BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

ARADAN 43 yıl gibi uzun bir süre geçmesine rağmen, Rumlar 20 Temmuz 1974’teki Kıbrıs Barış Harekâtını hâlâ hazmedebilmiş değiller. KKTC’nin kurulmuş olmasını da. Barış Harekâtı öncesine kadar Türkler ve Rumlar bir arada yaşıyordu. Rumlar Ada’daki Türk varlığından rahatsızdı. Her fırsatta saldırıyor, kan döküyorlardı.

1974 öncesindeki 25 senede yaşanan katliamlar tam bir vahşetti. Kanlı Noel, Banyo, Murat Ağa, Atlılar, Sandallar gibi nice katliamlar yaşandı. Özellikle 1963 ve 1974’tekiler soykırıma varan bir vahşet özelliğindeydi. Dünyada benzeri görülmeyen bir canilik! Belgesellerdeki görüntüleri bakmaya yürek dayanmıyor.

Türkiye’deki yöneticiler, 1974 öncesi katliamlara ABD ve BM’nin baskısıyla müdahale edemediler. 1974’teki koalisyon hükümetinde Milli Görüş Lideri Erbakan vardı. O, daha siyasete atıldığı ilk yıllarda Kıbrıs’ı “Bir dava ve Anadolu’nun bir parçası” olarak görüyordu.

Akdeniz’in en stratejik adası Kıbrıs, tarih boyu ciddi bir mücadele alanı oldu. Yer altı zenginlikleri ve önemli deniz yolları üzerinde olmasıyla dünyanın gözdesiydi. Sömürgeci güçler Kıbrıs’ı kullanarak Türkiye ve Afrika’daki emellerine ulaşmak istediler. Türkiye’nin kontrolündeki Kıbrıs, yayılmacı politika izleyen İsrail’i rahatsız ediyordu.

Erbakan 1974’te Kıbrıs’ta Rumların Türk varlığını bitirmek istediğini kavradı. Ecevit’in görüşmeler için İngiltere’ye gitmesinden faydalanarak GKB Sancar’la görüştü. Bakanlar Kurulu’nda Kıbrıs’a çıkarma yapma kararı aldı. 3 günlük harekâtta Kıbrıs’ın üçte biri alındı. BM hemen “ateşkes”e karar verdi. Ecevit’in de yurda dönmesiyle harekât sona erdirildi. 

RUMLARIN NİYETİ KÖTÜ

BARIŞ Harekâtı, katliamları sona erdirdi. İki kesim de yeni sınırlarına çekildi. KKTC ve GKRC olarak iki ayrı devlet kuruldu. Ada’ya huzur ve barış geldi.

Büyük Yunanistan idealini unutmayan Rumlar, sonuçtan memnun değildi. Ada’nın tek hâkimi olmak istiyorlardı. Bunun için fırsat kollamaya başladılar. KKTC Cumhurbaşkanlığı’na Mustafa Akıncı’nın seçilmesi Rumları cesaretlendirdi. Çünkü Akıncı, Türkiye aleyhinde sözler ediyor; AB’ye girmek adına taviz sinyali veriyordu. 7 - 11 Kasım 2016’da, BM öncülüğünde Akıncı ve Rum lider Anastasiadis İsviçre’nin Mont Pelerin Kasabası’nda bir araya geldi. Buradaki gizli görüşmede Rum kesimi KKTC’den yüzde 7 toprak istedi.

Barış Harekâtıyla 9.251 km. karelik Kıbrıs’ın, 3.355 km. karelik bölümü Türklerin elince geçti. KKTC, Kıbrıs’ın yüzde 36’sını oluşturan topraklar üzerinde kuruldu.

Kıbrıs problemi 1974’te kesin çözüme ulaştı. Her iki kesimin sınırları belliyken Rum’lar şimdi Kıbrıs’ta ne istiyordu? Gereksiz olan son Cenevre toplantısını iyi niyetle açıklamak mümkün değil. Belli ki, Rumlar yeni hesaplar peşinde.

Rumlara; BM, İngiltere ve Yunanistan cesaretlendiriyor. Toplantının BM’nin gözetiminde yapılması bunun işareti. İngiltere Dışişleri Bakanı Boris Johnson, Akıncı’nın tutumunu kastederek, “Kıbrıs’ta iyimser bir hava var. Yıllardır süren tıkanıklığı çözebiliriz” diyordu. Buradaki niyet belli! Ayrıca Johnson, konuyu AB Dış İlişkiler Konseyi’ne taşıyacağını açıkladı.

TÜRKİYE AKTİF OLMALI

RUMLAR bu ayın sonunda Cenevre’de yeni bir toplantıya hazırlanıyor. İstediklerini elde etmek, hatta Kıbrıs’ta Türkiye’nin garantörlüğünü sona erdirmek için yeni çareler arıyorlar. Kıbrıs’taki kazanımların devam etmesi için Erbakan’ca inanç, heyecan ve kararlılık gerekli. Hoca, Allah Resulü’nün (sav) halası Ümmü Haram’ın -Hala Sultan- medfun olduğu Larnaka’ya ulaşmak istiyordu. Hatta, Türkiye’nin garantörlüğünü, Rumlar dâhil tüm Kıbrıs’ın garantörlüğü olarak görüyor; bu yüzden Kıbrıs’ın tamamını almayı hedefliyordu. O zaman Türkiye daha güçlü olarak masaya oturabilecekti.

Sömürgeci güçler, Ada’nın stratejik önemini çok iyi biliyor; Kıbrıs’ta üs kurabilmek için nice planlar yapıyorlar. Erbakan’dan sonra Türkiye, Kıbrıs’ta aynı hassasiyeti gösteremedi. Hükümet, Annan Planı’nın görüşüldüğü günlerde “Çözümsüzlük çözüm değildir” politikasıyla Kıbrıs’ta taviz verebileceğinin sinyalini verdi.

Hükümet, Kıbrıs konusunun Musul, Kerkük, El-Bab’dan daha önemli olduğunu bilmelidir. Çünkü Doğu Akdeniz’deki bu ada Türkiye’nin güvenliğinde hayati bir öneme sahiptir.

Rumlar, Kıbrıs’ta olayların 1974’ten sonra başladığı yalanını bütün dünyaya yayıyorlar. Önce bu tarihi yanlışın düzeltilmesi gerekiyor. Türkiye delegasyonuna sesleniyorum: 1974 öncesinde Rumların yaptığı soykırım ve vahşeti anlatan belgesellerle Kıbrıs görüşmelerine gidin! Bütün dünya Rumların, can dayanır gibi olmayan cinayetlerine şahit olsun!

Bilinsin ki, Kıbrıs kurtlar sofrasına konulmuş, paylaşılmak istenmektedir. Taviz, tavizi getirecek; ne yapsanız Rumların istekleri bitmeyecektir. Sömürgeci güçler Kıbrıs engelini aşarlarsa sıranın Türkiye’ye geleceği unutulmamalıdır.