Dünya bu çağda sosyaliyle ana akımıyla medya üzerinden yönetiliyor. Müslümanların bile zihinleri bağımsız, dirayetli, adaletli, hakşinas düşünme kabiliyetlerini kaybetmiş. Cenab-ı Hak “müminler kardeştir” diyor, benim güzel kardeşim “istemem” diyor. Her konuda benimkiler-sizinkiler ayrımı, fanatizmi dorukta ama kimin benimkiler olduğunu sosyal medyadan öğreniyoruz. Bizden olmayanlara ne kadar düşmanlık edeceğimiz de oradan pompalanıyor. Hatta bu yazıyı okurken de hangi partiye, hangi şeyhe yarar diye temkinle bakan kardeşim, öyle bir gayretle yazmıyorum bu yazıyı. Sana, ona ve en çok da kendime yazıyorum; şahıslara yazıyorum. Kendi adına oku, bir kez olsun Allah’ın karşısında kalacağın günkü gibi tek başına al sorumluluğunu.

Müslümanların kardeş olarak hissedememeleri için kurulu düzen tüm gayretiyle dezenformasyon atağında. Her haber, hatta her söylenti, algı oluşturma amaçlı ve maalesef çoğu denizaşırı üretiliyor. İslam birliği ve bundan önce gelmesi gereken İslam kardeşliği Müslümanların gündeminde yok ama dünya sistemi olur da birbirlerini severler ve bize karşı tek vücut olurlarsa ne yaparız diye tüm güçleriyle bilgi kirliliği oluşturuyor, tüm dünyada Müslümanları o veya bu sebeple birbirlerine düşmanmış gibi hissettiriyor.

Önce Saddam hedefteydi. Müslümanların şuursuzluğu sayesinde Irak’ı ne hale getirdiler, Saddam düşmanlığı kılıfıyla. Belki de kendi patlattıkları kimyasal silahlar bahanesiyle işgal ettiler Irak topraklarını. Saddam’mış. Bazı Batı verilere göre altı yüz bin, İngiliz yardım kuruluşlarına göre bir milyon, Iraklı kardeşlerimizin bazılarının hesabına göre iki buçuk milyon Müslüman katledildi. On binlercesi tecavüze uğradı. Hapishanelerde Iraklı savaş esirlerine resmi üniformalı Amerikan askerlerinin işkence görüntüleri ayyuka çıktı. Ne oldu? Mutlu musunuz, o zamanlar Amerika’nın sözcüsü gibi konuşan Saddam düşmanı kardeşlerim? Hesabını verebilecek misiniz?

Suriye’nin bu hale getirilmesi nasıl başladı hatırlamaz mısınız? Katil Esad söylemleri ile. Ortak bakanlar kurulu toplantıları yapılırken, sınırların açılması konuşulurken nasıl da hızlıca hepimizi onların kötü adamlar olduğuna ikna ettiler, anlayabilene aşk olsun. Şimdi ne oldu? Kaç Müslüman’ın ölümüne ortak oldunuz, Suriye’ye müdahaleye ve peşinden gelen bu katliama kalbinizden verdiğiniz destekle, sevgili Esad düşmanları? Oradaki kardeşlerimiz daha mı rahat ettiler? Daha mı İslami bir ortam oluştu? Kuzeyinde güçsüz bir ülke oluşturularak İsrail’in güvenliği artırıldı mı, artırılmadı mı? Tam da bu planlanmamış mıydı yani? Daha da ötesi milyonlarca evsiz yurtsuz göçmen Suriyeli oluşturuldu. Hem bu insanlar perişan oldu hem komşu ülkelere ek bir ton yük bindi. Ama bence esas olarak “Arz-ı Mev’ud”a ulaşmak için Müslümanların bölgeden tahliyesi ile ileriki işgallere hazırlık yapmış oldular. Ama olsun, katil Esad demek istiyor şuursuz kardeşim, desin. Hatta Suriyelileri istemiyoruz desin, maazallah aynı belayı kendi başına çağırmak anlamına gelen bir fütursuzlukla. İslam kardeşliğinden zerre nasibini almamış bir ırkçılıkla.

Suud’un durumu ortada, kim memnun, ama herhangi biriniz Erbakan Hoca’nın ne Arabistan ne herhangi bir Müslüman ülke veya lideri hakkında ters bir sözünü duydunuz mu? Hayır, tabii ki. Peki neden? Çünkü böyle çıkışlar uzun vadede bu iki ülke halklarını birbirinden uzaklaştırıyor da ondan. İslam ahlakı almamış, şuursuz sözler yakar bizi. Ve bir sonraki adımda Amerika Suudi Arabistan’a müdahale etmeye kalktığında benim dışı Müslüman kafası Batı hayranı ezik kardeşim ona da destek olur, içtenlikle. Neden? MBS kötü, gitsin. E be zavallı kardeşim hâlâ anlayamadın mı ne tiyatrolar oynattıklarını. Suriye’de bazı hedefler Amerikan uçakları tarafından bombalanırken “yeterince bombalanmadı, içimiz soğumadı” diyen pek tanınmış, dünya sisteminden medet uman, acınacak durumda ama yardımsever Müslüman kardeşim, bunun hesabını veremezsin, bil istedim. Sevmediğin komşunun evine hırsız girse içeride komşun varken, çocuklar varken polisin o evi bombalamasını ister misin? Hayır mı? E ne farkı var Suriye’ye bu yapılanın? Zaten sana medyanın hırsız budur dediği, evin sahibiydi, kandırmışlar seni.

