Âlemde çirkin bir şey yoktur. Fakat güzelliğin nitelik bakımından dereceleri vardır. Güzellik bir çok nesneye ve olaya atfedilebilir fakat aslolan ruhlardaki güzelliği görüp takdir edebilmektir. Ruhtaki güzellik hakikatten beslenir ve kalıcıdır. Geçici güzellikler ise nefsin kardeşidir ve nefisten beslenir.

Nefsin gözünü doyuramazsınız, iyi kötü ayırt etmeksizin sürekli ister ve verdikçe doyumsuzluğu artar. Mevlana’nın deyişiyle bu bir yerde tuzlu su içmek gibidir. Tuzlu su içerken, susuzluğunuzu gidereceğiniz yerde içtikçe daha da susarsınız. Nefsin istekleri tıpkı buna benzer siz verdikçe o istemeye devam eder.

Günümüz insanı, bütün hayatını nefsinin istekleri üzerine kuruyor. Nefis sizin dostunuz değildir dolayısıyla sizin hayrınıza olacak şeyleri istemez. Nefsin bu zafiyetini bilen kapitalist zihniyet, cinselliği müstehcenliği alabildiğince kışkırtıyor, renkli ambalajlara sardığı gayri ahlaki görüntüleri cazip hale getiriyor.

Çok yönlü araçları ile tüketim hastalığını birey ve toplumlara bulaştırıyor.

Beşer olmaktan insan olmaya geçişin bazı şartları vardır. En önemli şey de, kişinin nefsini ehlileştirip yola getirmesidir.

Bunun için hakikat, şefkat adalet ve teslimiyetle yola çıkıp bu değerleri merkeze almak gerekir.

Varlığın kimyası şefkattir, aşk ise çok geçici bir duygudur, aşkın ardından yoğun bir hayal kırıklığı yaşanır, oysa şefkat, huzur ve sükûta ulaşmada önemli bir araçtır. Şefkat varsa muhabbet de vardır.

Âlemde her şey yaratıcının Vedud sıfatıyla ayakta kalır. Yaprağın dala tutunması, sevgiyi simgeleyen bir örnektir.

İnsanın acıya dayanıklılığı da tıpkı bunun gibidir. İnsan yaratıcısının rızasını kaybetmemek için acıya katlanır ve halinden şikayet etmez.

Akıllı insan geçici olana değil kalıcı olana tabi olur. Zahiri güzellik geçicidir, aldatır, ruh güzelliği ise kalıcı ve tesirlidir.

Akıllı insan geçici olana değil kalıcı olana talip olur.