Rabbimiz (c.c.), Kur’ân-ı Azimüşşân’da sıklıkla, biz mü’min kullarını düşmanlarımıza karşı uyarmakta, onlara karşı dikkatli ve temkinli olmamızı îkaz buyurmaktadır. Düşmanlarımız, yani; en başta gurur ve kibir abidesi, bile bile hakkı ketmeden Şeytan-ı lâin, sonra bütün kâfirler, yani, müşrikler, muattıla güruhu, Hıristiyanlar, Yahudiler, Münafıklar… Bütün bu kâfirler güruhu ebediyen cehennemde kalacaklarını pekâlâ bilmekteler. Onun için var güçleriyle mü’minlerin de kâfir olması için çalışmaktalar. Onlar çok iyi biliyorlar ki, Allah’ın dininden zerre miktarını inkâr etmek, ebedî Cehennemlik olmaya kâfidir. İşte bunun için Müslümanları, inanç değerlerinden çok azından saptırmış olsalar bunu kendileri için büyük bir başarı görmektedirler. Kâfirlerin bu şeytanî oyunlarına karşı Kur’ânımızın pek çok âyet-i kerimesinde mü’minler uyarılmakta, dikkatli olmaya dâvet edilmekte. Bu âyet-i kerimelerden iki tanesine (Âl-i İmrân / 99 ve Nisâ / 89) bakalım:

Âl-i İmrânSûresi’nin 99. ayet-i kerimesine “İ’câzu’lKur’ân” isimli eserde şu şekilde meâl verilmekte ve tefsiri yapılmakta:

“Habîbim de ki: ‘Ey Ehl-i Kitâb! Sizler küfür ve dalâlet içinde kalmakla iktifa etmeyip, niçin îman edenleri ve içinizden İslâmiyet’i kabul edenleri, Allah-u Teâlâ’nın yolundan, ya’nidîn-i tevhit olan İslâmiyet’ten ve beşeriyeti ebedî saâdete kavuşturacak olan Kitâb ve Sünnetten men’ ediyorsunuz? Birtakım hîlelelere, iftiralara, fâsidte’villerecür’et ederek onları şeref-i İslâmiyet’ten mahrum bırakmaya çalışıyorsunuz? Din-i İlâhî’de eğrilik ve noksanlık aramak suretiyle iman edip İslâmiyet’le müşerref olan kimseleri emr-i dinde şüpheye düşürmek suretiyle tarik-i İlâhî’den niçin alıkoyuyorsunuz? Hâlbuki sizler, İslâmiyet’in hakkaniyetine, kitaplarınızda beyan edildiği üzere Hazret-i Muhammed’in (a.s.m.) hak peygamber olduğuna ve ona inzal buyrulan Kur’ân-ı azîmüşşânın hak kelâmullah olduğuna şâhidsiniz. Allah-u Teâlâ sizin yaptıklarınızdan hâşâ gafil değildir. Hakkı tağyir, Risâlet-i Muhammediye’yi inkâr, evsaf-ı Nebeviyyeyi ve ahkâm-ı İlâhiyyeyitebdîl, tağyîr ve tahrif etmek gibi amellerinizi bilir ve muktezâsına göre hem dünyada, hem de âhirettecezânızı verir!” (İ’câzu’lKur’ân, s. 29-30)

Bakınız Rabbimiz (c.c.), Nisa Suresinin 89. ayet-i kerimesinde bizi nasıl uyarıyor. Mealen bakalım: “Sizin de kendileri gibi inkâr etmenizi istediler ki onlarla eşit olasınız. O halde Allah yolunda göç edinceye kadar onlardan hiçbirini dost edinmeyin. Eğer yüz çevirirlerse onları yakalayın, bulduğunuz yerde öldürün ve hiçbirini dost ve yardımcı edinmeyin.”

“İ’câzu’l- Kur’ân” isimli eserde, Nisa Suresi’nin bu 89. ayet-i kerimesi için şu şekilde meal verilmekte ve tefsiri yapılmakta: “Onlar, kendileri kâfir oldukları gibi, sizin de kâfir olmanızı ve küfürde onlarla müsavi olmanızı isterler. Artık ey mü’minler, onların bu kötü maksatlarına âlet olmayınız. Onlardan dostlar edinmeyin. Yani:

“a-Din ve inanç noktasından onları dost tutmayın.

b-Harblerde onlara yardım etmeyin ve onları desteklemeyin.

c-Onların hükümlerini, örf ve âdetlerini kabûl etmeyin.”

Keza, ‘tebğûneha ‘ivecen’ ayet-i kerimesi (Âl-i İmran / 99)  işârîma’nâsıyla diyor ki:

“‘Ey ulema-i sû’, ümerâ-i sû’, meşâyih-i sû’ ve mürtefîn-i sû’ ve bunlara tâbi olan Müslümanlar! Ecnebî kâfirler kabul etmiyor ve çağdışı buluyor diye, siz de Kur’ân ve Sünnetin ahkâmına i’tiraz ediyorsunuz, ahkâm-ı İlâhiyyeyi eğri büğrü buluyorsunuz ve te’vilât-ı fâside ile Yahûdî ve Hıristiyanlarla beraber Kur’ân’ın tahrifiyle uğraşıyorsunuz. Peki, bunu neden yapıyorsunuz?’

Nasıl ki, tekvînen şu kâinatta mükemmel bir düzen, nizam ve mizan hükümfermadır. Zerreden Arş’a kadar her şey bir nizam ve kânuna tâbi’ kılınmış, her şey kemal-i itaatle o kânuna riayet eder. Bu sebeble, hiçbir yerde ve hiçbir şeyde bir düzensizlik, bir fürce, bir noksanlık bir eksiklik ve bir abesiyyet görünmüyor.” (İ’câzu’l Kur’an, s. 34-35).