Zor bir zaman. Tarihin en karmaşık dönemi. İnsan olgusunun devre dışı olduğu, başka araçlarla yoğunlaştırılmış bir süreç. İnsanların yönlendirilmeleri, etki altına alınmaları ve sürüklenmeleri oldukça rahat. Bu, kimi olaylar ile daha da belirginleşti.

Müslümanlar için bu süreç çok daha önem kazanıyor. Müslümanların birliği, kardeşliği ve bağlılığına tarih tanıktır. Müslümanların birliğini bozanlardan başta Müslümanların kendileri sorumludurlar. Kendilerini korumaya almadıkça ya da dış etkilere karşı tedbir geliştirmedikçe karmaşadan kurtulamayacak.

Müslümanların kişilik bozulması başlıca sorun. Sekularizmin tuzağına düşmüş bulunuyor. Dünyevilik daha ağır basınca dengeleri bozuldu. Batı ve yabancı düşünce karşısında yeni tez geliştirmeden yoksunlaştı.

Kültür emperyalizmi çok etkili oldu. Bu zihnî bozuluş asıl çöküşü getirdi. Kendi kavramlarıyla düşünemez oldu. Birçok kavramın kuşatmasında olunca onlara göre bir hayat tarzının içinde kendini buldu.

İnsanların hayat tarzını belirleyen kurallar kültür eksenlidir.

Müslümanlar içinse din merkezdedir. Dinin kuralları insanlığın iyiliği ve hayrı için olduğundan sonuçları da sağlıklı olur. Günümüzün en temel sorunlarından olan alkol ve zehirleyici beyaz maddeler Müslümanlarca haram bilinir. Haram olma belli bir sınır oluşturur. İster istemez böylesi bir davranışta bulunursa günah işleyeceği ve bunun sonucunda da Öte’de yargılanacağını bilir. Bu, çok keskin ve belirleyici bir durum. Pozitivist düşünce için öte diye bir şey yoktur. Tanrı’nın varlığı bile kuşkuludur. Aklın materyal bakışı ister istemez insanı sınırlar. Fizik ötesine götürmez. İnsanın düşünme alanını ve hayal dünyasını köreltir. Oysa bilinir ki kâinatta insanın görmediği, hissedemediği, dokunamadığı, göremediği milyarlarca olgu var. Bilimin zaman içinde kimi buluşları insan aklının ötesine götürüyor.

Fakat sınırlı bir bakışa mensup insan algısı giderek köreliyor.

Fuhşun getirdiği sonuçlar da ortada. Artık kimi hastalıkların bu aşırılıklardan kaynaklandığı biliniyor. Biliniyor ama bile bile kimi tutkulardan kurtulamıyor. Gene İslâm bu gibi konularda sınırlamalar getiriyor.

İnsanların temel sorunlarından biri güvensizlik. Müslümanların en temel özelliği Sevgili Peygamberimizin sahip olduğu “eminlik” olmalıdır. Eminlik bütün insanlar için geçerlidir. İnsanların birbirlerine olan güvensizliği, salt kendilerini düşünmeleri tam bir bencillik. Bireysellik insanı sorumluluktan uzaklaştırıyor. Oysa bir Müslüman insan için sorumluluk salt kendisiyle sınırlı değil. Önce aile çevresi, akraba, komşu ve çevreye doğru bir daire halinde açılıyor. Bu dairenin içinde sadece Müslüman olanlar yer almaz. Sadece insan da yer almaz. Hemen her canlı bu daire içindedir.

Günümüzde insanlığın üzerine ağdırılan karanlıklar giderek yoğunlaştırılıyor. Zifiri karanlıkta göz gözü görmüyor. Bunun sorumlusu başta Müslümanlardır. Kendi kişiliklerini tam olarak ortaya koyabilseler sonuçlar çok daha farklı olacak. İnsanımız birbirini boğazlayacak kadar gergin bir düzlemde bulunuyor.

Ortak bir düzlemde buluşmak giderek zorlaşıyor. Sakarya’da AGD Erenler Şubesi’nde verdiğim konferansta, yanıma gelen biri şu soruyu yöneltti: “Hocam yazılarınızı çok dikkatle okuyorum. Müslümanların arasında yaşanan gerilimden ötürü cemaat, tasavvuf önderleri ve gruplar bir bayramda Sultanahmet Camii’nde bir araya gelse, kucaklaşsa bu ayrılıkları ve gerilimleri ortadan kaldırsa olmaz mı ” Bu güzel temenniye “Ah keşke olsa!” Bu temenniyi kim istemez. Asıl sorumuz da bu ya. Tabii tepede verilen bu gerilim ve kavgada Müslümanlar büyük zararlar görüyor.

Kalem ehli, gönül ehli insanların önderliği burada çok çok önemli.  Ateşi harlandırıcı nesneler taşımaksızın onu söndürmenin yoluna gidilmeli. Yangın çok büyük ve hepimizi kuşatıyor ne yazık ki.