Bir Müslüman toplumda idare haksızlık ve zulüm yapsa dahi

silahlı mücadeleye kalkışılamaz. Bunu Allah ve Resulü yasak etmiştir. Şiddetin

dışında yollarla hak aranır. Bu konuda hadis kitaplarında birçok hadis

mevcuttur. Haksızlığa uğrayan bir gurubun silahlı mücadeleye girişmesi yasaktır

ve Allah ın insanlar için uyulmasını emrettiği düzene aykırıdır. Allah a

isyandır. Ancak zulüm yapanların işkence edenlerin insanlık dışı davranışta

bulunanların yaptıkları da yanlarına kalmaz. Bir âhiret gerçeği vardır ve herkes

yaptıklarının hesabını verecektir.

 Allah ve

Peygamberin emirlerini önemsemeyenler hâlâ kan dökmeye devam ediyorlar ve bunun

önü alınmamışsa her yol denenerek kan dökülmesinin önüne geçilmeye

çalışılmalıdır. Şu anda yapılmakta olan, kan dökülmesinin önüne geçme

çalışmalarını engellememek gerekir. Bu büyük bir vebal olur. Bu vebalin

altından kimse kalkamaz.

Ancak görülüyor ki yapılan bu çalışmalar işin aslını

çözmeye, bizi birbirimize kardeş yapacak ahlâki ve manevî değerlerimizi

anlatmaya yönelik bir çalışma değil, sadece iktidar partisine destek sağlamaya

yönelik bir çalışmadır. Zaten akil adamlar olarak seçilenler toplumda belli

konularda kendilerine itibar edilen kişiler olmakla beraber İslam kardeşliğini

anlatacak birikime sahip değiller. Asıl hedeflenmesi gereken kardeşlik nasıl

sağlanacak

Bu çalışmayla ulaşılmak istenen hedef nedir Hedef öyle

görünüyor ki Siyonizm in kontrolündeki Amerika Birleşik Devletleri nin ve

Avrupa Birliği nin istediklerini yerine getirmektir. Bunu sağlamak için

Başbakan da Bakanlar da hamasî nutuklar atıyorlar. Yok baldıran zehri

içiyorlarmış, yok kendilerini feda ediyorlarmış, iktidardan bile düşmeyi göze

alıyorlarmış

Bu masalları bırakın da size gösterdiğimiz sıratı

müstakimde yürümeye çalışın, İslam kardeşliğini oluşturmaya bakın, o zaman

Allah ın yardımına da nail olursunuz. Bunu Müminler birbirinin kardeşidir

gerçeğine inandığımız ve uyarı görevini yapma sorumluluğumuzdan dolayı

yapıyoruz.

Bugün Türklere düşman haline getirilen bazı Kürtlerin

babalarıyla Türkler dün kardeşçe yaşıyorlardı. Çanakkale de, İstiklal

Savaşı nda aynı siperde ortak düşmanlarına karşı birlikte savaşıyorlardı. O

günün şartlarında yaralanan bir Kürt kardeşini siperde yanında savaşan bir Türk

kardeşi vasıta olmadığı için sırtına alarak birkaç kilometre uzaktaki sıhhiye

çadırına götürüyordu. Aynı candan kardeşlik davranışını bir Türk yaralanınca

Kürt kardeşi gösteriyordu. Birbirlerine karşı duydukları bu candan sevgi ve

bağlılık imanlarından, İslam a gönül vermelerinden kaynaklanıyordu. Çünkü Allah

kitabında, Kesin olarak Mü minler kardeştir diye emretmiştir.

Cumhuriyet in kuruluşundan sonra ilk Meclis te yapılan

Anayasa da devletin dini İslam olarak düzenlenmişti. İkinci Meclis te Lozan da

yapılan ve hâlâ resmen açıklanmayan gizli anlaşmalara uygun olarak Anayasa

tamamen değiştirildi. Adı lâik olmakla birlikte din düşmanlığı şeklinde bir

düzen uygulandı. Özellikle Doğu ve Güneydoğu da olmak üzere birçok İslam âlimi

ya hapsedildi ya asıldı veya sürgüne gönderildi. Güneydoğu da huzur ve emniyetin

sağlanmasına çok büyük katkıları olan, İslam ahlâkını öğreten medreseler,

tekkeler kapatıldı. Ayrıca Allah ın bütün insanlara eşit olarak verdiği ana

dilini konuşmak, inancına uygun yaşamak gibi temel insan hakları yasak edildi.

İmanlı Kürt kardeşlerimizin ortaokulda, lisede okuyan kızları buluğa erince

İslam dinine göre örtündüğünde okulda zorla başını açtırdılar. Allah ın emrini

üstün tutarak kızlarını okula göndermeyince bu sefer jandarmayı gönderip

karakolda dayak attı, hapsettiler. Kürt kardeşlerimiz yıllarca bu zulme

sabrettiler, bunun bir imtihan olduğunu biliyorlardı. Ancak Türkiye Cumhuriyeti

Milli Eğitim anlayışı dini yok saymakla kalmadı. Okullarda İslam a hakarete

varan kötülemeler yapıldı. Ben ortaokulda hocalarımızın bize, Araplar

tembeldi, peygamber onları harekete geçirmek için namazı emretti. Pislerdi

temizlenmesi için abdest ve guslü emretti dediğini defalarca dinlediğimi

hatırlıyorum. Bu şekilde eğitilen çocuklar bir de dengesiz ekonomik, kültürel

ve sosyal şartlarda yaşıyorlarsa çok kolay silahlı mücadele içine

çekilebilirler. Bütün partilerin girmek için yarıştığı Avrupa Birliği ülkeleri

ve ABD, Güneydoğu daki Kürt kardeşlerimize, çocuklarına ve milletimize bu

kötülüğü yaptı. Onları silahlı mücadeleye itti. Yukarda belirttiğim gerçeği bir

kere daha ifade ediyorum.  Bir Müslüman

toplumda, idare haksızlık ve zulüm yapsa dahi silahlı mücadeleye kalkışılamaz.

Bunu Allah ve Resulü yasak etmiştir.

Çözüm kendi değerlerimize yeniden dönmektedir. Tekrar

kaynaşmamızın başka yolu yoktur.

Milli Görüşçüler akan kanın durdurulması için her türlü

yardımı yapmaya hazırdır. Yeter ki Hakk a bağlı bir çözüm olsun.