Bismillahirrahmanirrahim;

TÜRKİYE, üç kıtanın kesiştiği noktada! Stratejik bir konuma sahip!  Yeraltı ve yerüstü kaynaklarımız zengin. Sömürgeci güçlerin gözü ülkemiz üzerinde. 82 milyon, bu güzel ülkede birlikte yaşıyoruz. Gözetmemiz gereken hassasiyetlerimiz var. 35 senedir terörü ülkemize “belâ” eden ABD’ye karşı çok dikkatli olmak zorundayız. En temel ihtiyacımız Türkiye’de “iç barış”ın sağlanması.

Böyle bir atmosferde yerel seçimlere gidiyoruz. İktidar değişikliği olmayacak. Halk yerel yöneticilerini seçecek. AKP’nin teşkilât içinde ciddî sıkıntıları var. Bu yüzden dikkatleri başka tarafa çekerek seçimleri “genel seçim” havasına sokmak istiyor. “Beka sorunu” iddiasının sebebi bu! AKP’yi uyarıyorum: “Lütfen, tabiî olanı bozmayın!” Çünkü asıl sorumluluk mevkiinde olan sizsiniz!

Erbakan Hoca’nın öncülüğünde başlayan Millî Görüş hareketi 50 yıllık sınavını yüz akıyla verdi. Hep ülke menfaatlerini öncelediler. Gelecek seçimler değil, gelecek nesiller için çalıştılar. Davaya ve lidere olan sadakat ve vefakârlığı hep diri tuttular.

Daha siyasete girmeden önce, Şubat 1969’da Erbakan Hoca’nın Denizli’de verdiği “İslâm ve İlim” konferansını dinleme imkânı buldum. Yarım asırlık destanlık Millî Görüş yürüyüşünün şahidiyim. Millî Görüşçüler ilk günkü hedef ve heyecanı hep muhafaza ettiler. Hem de nice bedeller ödemek pahasına. Şu an da Saadet Partisi’ni sevk ve idare eden YİK, GİK, il başkanları olarak hepsi Erbakan Hoca’yla çalışmış kadrolar.

 KÖTÜ SÖZ SAHİBİNİNDİR

AKP, baştan beri, yanlış politikalarını hatırlatan Saadet Partisi’ni kendi varlığına engel gördü. Yok saydı; seçim barajında ısrar etti; tanıtma fırsatı vermedi. Millî Görüşçülerdeki Türkiye sevdası, her engeli aşarak bugünlere getirdi.

Ankara’daki “muhteşem” Aday Tanıtma Programı sonrası halkın dikkati yeniden Saadet Partisi’ne çevrildi. AKP bundan rahatsız oldu. Bel altı vurmaya girişti.

Saadet Partisi daha işin başında 1.390 seçim bölgesinin hepsinde “tek başına” seçime gireceğini duyurdu. İcraatları da bu yönde! Buna rağmen AKP Genel Başkanı bir TV kanalında HDP’yi kast ederek, “İyi Parti’nin, Saadet Partisi’nin bunlarla iş tutmasının izahı mümkün değildir” sözünü etti.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, 3 kere, “Yazıklar olsun!” diyerek iftiraya tepki gösterdi: “Biz seçimlere tek başımıza giriyoruz. Ucuz iftiralara başvurmaları çözüm üretemediklerinin açık itirafıdır.” (03.02.2019).

Seçim kampanyalarında hakaret, yalan, iftira, kara propagandayla dumanlı bir seçim atmosferi oluşturmaya çalışanlar var. “Üslûbu lisan, ayniyle insan” demişler. Yani, kötü söz kişinin karakterini yansıtır. Ortalığı bulandırma, savaş dönemlerinde düşmanın kullandığı bir yöntemdir. Bu ülkenin tek vatandaşı bile birbirini karalama basitliğine düşmemelidir.

Karamollaoğlu, kendisine yapılan “çirkin” iftiraları cevapladı: “Ben küfredemem! Birisi bana küfrediyorsa; o lâf, o insanı tarif eder. Bu adam, bu kadar aşağılık olabiliyor, demektir. Bir parti başkanının kendisini bu kadar aşağıya indirmesi hoş karşılanabilecek bir şey değildir.” (DHA, 02.02.2019).

 BU ÜLKE HEPİMİZİN!

TÜRKİYE ve bölgemiz her an patlamaya hazır bir bomba durumunda. Hepimiz sorumluluğumuzun şuurunda olmalıyız. Ülkede huzur, barış ve kardeşliği sağlamak, sorumluluk mevkiindeki yöneticilerin görevi. Kamplaştırma, ötekileştirme ülkeye zarar verir. İç barışı korumak konusunda azamî derecede dikkatli olmak zorundayız.

Siyasî partilerin görevi birbirine çamur atmak değil; ülkenin problemlerine çare ve çözüm üretmektir. Saadet Lideri Karamollaoğlu uyarıyor: “Biz ülkenin problemlerini çözmek yerine birbirimizin kuyusunu kazarsak bundan kimse fayda sağlamaz.”

Halk yıllardır süren “kavga siyaseti”nden bıktı. Kimse bu kavgaların tarafı olarak yakınları, eşi, dostuyla kötü olmak istemiyor. Halkın gösterdiği feraseti siyasî partiler de gösterebilmeli. Birbirinizi itibarsızlaştırarak düşmanlarımıza hizmet ettiğinizin farkında mısınız?

Genel başkanlar eskisi gibi, bir masa etrafında niçin bir araya gelemiyorlar? Siz bir araya gelin ki, halk da sizi örnek alsın. Sevgi, hoşgörü ve dostluğun konuşulduğu bir Mevlana’yı anma programında, zamanın başbakanı ve ana muhalefet liderinin birbirine karşı soğuk tutumları hâlâ gözlerimin önündedir. Yöneticilik ve sorumluluk bu mu?

Seçim gelir geçer. Biz yine beraber kalırız. Bu ülke hepimizin! Niçin kucaklaşma üslûbunu kullanmayalım? Düşmanlarımızın pusuda beklediği bir zamanda Türkiye’ye garazınız mı var? Birbiriyle hep kavga halinde olan siyasilerin tutumlarını doğru bulmuyorum. Şehitlerin emaneti olan bir ülke böyle sahiplenilmez. Kardeşliğimizi doyasıya yaşayabilmeliyiz.