Binlerce şehidimizin aziz kanları ve mücahitlerin büyük gayretleri sayesinde münevver bir İslam beldesi olarak bugünlere gelen Kıbrıs’taki İslami kimliğimiz tehdit altında. Özellikle Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) kontrolü altındaki tarihi mekânlarımızda inanç değerlerimizi rencide edici olaylar yaşanıyor. Bu menfur olaylardan sonuncusu Larnaka’daki Zuhuri Tekkesi’nde düzenlenen bira festivali oldu.
Cezire Derneği, Kıbrıs'taki Osmanlı ve İslâm mirasını yalnızca korunması gereken tarihî eserler olarak değil, aynı zamanda dinî kimliğimizin ve ecdadımıza karşı taşıdığımız mesuliyetin bir parçası olarak görüyor. Kıbrıs’a yönelik kültürel çalışmalarıyla dikkat çeken Cezire Derneği’nin Genel Başkanı Mustafa Kureyşi, konuyla ilgili olarak Millî Gazete Haber Müdürü Abdussamet Karataş’ın sorularını cevapladı.

ZUHURİ TEKKESİ’NİN HİKÂYESİ
Hocam bu kadar önemli bir konuya temelinden başlamak isterim. Zuhuri Tekkesi, bizler için ne anlam ifade ediyor? Zuhuri’nin hikâyesini Kıbrıslı bir aktivist-araştırmacı ve yazar olarak sizden dinleyebilir miyiz?
Kıbrıs Türkleri arasında nesilden nesile aktarılan rivayete göre, Osmanlı devrinde Lârnaka'da yapılan bir kazı sırasında toprak altından bozulmamış bir insan bedeni çıkar. Kim olduğu bilinmeyen bu zat, bedeninin zuhur etmesi sebebiyle Zuhuri Baba (kuddise sirruhu) Hazretleri olarak anılırdı. Ecdadımız, bu hadiseyi Allah'ın bazı kullarına ihsan edebileceği bir keramet olarak değerlendirmiş, kendisine hürmet göstererek burada bir türbe inşa etmiştir. İslâm geleneğinde peygamberlerin bedenlerinin çürümeyeceğine dair rivayetlerin yanı sıra Allah'ın dilediği kullarına keramet ihsan edebileceği inancı da vardır. İmam Mâlik'in el-Muvatta adlı eserinde Uhud şehitlerinin bedenlerinin yıllar sonra bozulmamış halde bulunmasına dair nakiller de bu çerçevede hatırlanmaktadır. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), Müslümanların deniz yoluyla, padişahların tahtlarına kuruldukları gibi gemilere binerek Allah yolunda gazaya gittiklerini gördüğünü müjdeledi (Buhari, Müslim). Bu müjdeye nail olmak isteyen sahabiler, Muaviye'nin (radıyallahu anh) kumandasında 648 yılında Kıbrıs seferine katılmışlardır. Bu seferle bağlantılı olarak anılan ve Lârnaka'da medfun bulunan Peygamber Efendimiz’in süt teyzesi Ümmü Haram (radıyallahu anha), yani Hala Sultan, bu tarihî bağın en mühim simalarındandır. Zuhuri Baba'nın Hala Sultan'a yaklaşık beş kilometre mesafede bulunan türbesi ve bedeninin bozulmadan ortaya çıktığına dair rivayet, onun bir sahabi olabileceği ihtimalini akla getirmektedir. Ancak bu hususta kesin bir tarihî delile sahip değiliz. Allah en doğrusunu bilir. Kesin olan, ecdadımızın Zuhuri'yi sıradan bir kimse olarak görmediği ve hatırasını muhafaza etmek üzere türbesini, ardından da tekkeyi inşa ettiğidir. İnşa tarihi bilinmiyor; lâkin 1848 tarihli sicillerde, Zuhuri Türbesi’nin inşasında eksik kalan kısımların tamamlanmasına ilişkin bilgiler bulunmaktadır. Bugün gördüğümüz Zuhuri Tekkesi ise 19. yüzyılda yenilenmiştir.
OSMANLI'DAN GÜNÜMÜZE UZANAN BİR MİRAS
Zuhuri Türbesi özelde Kıbrıs Müslümanları, daha da genelde ise dünya Müslümanları için neden bu kadar önemli? Bu güzide mekân hangi özellikleriyle öne çıkıyor ve mevcut durumda hangi sorunlarla karşı karşıya?