Dünyayı yöneten Siyonist para sahipleri, Hoca’nın tabiriyle ırkçı emperyalizm, senin, benim, hepimizin zihnimizi iğfal ederek bizi birbirimize yabancılaştırıyor, unutmayalım.

Dünyanın bugünkü hali ortadayken İran’a her fırsatta laf sokuşturanları da anlamak mümkün değil. HAMAS İran’a teşekkür üzerine teşekkür ederken, Filistin’in elindeki askeri mühimmatın İran’ın büyük desteğiyle oluştuğunu 72 millet söylerken ve İsrail, bunun için Amerika’yı İran’a saldırmaya teşvik ederken bu neyin şuursuzluğu. Irkçı emperyalizm her olayda dış güdümlü medya ve tesir altına alabildikleri sosyal medya ile milletimizin diğer Müslümanlara düşmanlık etmesini sağlamak için elinden geleni yapıyor, görmek lazım. Ülkemizdeki mültecilerle ilgili bazı anketlerde %60’a ulaşan oranda “istemezük” ırkçılığı çıkmış, ama bu Ukraynalılara karşı yok. Her taraftan zihnen kuşatılmışız. Müslümanlar birbirimize düşmanlıkta yarış halindeyiz. Yani aslında bu, ırkçılık ötesi bir şey, hatta din düşmanlığı, ama bunu kendini Müslüman bilenler daha yüksek sesle söylüyor, yazık ki yazık.

2016 ihanetinden sonra nihayet devlet FETÖ’yü hedefe almışken FETÖ’nün önde gelen sosyal medya hesapları bir devlete, bir hükümete atarken bir de İran’a atıyordu. O zaman daha netleşti bende, kendi canını kurtarmaya çalışan biri canhıraş bağırırken bunu niye yapıyor diye. Amerika’nın doğrudan kontrolündeki bu hesaplar uzun vadeli Amerikan çıkarlarını ufak hesaplardan, hatta kendi yerel çıkarlarından üstün tutuyordu. Amerika’nın kontrol edemediği bir idaresi olduğu için her zaman tüm İslam dünyasında ve özellikle ülkemizde İran düşmanlığı körükleniyor, taa ki bu ülkeler beraber olamasın. Hoca kılıklı troll’ler de 400 sene öncesinin siyasi fetvalarını ısıtıp ısıtıp yayınlıyorlar, Amerika’yı mutlu etmek istercesine. Kimi şuursuzca menfaat peşinde, kimi kabullenilmek kompleksinde, kimi daha da beter. Sonra o bitiyor, tekrar Suudi Arabistan’a sıra geliyor. O bitiyor, Esad’a sıra geliyor. Hadi Esad’ın, Saddam’ın, Suud’un siyasal olarak yaptıklarından, adaletsizliklerden dem vurdunuz, İran’a bu Filistin meselesinde laf eden çarpılır yahu. Füzeler İsrail şehirlerinde patlıyor, vurulan askeri üslerin görüntüleri var, bizimki hâlâ tiyatro diyor, Şah İsmail diye birini duymuş çünkü saf kardeşim. Bari meydanlarda sevinç gözyaşı döken Gazzelilerden utanın, verdiği bu moral bile yeter. Adamlar okyanus ötesinden Müslümanları bölmek hedefli raporlar hazırlıyor, bizimki aynısını bilmeden burada tekrar ediyor, İslam adına hem de. Hem de İsrail’e füze attı diye. Fesuphanallah…

Peki, bizi aldatmalarını nasıl önleyeceğiz? Kolay, prensiplerden ayrılmayarak. Prensip ne? İslam kardeşliği, o kadar. Dünyada ve ülkemizde İslam kardeşliği. Irkına, mezhebine, partisine bakmadan, “ama”sız kardeşlik. İster içerde ister dışarda her kim Müslüman kardeşine aşırı suçlamalarda bulunuyorsa itibar etme. Her kim şu veya bu Müslüman ülkeye o ülkenin, hatta icraatları yanlış olan bir lideri üzerinden düşmanlık yaparsa itibar etme, tekrarlama. Müslümanları birbirinden uzaklaştıracak her yapay gündeme diren, karşı çık. Sakın senden değil diye kardeşine küfretme. Senin arkadaşın öteki grubun sevdiği kişiye, liderine hakaret ederse en önce sen itiraz et, sustur onu. Sakın ola ki yanlışı gösterme görevini, düşmanlığa, kindarlığa kurban etme.

En başta Allah’ın rızasını kazanmak için ve sonra da gene aynı sebeple dünyadaki bu zulmü ortadan kaldırmak için İslam kardeşliği ve bununla başat İslam birliği elzemdir. Bu önce kendi zihinlerimizde gerçekleşmelidir, sonrası kolay. Biz birbirimizi seversek Cenab-ı Allah yolları yakınlaştırır hiç şüpheniz olmasın.