Doğu Akdeniz deki mevcut hidrokarbon, doğalgaz ve petrol
rezervleri, Kıbrıs ın jeo-stratejik konumuna ek olarak enerji konusundaki
stratejik önemini de ön plana çıkarmıştır. Bölge ülkelerinden İsrail başta
olmak üzere, Lübnan, Mısır, Suriye, bu potansiyelden faydalanmak amacıyla Güney
Kıbrıs Rum Yönetimi ile çeşitli işbirliği içerisine girmiş ve bazı ülkeler
Kıbrıs Rum Yönetimi ile bu konuda münhasır ekonomik bölge anlaşmaları
imzalamışlardır.
Özellikle Yunanistan ın başını çektiği Doğu Akdeniz deki
münhasır ekonomik bölge politikası, Türkiye ile siyasi sorun yaşamakta olan
ülkeleri de harekete geçirmiştir. Avrupa Birliği nin büyük desteğini arkasına
alan Yunanistan, yeni hamleler başlatarak Türkiye yi Kıbrıs konusunda köşeye
sıkıştırmayı amaçlamaktadır. Avrupa Birliği içerisinde münhasır bölgeler
konusunda özellikle Fransa nın takındığı tutum dikkat çekicidir. Keza, Ak Parti
hükümetiyle büyük sorun yaşayan Sisi nin de bu yapılanmayı bir can simidi
olarak görmesi aslında beklenen bir gelişme olmuştur.
Nitekim Yunanistan Başbakanı Aleksis Çibras, Mısır Devlet
Başkanı Sisi ve Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Nicos Anastasiadis i bir araya
getiren zirvenin asıl amacı Türkiye yi ekonomik münhasır bölgeler ile köşeye
sıkıştırmaya yöneliktir. Burada Mısır ın ön planda olmasının asıl nedeni,
Türkiye ile yaşamakta olduğu gerginlikten kaynaklanmaktadır. Bu arada Mısır,
522 mil ile Doğu Akdeniz de en uzun kıyı şeridine sahip ikinci ülke
konumundadır. Mısır, 2003 yılında Hüsnü Mübarek döneminde Kıbrıs Rum Kesimi ile
münhasır ekonomik bölge anlaşması imzalamış ve bu anlaşma Türkiye de büyük
infiallere neden olmuştu. 2013 te Müslüman Kardeşler yönetimi sırasında bu
anlaşma ilga edilmiş ve Türkiye nin rahat nefes alması sağlanmıştı. Yunanistan,
Müslüman Kardeşler in askeri darbe ile yönetimden uzaklaştırılmasından sonra,
Sisi Yönetimi ile bu konuda yeniden işbirliği içerisine girmeyi yeğlemiştir.
Düşmanımın düşmanı dostumdur düşüncesiyle hareket eden Sisi, Yunanistan ve
Güney Kıbrıs Rum Kesimi ile bu konuda hemfikir olması gayet tabiidir.
Güney Kıbrıs Rum Kesimi ile 2007 de benzer anlaşma yapan
Lübnan ise, Türkiye ile olan ilişkilerini zora sokmamak amacıyla bu anlaşmayı
hala yürürlüğe sokamamıştır. Burada kilit rol oynayan İsrail ise, hem kendi
münhasır bölgesi ilan ettiği ve bu konuda Lübnan ile sorun yaşadığı Levathan
bölgesinde bulduğu zengin doğalgaz yatakları, hem de Kıbrıs taki yatırımlarıyla
ön plana çıkmaktadır. Türkiye ile ilişkilerini el altından en üst düzeyde
sürdürmekte olan İsrail ise, Kıbrıs taki olası gelişmeleri de dikkate alarak,
Türkiye ile olan stratejik ilişkilerinin zarar görmemesi için denge politikası
uygulamaya çalışmaktadır. İsrail, Türkiye nin boru hattıyla Kıbrıs a
sağlayacağı barış suyu projesinden ileride Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile
birlikte faydalanmak için de şimdiden çalışmalar yürütmektedir.
Türkiye de birçok analist, Yunanistan ın ekonomik krizine
dem vurarak Kıbrıs konusunda aktif taraf olmadığı zannı içerisindedir. Tam
aksine Yunanistan, münhasır ekonomik bölge anlaşmalarına bel bağlamış olup,
Kıbrıs ı da dış politikasının en üst düzey önceliği olarak görmektedir. Nitekim
Çipras, Kıbrıs Rum Kesimi Temsilciler Meclisi nde yaptığı konuşmada; Türk-Yunan
ilişkilerinin normalleşmesinin Kıbrıs sorununun çözümüne bağlı olduğunu
vurgulamıştır. Avrupa Birliği ni arkasına alan Yunanistan, garantörlükten
vazgeçebileceği vurgusunu yaparak bu konuda Türkiye yi yalnızlaştırma ve köşeye
sıkıştırma politikası uygulamaya çalışmaktadır. Yunanistan, bu çıkışla
garantörlük kartını dolaylı olarak üyesi olduğu AB ye devretmeyi ve Türkiye nin
elindeki kozu boşa çıkarmayı düşünmektedir. Kıbrıs ta Dhekelia ve Akrotiri deki
İngiliz egemenliğindeki üslerden dolayı, İngiltere nin de Türkiye gibi
garantörlükten ayrılmaya sıcak bakabileceği uzak bir ihtimaldir. Kıbrıs ta,
milli çizgi takip eden ve tavizkâr davranmayan Derviş Eroğlu ndan sonra,
Türkiye ile birçok konuda fikirleri kesişen, özdeşleşen ve AB de yeni
fasılların açılmasında önemli katkılar sağlayacak olan KKTC nin çiçeği
burnundaki cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı nın, AK Parti Hükümeti ve dolayısıyla
Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayip Erdoğan ile polemik yaşaması birçok müphem soru
işaretlerini de beraberinde getirmektedir.