Zuhuri Tekkesi, yalnızca bir cami ve türbeden ibaret değildir. Kesme taş işçiliği ve iki kubbeli mimarisiyle dikkat çeken yapı; geçmişte bünyesinde barındırdığı medrese, sıbyan mektebi, derviş hücreleri, bahçe ve diğer birimleriyle Osmanlı Kıbrısı'nın dinî ve içtimaî hayatını yansıtan mühim bir külliyedir. Cami, türbe ve eğitim mekânlarını bir araya getiren bu yapı, çevresindeki ticarî hayatla da bütünleşmişti. Zaman içerisinde tekkenin minaresinin külah ve şerefesi yıkılmış, avlusunun bir kısmı otoparka dönüştürülmüş, cami ise ibadete kapatılmıştır. Tekkeye ait dükkânların kira gelirleri ve vakıf mülkü üzerindeki haklar da cevap bekleyen meseleler arasındadır. Minarenin yeniden inşası, caminin ibadete açılması ve temel dinî ihtiyaçların karşılanması ise hâlâ çözüme kavuşmamıştır.

“2020'DE VERDİĞİMİZ MÜCADELE...”
Hocam sizinle 6 yıl önce Millî Gazete’de, çok ses getiren bir röportaj gerçekleştirmiştik. Anlaşılan Zuhuri Tekkesi'nde 6 yıldır düzelen hiçbir şey olmadığı gibi işler daha da kötüye gidiyor gibi!.. Bu konuda düşünceleriniz nelerdir?
2020 yılında Lârnaka Belediyesi, Evkaf'a ait Zuhuri Tekkesi'nin bulunduğu alanın yeniden düzenlenmesi için Avrupa Birliği'nden fon aldı. Proje kapsamında tekke avlusunun yeşil bir alana dönüştürülmesi, ziyaretçiler için dinlenme alanları oluşturulması ve ticarî faaliyetlere yer verilmesi planlanıyordu. Alkollü içki satışı ihtimali ise ciddi endişelere yol açtı. Vakıf mülkünün hakları ve gelirleriyle ilgili meseleler çözüme kavuşmamışken, belediyenin bu alanı ticarî faaliyetler ve ziyaretçilerin eğlenip dinlenebileceği bir yer olarak düzenlemeyi planlaması kabul edilebilir değildi. Cezire Derneği olarak, özellikle bu ihtimale karşı çıkarak kampanya başlattık. Kıbrıs'ın İslâm tarihini araştırmayı ve tanıtmayı kendisine vazife edinmiş bir dernek olarak, Lârnaka Müftüsü Şâkir Alemdar İmam Efendi ile birlikte meseleyi gündeme taşımak için çalıştık; kamuoyunu bilgilendirdik ve ilgili makamlara sesimizi duyurduk. Bu mücadele neticesinde Lârnaka Belediye Başkanı Andreas Vyras, yazılı olarak tekkede alkollü içki satılmayacağını ve projenin cami ile tekkenin ehemmiyetine riayet ederek bu ehemmiyeti artıracağını taahhüt etti. O dönemde meseleyi çözüme kavuşturduğumuzu düşünüyorduk. Nitekim 10 Haziran 2020 tarihinde Millî Gazete'de yayımlanan röportajımda bu mücadelemizin zaferini şu şekilde anlattım: “Tarihi tekkemizi bar yapmak istediler, engelledik.”
“VERİLEN TAAHHÜTLERE NE OLDU?”
Hocam geçtiğimiz ayın sonlarında Zuhuri Tekkesi’nde utanç verici bir olay yaşandığını biliyoruz. Rumlar bu mübarek mekânda bira festivali düzenlediler ve siz de bu rezalete yine en sert tepkiyi veren isim oldunuz. Süreci sizden dinleyebilir miyiz?
