Kanal Açmak Yerine Ordumuzu Güçlendirelim

Abone Ol

Kanal İstanbul Projesiyle ilgili yazılıp çizilenlere bakıyorum. Hemen hepsi methiye düzmek üzerine. “Yahu bu projeye ne gerek var?” diye sorgulayan çok nâdir. Halbuki sorgulanması lazım. İşte ben yüksek sesle dillendiriyorum: Sahi bu projeye ne lüzum var? Allahu Azimüşşân bize fıtrî bir şekilde Boğazları lutfetmiş. Ona sâhip çıkalım. “İyi de Lozan Antlaşması ile paralel imzalanan Montrö Antlaşması var. O antlaşma ile Boğazlar neredeyse elimizden alınmış….” Lafın gerisini dinlemek istemiyorum. Buraya bir nokta koyuyor ve sadede geliyorum: Bir zorba çıksa, malınızı, mülkünüzü hod be hod gasp etmeye kalksa, ya da sizin kendi mülkünüzü nasıl kullanacağınıza dâir emirler vermeye kalksa, hatta nasıl yaşayacağınıza, nasıl giyineceğinize müdahale etmek istese, ne yaparsınız, ne yapmalısınız? Hemen teslim olup, “Peki! Peki! Sizin dediğiniz gibi olsun!” mu dersiniz. Peygamber Efendimizin (asm) bu konu ile ilgili bir hadis-i şerifi var. Meâlen nakledeceğim: Bir sahabe, Efendimize (asm) soruyor: “Bir zorba gelip malımı almaya kalksa, ne yapayım.?” Peygamber Efendimiz (asm) onunla mücadele etmesini söylüyor. “Ya beni öldürürse?...” sorusuna cevap olarak, “Sen şehit olursun!” buyuruyor. “Ya ben onu öldürürsem?” sorusuna cevap olarak da şöyle buyuruyor: “O Cehennem’e gider.” Burada verilmek istenen temel mesaj şudur: Bir kimse canı, malı, namusu için mücâdele etmeli, teslim olmamalıdır. Bu uğurda hayatını kaybederse, şehittir. Vatan da bu hadis-i şerifte anlatılan değerler manzumesinin en başında gelir.

Gayet açık ve net söylüyorum: Kanal İstanbul Projesine harcanacak para , ordumuzun güçlendirilmesine aktarılmalıdır. Tabancadan tutun, kıtalararası füze yapımına, kendi savaş uçağımızı ve helikopterimizi yapmaktan tutun, tank, savaş gemisi, uçak gemisi gibi bütün savaş vasıtalarının yerli üretim olması için çalışılmalıdır. Bunun için istiklâline ehemmiyet veren İslâm ülkeleri ile işbirliğine gidilebilir. Ya da, “düşmanımın düşmanı, dostumdur” kâidesi bu iş için de uygulanarak, alenen kuyumuzu kazanlara karşı, kuyu kazıcılarının muhalifleri ile bilgi ve teknoloji sahasında işbirliği yapılabilir.

Sadece Boğazlar değil, bize ait pek çok yer, pek çok değer elimizden alındı. Daha doğrusu gasp edildi. Bizler onurlu, haysiyetine, şerefine, izzetine düşkün insanlarız. Öyle kalleşliği, puştluğu, zorbalığı, zulmü, haksızlığı, şergadalığı hazmedemeyiz. Zorbalardan, gâsıplardan, hırsızlardan, cânilerden, değerlerimizi mıncıklamak, yağmalamak isteyenlerden hesap sorarız, hesap sormalıyız. Bunun için de güçlü olmalıyız. Öyle edebî cihetten güçten bahsetmiyorum. Basbayağı güçten… Bunun için de ordumuz çok güçlü olmalı. Tıpkı Fatih Sultan Mehmed devrinde olduğu gibi. S-400, S-500 bilmem. En güçlü füze hangisi olacaksa, onu biz imal edelim. Şahi topları gibi…

Bu yazdıklarım, hamâsi bir nutuk değil, gerçeğin ta kendisidir. Haksızlığa, zulme, gaspa karşı çözüm; bazen masaya yumruk vurmakla, bazen zâlimin ağzının ortasına yumruğu indirmekle, bazen kıçına tekme vurup yuvarlamakla olur. O zâlime, “Aman beyefendi!” denilmez. “Konuşma lan! Tasını, tarağını al, defol, git!” denilir. “Sen nasıl benim mülkümü gasp edersin? Nasıl benim nasıl yaşayacağıma karışırsın? Nasıl benim medeniyetimle, harsımla, kültürümle oynamaya kalkarsın! Sen kimsin lan!” denilir. Buna kabalık denmez, erkeklik denilir. Evet, o zâlime veya zâlimlere “lan, ulan!” denilir.

Bazı problemler, İskender’in Gordion’un düğümünü çözmesi gibi çözülür. Yani kılıçla düğüme vurulur, düğüm açılır. Yoksa Kanal İstanbul Projesi gibi o gemici düğümünü çözmeye kalkarsanız, işiniz var. Allah muhafaza o zâlimler, yarın onun için de bir kılıf bulurlar. Bir engel çıkartırlar. Yine onu bize yâr etmemeye kalkışırlar. Onu yapmak yerine elimizden alınan, alınmak istenen bütün değerlerimizi göz önüne getirerek, Nasreddin Hocamız gibi, “Al abdestini, ver ayakkabımı!” diyelim. Yani kaba tâbirle, “İçine edeyim senin medeniyetine! Senin anlayışına! Senin zorbalığına! Senin üçkâğıtçılığına!” diyelim. Evet, bunu demek kolay değil. Ancak ordumuz güçlü olursa, kolay. O zaman bunları “büyük bir zevkle” deriz. İnanın bu proje, Kanal İstanbul Projesinden çok daha kolay…