“Bu, insanlar için bir açıklama ve müttakiler için yol gösterme ve öğüttür.

Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer mü'min iseniz mutlaka en üstün sizsiniz.

Eğer size (Uhud’da) bir yara değmişse, o topluluğa da (Bedir’de) benzeri bir yara değmiştir. O günleri biz insanlar arasında dolaştırır dururuz. Bu, Allah’ın sizden iman edenleri belirtmesi ve sizden şehitler edinmesi içindir. Allah, zalimleri sevmez.

(Bu) iman edenleri temize çıkarması ve kâfirleri azaltması içindir.

Yoksa siz, Allah içinizden cihat yapanları belirtmeden ve sabredenleri belirtmeden cennete girivereceğinizi mi sandınız?

And olsun siz, ölümü, onunla karşılaşmadan önce temenni ediyordunuz. İşte siz ona, bakarak gözlerinizle gördünüz.

Muhammed, rasülden başka bir şey değildir. Ondan önce de rasüller gelip geçmiştir. Eğer o ölür veya öldürülürse, ökçelerinizin üzerinde geri mi döneceksiniz? Kim iki ökçesi üzerinde geri dönerse, Allah'a hiçbir şeyle zarar veremez. Allah, şükredenlerin mükâfatını verecektir.

Hiçbir kimseye Allah'ın izni olmadan ölmek yoktur. (O ölüm) Sûresi belli bir yazıdır. Kim dünya nimetini isterse ona o nimetten veririz. Kim de âhiret sevabını isterse ona o nimetten veririz. Biz şükredenleri yakında mükâfatlandırırız.

Nice nebilerin yanında birçok Rıbbiyyûn (Rabbe kul olan âlimler) savaştılar da, Allah yolunda kendilerine isabet edenden dolayı ne gevşediler, ne yıldılar ne de boyun eğdiler. Allah, sabredenleri sever.

Onların dedikleri ancak şu idi: "Ey Rabbimiz, bizim günahlarımızı ve işimizdeki aşırılıklarımızı bağışla, ayaklarımızı sabit kıl, kâfir topluluğa karşı bize yardım et.”

Nihayet, Allah onlara dünya nimetini ve âhiret sevabının güzelliğini verdi. Allah, iyilik yapanları sever.” (Al-i İmran süresi ayet 3/138-148)

Bu duyuru, Rabbimiz tarafından Bedir Savaşı’nda kazanan, Uhud Savaşı’na kaybedenlere açıklama olduğu gibi, kıyamete kadar gelecek bütün insanlara ve müttaki insanlara yol gösterme ve öğüttür.

Ecelin değişmeyeceğine, rızkın kesilemeyeceğine, Allah celle celalühten habersiz yaprak kıpırdamayacağına yürekten iman eden ve iman ettiği Kur’an’a Allah Rasülü’nün açıkladığı ve uyguladığı gibi onu örnek alarak uygulayan bir Müslüman, Allah’tan başka kimseden korkmadığı gibi, geçmişte kaybettiklerine üzülmez ve geleceğinin daha iyi olması için gevşeklik, zayıflık, tembellik göstermez.

Sahip olduğu iman, bu dünyada Rabbinin kendisine lütfettiği en değerli kazanç olduğuna iman eden bir Müslüman, o imanla bu dünyanın haramlarından kurtulduğundan, pisliklerinden temizlendiğinden, alnı ak, yüzü pak olarak yalnız Rabbine kulluk etmenin ve kula kul olmamanın hazzıyla, lezzetiyle, sevinciyle Aliyyü’l-A’la/Yüceler yücesi Rabbinin ayetleriyle yücelir.

Çünkü kâfirler, kendileri gibi insanların çıkarlarını korumak için savaşırlar:

“İman edenler Allah yolunda çarpışıyorlar. Kâfirler ise tağutlar (put adamlar) yolunda çarpışırlar. Öyle ise siz şeytanın dostlarını öldürünüz. Muhakkak şeytanın hilesi zayıftır.” (Nisa süresi ayet 4/76)

Dünya insanına havayı, güneşi, toprağı, suyu karşılıksız veren Allah’ın hükmüne razı olanların savaşı Rabbin hâkim olması içindir.

Kendini dünyanın baş belası görenlerin raconlarına göre hareket edenler olarak görenler de kendi gibi insanların yoluna kendini kurban edenlerdirler.

Müslümanların şehit olanları da, kâfirlerin geberip gidenleri de ecelleri geldiği için ölürler ama kimin uğruna savaşmışlarsa ona göre Müslüman şehitler cennete, kâfirken geberenler cehennem gideceklerinden müminler yücedirler.

Tarihe baktığımızda Nemrut’a karşı Hazreti İbrahim aleyhisselam, Firavun’a karşı Hazreti Musa aleyhisselam, Ebu Cehil’e karşı Hazreti Muhammed aleyhisselam galiptirler.

1300 (bin üç yüz) yıldır Çin’den Viyana’ya kadar Müslümanlar adaletle dünyayı yönetiyorlardı.

Bu son dönemlere bakarak umutsuzluğa düşmeyiniz, gevşemeyiniz, zayıflık göstermeyiniz.

“Allah, nurunu tamamlayacaktır.”