Kasım 2023'te Lârnaka Müftüsü Şâkir Alemdar İmam Efendi ile yaptığımız bir ziyaret sırasında, Zuhuri külliyesi içerisinde, Caffè Nero'nun karşısındaki lokantada bira bulunduğunu gözlemledik. Ardından 28 Eylül 2025'te tekke kompleksinde bir bira festivali düzenlendi. Son olarak 26 ve 27 Eylül 2026 tarihlerinde bir başka bira festivali gerçekleştirildi. Son festivalde yüksek sesli müzik eşliğinde eğlence düzenlendi ve faaliyetler gece geç saatlere kadar sürdü. İnsan sormadan edemiyor: Böyle bir etkinlik için başka bir yer bulunamaz mıydı? Bir cami ve tekkenin bulunduğu tarihî dinî mekânın böylesi bir eğlence için tercih edilmesinin sebebi nedir? Belediye Başkanı'nın yazılı taahhütleri, Lârnaka Belediyesi’nin samimiyeti açısından bir turnusol kâğıdı olmuştur. Ne yazık ki yaşananlar, verilen sözlerin gereğinin yerine getirilmediğini göstermektedir. Üstelik Lârnaka Belediyesi’nin bu tarihî ve dinî mekânın hangi amaçlarla kullanılabileceği hususunda sınırları giderek zorladığı görülmektedir. Bu duruma sessiz kalınması, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ndeki (GKRY) diğer makamlar için de yanlış bir emsal teşkil edebilir. İslâm dinî müesseselerine ait vakıf mallarının anayasal hükümler, mülkiyet hakları ve Müslümanların dinî mirasına gösterilmesi gereken hürmet dikkate alınmaksızın kullanılabileceği düşüncesine kapı aralanabilir. Mesele yalnızca bira satılması veya festival düzenlenmesi değildir. Asıl mesele, İslâmî bir vakıf mülkünün dinî kimliğine, hukukî statüsüne ve tarihî maksadına ne ölçüde riayet edildiğidir.

CAMİNİN TEMEL İHTİYAÇLARI BEKLERKEN BİRA FESTİVALİ NASIL OLUR?
Larnaka Belediyesi, bu tarihi mekânda hangi zorlukları çıkarıyor?
Tarihî eser statüsü sebebiyle korunması gereken bu yapıda minarenin yeniden inşası gibi temel meseleler gündeme alınmamış; caminin ibadete açılması ve Lârnaka Müftüsü Şâkir Alemdar'ın talep ettiği şadırvan ile içme suyu gibi ihtiyaçlar da karşılanmamıştır. Caminin temel ihtiyaçları beklerken tekke kompleksinde bira festivalleri düzenlenmesi, belediyenin önceliklerini sorgulamamıza sebep olmaktadır.
ANAYASA VE VAKIF HUKUKU
Anlattıklarınız doğrultusunda şunu anlıyoruz ki; tarihi değere sahip bir vakıf eserimiz Rumların elinde harcanmaya devam ediyor ne yazık ki. Peki hukuki mücadelede elimiz ne kadar güçlü? Kıbrıs yasaları ve kanuni müktesebat bu konuda ne diyor?
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 1960 yılında kabul edilen Anayasası'nın 110. maddesinin 2. fıkrası, vakıf müessesesini ve Ahkâmü'l-Evkaf hükümlerini tanımaktadır. İlgili hüküm şöyledir: Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası, Madde 110 (2): "Vakıf müessese veya tesisini veya vakıfları veya, camilere ve herhangi diğer bir İslâm dinî müessesesine ait mallar da dahil olmak üzere, herhangi vakıf malları ilgilendiren veya herhangi bir suretle bunlara tesir eden bütün konular, münhasıran Ahkâmü’l-Evkaf ve Türk Cemaat Meclisi’nce çıkarılan veya yapılan kanun ve nizamnamelere tabidir ve bunlara göre ve bunlar gereğince idare olunur ve hiçbir teşriî, icraî veya herhangi diğer bir muamele, bahis konusu Ahkâmü’l-Evkafı ve Türk Cemaat Meclisi’nin bahis konusu kanunlarını ve nizamnamelerini ihlâl edemez veya onlara üstün gelemez veya müdahale edemez.” Bu hüküm, camiler ve diğer Müslüman dinî müesseselerine ait mallar dâhil vakıf mülklerini ilgilendiren konularda Ahkâmü'l-Evkaf'ın ve Türk Cemaat Meclisi’nin ilgili mevzuatının ehemmiyetini açıkça ortaya koymaktadır. Dolayısıyla Zuhuri Tekkesi meselesi, yalnızca bir belediyenin çevre düzenlemesi veya turizm projesi olarak ele alınamaz. Vakıf mülkünün statüsü, dinî mahiyeti ve ilgili makamların hakları da dikkate alınmalıdır.

“KKTC'NİN MESELEYE DAHA FAZLA ALAKA GÖSTERMESİ ELZEMDİR”
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) resmi mercileri bu konuyla ne kadar ilgililer?
