Tuhaf bir soru bu. 1974 tarihinden beri Kıbrıs bir huzur ve turizm beldesi. 1974 öncesinde yaşananlar yürek yakıyordu. Müslümanlar evlerinde korku içinde idiler. Banyolarda öldürülen toplu insanlar, köyleri ve evleri basılanların çığlıkları yürek yakıyordu.
Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan sonra emperyalizmin keyfi kaçtı. Durduk yerde Müslümanlar önemli bir kazanım elde etti. O gün bugündür, bin hile, desise ve tuzaklar ile bitmez tükenmez oyunlar oynanıyor. Bu huzur beldesi yeniden bir kaosa sürükleniyor.
Batı’ya gönül verenler, onların bir dediklerini iki etmek istemiyorlar. Çünkü dayanaklarını yitireceklerinden endişe ediyorlar. Sanki iktidara gelenler pamuk ipliği ile bağlılar. Küçük bir dokunuşla yerlerinden olacaklarından endişelidirler.
Türkiye, bir yüzyıldır hamaset ve korku içinde. Korkuyu hamaset ile yenmeye çalışıyorlar. Sürekli bir gerilim olduğundan olayların aslı ve özü kavranmada güçlük çekiliyor. Dikkatler ısrarla bir yere yönlendiriliyor ya da dağıtılıyor. Bu durum sadece bu iktidar döneminde değil, neredeyse bütün iktidar dönemlerinde yaşanageliyor. Gerçekler bir bakıma böylece göz ardı oluyor. Sonuçlar ondan sonra ortaya çıkıyor.
Kıbrıs, bir huzur beldesi. Oradakilerin yaşama biçimleri, özlemleri ne olursa olsun Kıbrıs bizim toprağımız, bizim beldemiz ve bu insanlar bizim. Bir baba; haylaz ve yoldan çıkmış bir evladını ölüme, uçuruma terk eder mi?
Yakın zamanda ESKAD tarafından Kıbrıs’a davet edildiğimde gördüğüm, gözlemlediğim önemli hususlar var. Girne’de, sahil boyunca alkolün su gibi aktığı bir yerde, namaz vakti geçmiş olmasına rağmen insanlar camide namaz kılmak için akın ediyorlardı. Cuma namazlarında camiler dolup taşıyormuş. ESKAD’lı gençler köylere kadar gidiyor, iftar programları düzenliyor. Sadece onlar değil, diğer sivil toplum kuruluşları da yoğun çalışıyorlar. Kıbrıslı ortaöğretim çocuklarına çok yönlü eğitim veriyorlar.
Durduk yerde günlerdir İsviçre’de görüşmeler yapılıyor. Bu görüşmeler neyin nesidir? Kıbrıs için kiminle ve neden yeniden bir araya getiriliyor, buluşturuluyor? Türkiye üzerindeki baskı nedir, bir zorunluluk mu var? Akla gelen sorular bunlar.
İsrailliler Kıbrıs’ta sürekli toprak alıyorlar. Bunun bir gerekçesi yok mudur?
Kıbrıs aynı zamanda Türkiye’nin Akdeniz’deki üssü ve kalesi.
Müslümanların yaşadığı coğrafya lime lime edilirken Kıbrıs’ın Rumlar ile bütünleştirilmesi düşüncesi kabul edilebilir değil.
Kıbrıs’ın bir de manevi bir tarafı var. Sevgili Efendimiz’in fethedileceğine dair muştusu olan bir belde. Peygamberimiz’in halası Ümmü Haram, Kıbrıs’taki anılışı Hala Sultan orada medfun. Merhum Erbakan Hoca, ATV’de katıldığı bir programda Kıbrıs fethi ile ilgili asıl niyetlerinden birinin bu olduğunu söylemişti. Ne yazık ki iktidar ortağı CHP’nin direnemeyişi sonucu Hala Sultan’ın medfun bulunduğu bölge Rum kesiminde kalmıştı. Hala Sultan, 90’lı yaşlarda sefere katılmış, huysuz bir katırın düşürmesiyle şehit oluvermişti. Bir tevafuk sonucu yoğun araştırmalarım sonucu epeyce bilgi derlemiş Hala Sultan ile ilgili bir öykü yazmıştım, Yedi İklim dergisinde yayımlanmıştı. Bu sayıyı Erbakan Hoca’ya takdim etmiştim, mutlu olmuştu. Bu öykü Rüya Rüya İçinde kitabımda yer alıyor.
Kıbrıs ziyaretimde arkadaşlar beni Girne’nin doğu sahilinde medfun bulunan Hz. Ömer’in merkadına götürdüler. Bu, bizim bildiğimiz, Hz. Ömer değil, sahabeden biri. Efendimiz’in muştusu üzerine orayı fethetmek için Kıbrıs’a gelip şehit olanlardan biri. Kaldı ki o dönemde Müslüman Arapların denizcilik deneyimleri de pek yok. Ama bütün zorlukları aşıyor, Kıbrıs’a çıkıyorlar.
Kıbrıs’ın hem maddî hem de manevî bir değeri var. Baskılara direnememek, boyun eğmek sonucu Kıbrıs feda edilmemeli. Ne yazık ki Milli Görüş çevresi dışında bu girişimlere kimse tepki vermiyor. Bu görmezlik, duymazlık, ilgisizlik ve sessizlik neden? Evet, neden?