Gazeteden eve döndüğümde eski gazeteleri karıştırırken Mısır’daki katliam haberleri ile karşılaştım. Tüm gazeteler üç aşağı beş yukarı aynı başlıkları atmışlar. Katliamı kınıyor, katliam karşısında ABD-İsrail ittifakına dikkat çekiyor bu arada AB’nin de katliama karşı sessiz kaldığına vurgu yapılıyordu.

Başlıklarda özellikle demokrasi şarkısını dillerinden düşürmeyen, her fırsatta Türkiye’de demokrasinin tam olarak işlemediğinden, insan hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğinden dem vuran Batılıların Sisi’nin 3 bin kişinin katlettirişi karşısında dillerini yutmuş olmalarına isyan anlamında “Batsın böyle demokrasi” başlıklarına “Kanlı ittifak”, “Şer ittifakı, ABD, İsrail, AB Mısır’da iç savaş istiyor”, “Kimimizi rükûda kimimizi secdede katlettiler”, “Hedef yeni bir Irak ve Suriye”, “Çadırda diri diri yaktılar” ve “Çok uluslu katliam” gibi daha benzer pek çok başlık acımızı tazeliyor... Tüm bu başlıklar bir gerçeğin ifadesi. Ne var ki, bu başlıklar gerçeği ifade ederken dünya üzerinde oluşturulan sömürü ve köleleştirme düzeninin sahiplerinin sesi çıkmadı, çıkmıyor. Yüksek sesle bir protesto sesi bile Batı’dan yükselmedi. Buna karşılık İslam dünyasının tepkisi ise yaptırıma yol açmıyor. Çünkü şer ittifakının hedefi tek tek İslam ülkelerini karıştırmak, birbirine kırdırmak ve parçalamak. Artık bu gerçeği görmeyen kalmadı.

Tüm bunlar olurken İslam dünyasında kalıcı ve süreklilik arz eden bir tepki sergilendiğini söylemek de mümkün değil. Mesela İslam ülkelerinin sömürgeci ülkelerle ilişkilerinde düne göre bir değişiklik söz konusu değil. Sanki Mısır’da katliam unutulmuş, Müslümanların gündeminden düşmüş gibi. Bunun yanında Suriye’de katliam her gün devam ediyor ama İslam dünyasında tam bir sessizlik ve tepkisizlik hâkim. Sanki Esad’ın cinayetleri kanıksanmış, kimseleri rahatsız etmez olmuş görüntüsü var.

Elbette Orhan Gencebay gibi, “Batsın bu dünya” diyecek değiliz ama, zalimlerin hesap vermesi, yaptıklarına pişman olmaları, pişman edilmeleri, İslam dünyasının tepkileri, ABD, İsrail ve AB ittifakının sessizliği karşısında bir işe yaramıyorsa İslam dünyası olarak bu şer ittifakı ile ilişkilerin gözden geçirilmesi gerekmez mi Yani hiçbir tavır koyma imkanımız yok, şer ittifakına teslim olmaktan zevk almaya mı başlanıldı Eğer bu noktaya gelinmiş ise arada bir bağırıp çağırmanın ne anlamı kalır Hatta olayın hemen arkasından sergilenen tavrında samimiyetinin sorgulanması gerekmez mi Söz gelimi Suriye’de yaşananlar karşısında Esad’a destek veren, Mısır’daki darbeyi darbe olarak nitelendiremeyen, bununla da kalmayıp Sisi’nin 3 bin kişiyi katlettirmesi karşısında sessiz kalarak bu cinayetlere destek veren AB’ye girmek için çırpınıp durmanın anlamı ne olabilir Bir fasıl açılacağı haberleri üzerine sevinç gösterisi doğru bir davranış mıdır

Şahsen Müslümanların böylesine aciz ve çaresiz olduklarına inanmıyorum, inanmak istemiyorum. Çünkü ABD istediği ülkede darbe yaptırıyor, binlerce kişinin katillerini koruması altına alıyor ve bu koruma sebebiyle katiller dokunulmazlık kazanıyor ise bunun böyle gitmeyeceği en azından yüksek sesle ifade edilmelidir. Ama seslendirme inandırıcı olmalı, bir parlayıp arksından sessizliğe gömülmemek gerekir. Müslüman ülkelerin liderleri toplumlarının gönlünü alıcı bir takım açıklamalarla insanları rehavete sürüklememeli. Özellikle de iktidarlarını korumak adına sömürgeci güçlerin elini kuvvetlendirici davranışlardan vazgeçilmeli. Kısacası Müslüman ülkeleri yönetenler kendi halklarına güvenmeyi öğrendikleri gün zincirler kırılabilir, sömürü odaklarının maşaları istedikleri gibi hareket etme imkânını kaybedeceklerdir. Sorun halklarda değil, güdümlü yöneticilerdedir. Ve bir de acıları bu kadar çabuk unutmamak ve kanıksamamak, sürekli diri tutmak gerekir ki, zalimler meydanı boş bulmasınlar.