Anayasa'da mezkur Türk Cemaat Meclisi'nin tarihî ve kurumsal devamlılığı da bu mesele bakımından önem taşımaktadır. Bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Meclisi, Kıbrıs Türk toplumunun kendi kendini idare etme sürecinde ortaya çıkan kurumların devamı olarak, Türk Cemaat Meclisi’nin temsil ettiği cemaatin siyasî ve kurumsal mirasını taşımaktadır. Bu sebeple KKTC makamlarının, adanın yalnızca kuzeyindeki değil, tamamına yayılmış olan İslâmî mirasın korunmasıyla da ilgilenmesi gerektiğine inanıyoruz. Zuhuri Tekkesi örneğinde olduğu gibi, vakıf mülklerinin dinî kimliğine ve hukukî statüsüne riayet edilmemesi karşısında KKTC'nin meseleye daha fazla alaka göstermesi elzemdir. Aynı şekilde anavatan Türkiye, Kıbrıs'ın garantör devletlerinden biri olarak, adadaki Müslümanların dinî mirasının ve vakıf eserlerinin korunmasına gereken ehemmiyeti vermelidir.
BU MESELE NEDEN TÜRKİYE'Yİ DE İLGİLENDİRİYOR?
Peki Türkiye Cumhuriyeti’nin konumunu nasıl değerlendirirsiniz? Ankara’ya bir çağrıda bulunmak ister misiniz?
Bu eserleri yalnızca geçmişten kalan taş binalar olarak görmemeliyiz. Bunlar ibadet, dua, ilim ve içtimaî hayat için inşa edilmiş mekânlardır. Tarihî yapıların korunması mühimdir; ancak imkân bulunan yerlerde aslî dinî işlevlerinin de yaşatılması gerekir. Bir caminin yalnızca tarihî eser olarak muhafaza edilmesi ile Müslümanların ibadetine açık tutulması aynı şey değildir. Bu mirasın korunmasını yalnızca GKRY'nin iyi niyetine bırakmak doğru değildir. İdaremiz dışında kalan eserlerimizin muhafazası için sesimizi yükseltmek, haklarımızı hatırlatmak ve ilgili makamları harekete geçirmek zorundayız. KKTC'nin ve garantörümüz Türkiye'nin bu meseleye gereken ehemmiyeti vermesi, yalnızca Zuhuri Tekkesi için değil, adanın tamamındaki İslâmî miras için mühimdir.
“ADA’DAKİ MUKADDES MİRASIMIZIN KORUNMASINI İSTİYORUZ”
Cezire Derneği başkanı olarak Zuhuri Tekkesi ve Kıbrıs genelindeki benzer tarihi mekânlarımız adına hangi taleplerde bulunuyorsunuz?
Talebimiz açıktır: Lârnaka Belediyesi, 2020 yılında verdiği yazılı taahhütlere uymalı, Zuhuri Tekkesi'nde alkollü içki satışına ve tüketimine izin verilmemeli, mekânın İslâmî kimliğine riayet edilmeli ve İslâmî vakıf malları üzerindeki haklar gözetilmelidir. Gelecekte düzenlenecek faaliyetler ilgili dinî makamlar ve vakıf idaresiyle istişare edilerek tertip edilmelidir. KKTC makamlarını ve Türkiye'yi de bu konuda gerekli girişimlerde bulunmaya davet ediyoruz. Cezire Derneği olarak, adanın yerli Müslüman ahalisinin tarihini ve mirasını araştırmayı, tanıtmayı ve korumayı kendimize vazife edindik. Biz bu eserleri unutmayacağız. Zuhuri Baba'yı, Hala Sultan'ı ve Kıbrıs'ın diğer İslâmî miras alanlarını unutmayacağız. Çünkü bunlar yalnızca ecdadımızdan kalan eserler değil, gelecek nesillere karşı taşıdığımız bir emanettir. 2020'de verdiğimiz mücadeleyle Zuhuri Tekkesi'nin bar yapılmasının önüne geçtik. Bugün ise verilen taahhütlerin yerine getirilmesini ve bu mukaddes mirasın yalnızca tarihî bir yapı olarak değil, dinî kimliği ve vakıf hukuku ile birlikte korunmasını istiyoruz.
Hocam bu röportaj vesilesiyle Millî Gazete okurlarımıza sunduğunuz değerli bilgiler için çok teşekkür ederiz.
- Rica ederim, ben teşekkür ederim.




