çerçevesinde Kıbrıs’ta yeni oyunlar oynanmaya başlandı. İngiltere, Kıbrıs’taki nüfusu Rumlar lehine değiştirme politikası uyguladı.

Ada’daki Rumlar Müslüman soydaşlarımıza her zulmü reva gördüler. 1960’ta karma bir cumhuriyet kuruldu. 1963 ve 1967’de soydaşlarımıza büyük katliam yapıldı. EOKA lideri Sampson 1974’te Büyük Yunanistan ideali uğruna, Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios’a karşı bir darbe yaptı. Kıbrıs’ı Yunanistan’a ilhak edeceğini ilân etti. Çocuk, kadın, sivil demeden Kıbrıslı soydaşlarımıza karşı katliama girişti. Kıbrıs’ta huzur diye bir şey kalmadı.

İktidarda CHP-MSP Hükümeti vardı. Ecevit konuyu diplomatik yöntemlerle çözmek yanlısı iken, Erbakan Kıbrıs’a müdahaleden başka çarenin kalmadığını anladı. Nitekim Ecevit’in görüşmeler için İngiltere’ye gidip Başbakanlığa vekâlet ettiği 3 günlük sürede Hükümet-Genelkurmay Başkanlığı işbirliği ile Kıbrıs Barış Harekâtı kararı alındı. Asker,  kahramanlığını ispat etti. Kıbrıs’ın üçte biri elimize geçti. Kıbrıs problemi kökünden çözüldü.

Kıbrıs Kurtlar Sofrasında

Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan sonra elde edilen topraklar üzerinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) kuruldu. Rauf Denktaş cumhurbaşkanı seçildi. Ada’ya huzur ve barış gelmişti ama küresel güçler ve Siyonizm’in plânı sona ermiş değildi.

Kıbrıs’ta barışın yolu Türkiye’nin kararlılığından geçiyordu. Bunu Kıbrıs Barış Harekâtı’nda yakından gördük. Rumlar, sözden ve insan haklarından anlamıyordu. Tâvizkâr davranıldığı sürece yeni tâvizler koparmaya çalışıyorlardı.

BM eski Genel Sekreteri Mısırlı Diplomat Boutros Ghali’nin Kıbrıs’taki mücadelesi bunun örneğiydi. Babası Osmanlı’yı yıkmak ve parçalamak için çalıştığı gibi; kendisi de Türkiye’yi ve İslâm âlemini parçalamak için çalışmıştı. (Davam, Necmettin Erbakan, MGV Yy. Sh. 167)

AKP’ye güvenen kitleler Kıbrıs’ta kesin çözüme ulaşılacağına inanıyordu. Sağlıklı bir çözüm üretemeyen AKP Annan Plânı’na teslim oldu. “Çözümsüzlük çözüm değildir” sözüyle kitleleri uyuttu. Buna rağmen Rumların karşı oylarıyla Annan Plânı reddedildi. Bu sonuç, AB’nin Rumlara karşı tavır almasını gerektiriyordu. Aksine Rumları mükâfatlandırdılar. AB içine aldılar. AB uğrundaki 55 senelik geçmişine rağmen Türkiye’ye ev ödevleri vermeye devam ettiler. Rumları da Türkiye’ye karşı itibarlı duruma getirdiler.

AB’nin ne kadar taraflı hareket ettiğine bakın ki, Kıbrıs’ta soydaşlarımız soykırıma tabi tutulur, çocuk ve sivil halk demeden katliama uğrarken, bu vahşeti Kıbrıs Barış Harekâtı ile durdurmaya çalışan Türkiye’yi, AİHM 90 Milyon Euro tazminat ödemeye mahkûm etti. Bütün bu uygulamalar, stratejik öneme sahip Kıbrıs konusunda Batılıların ne kadar kararlı olduğunu göstermiyor mu

Kıbrıs’ı Rumlaştırma Planı

Kıbrıs’ta siyasî ve askerî yöntemlerle sonuç alamayan küresel güçler şimdi de Dinler arası Diyalog bahanesine sarılarak Ada’yı Rumlaştırmaya çalışıyorlar. Bu iş için uluslararası güçler de devrede. Onlar Türkiye’yi, Kıbrıs’ta amaçlarına ulaşmanın önünde en büyük engel görüyorlar. Asıl amaçları da Kıbrıs’ı Türkiye’den ayırmak.

BM, 18 Eylül 2014’te din adamlarını bir yemekte bir araya getirdi. Burada, güya Kıbrıs sorununun çözümü ve geleceğini konuştular. BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide şu açıklamayı yaptı: “Dini liderler Ada’nın yeniden birleştirilmesi için yapılan çalışmalara destek veriyorlar.” Başpiskopos Hrisostomos da bu görüşe şöyle destek verdi: “Kıbrıs’ta dini diyalog çalışmalarını destekleyeceğiz.”

Dinler arası Diyalog çalışmaları 1965’te başlayan bir Vatikan projesidir. Hıristiyanlık gerilemeye başladığı için böyle bir projeyle varlıklarını ve plânlarını sürdürmeyi amaçlıyorlar. Gerek Diyanet İşleri Başkanı, gerekse İslâm âlimleri, “hak dinin yalnız İslâm olduğu” gerekçesiyle Dinler arası Diyalog diye bir çalışmanın yapılamayacağını belirtiyorlar. Gerçekte BM ve Batılılar, bir din telkininden çok, üstü kapalı casusluk faaliyeti yapıyorlar.

Bugün Kıbrıs’ta, bu yöntem kullanılarak soydaşlarımızın manevî direnci kırılıp asimile edilme çalışmasının startı verilmiştir. Kıbrıs’ta nüfus dengesinin Rumlar lehine değiştirilip Ada’yı Rumlaştırma plânının uygulanmasına başlanmış bulunmaktadır.

Türkiye’de siyaset kurumu ve medya yoluyla “ver, kurtul” kolaycılığına kaçan bir zihniyet oluşmuştur. Türkiye, tarih boyu stratejik özelliğini hiç kaybetmemiş olan Kıbrıs konusundaki duyarlılığını her zaman korumak zorundadır.