Gelinen noktada ‘Barış süreci’ne zarar verici yazı ve haberlerden vazgeçmesi gerekirken iktidar yanlısı bazı yayın organları hem barış yandaşlığını dillerinden düşürmüyor, hem de bir takım kimselerin teröristlerle geçmişte çektirdikleri fotoğrafları sayfalarına ya da köşelerine taşıyarak, “Bombacı ile sanatçı aynı karede” ya da “Teröristlerle gazeteciler aynı karede” veya “Kandil gazetecileri” gibi değerlendirmeler yapıyorlar. İşi gazetecilik olan kişiyi şunlarla görüşebilirsin ama şunlarla görüşemezsin anlamına gelebilecek bir takım yaklaşımlarla mahkûm etmeye kalkışmak özellikle bugünün şartlarına uygun değildir. Bu görüşmelerde ya da sonrasında söz konusu gazeteciler suç işlemişlerse onun hesabını soracak makam yargıdır. Gazete sayfalarında mahkemeler kurup insanları yargılamak ve mahkûm etmek özellikle gazeteciler için yanlıştır. Böyle bir yaklaşımı doğru ve haklı bulan gazeteciler yarın benzer muameleye maruz kaldıklarında “Hak, adalet” nutukları atarlarsa inandırıcı olamazlar.

Bu noktada geçmişte sürekli zulme ve haksızlığa uğrayan inançlı kesimin, “Bize de bu haksızlıklar yapıldı, şimdi intikam alma sırası bizde” anlayışı ile hareket etmeleri de adaletsizlik ve haksızlık olmaz mı Bir haksızlığın ve adaletsizliğin karşılığı yeni haksızlık ve adaletsizlik olabilir mi

Geçmişteki çatışma ortamında terör örgütü üyeleri ve liderleri ile görüşmek o günün şartları içinde tepki konusu olabilirdi belki. Söz gelimi BDP milletvekillerinin PKK’lı teröristlerle kucaklaşması ciddi tepki çekmiş, hatta Başbakan bu milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılabileceğini söylemişti. Ancak, bugün o milletvekilleri İmralı ile Kandil arasında aracılık yapıyor. Bunun da ötesinde dünün terörist başı, bebek katili olarak nitelendirilen kişisi ile bugün -hatta uzunca bir süreden beri- bir devlet kurumu olan MİT görüşmeler yapıyor ve bu görüşmelerin soncu olarak barış sürecinin başladığı belirtiliyor. Her ne kadar MİT görevlileri ile Öcalan’ın birlikte çekilmiş fotoğrafları medyaya yansımıyorsa da bir araya geldikleri biliniyor. Bu bakımdan bugün için geçmişin argümanları ve üslubu ile haber ve yorum yapmak faydadan çok zarar verir.

Denebilir ki, devlet her türlü görüşmeyi yapabilir ama işi gazetecilik de olsa başkaları yapamaz, aynı karede yer alamaz. Peki, böyle bir yaklaşımın mantığı var mıdır Devletin eli uzundur. Eğer bir kişi ister sanatçı ister gazeteci terör örgütü mensupları ile görüşmesinde ve sonucunda yasaların suç saydığı bir söz ve eylemin içinde bulunmuşsa bunun hesabı sorulur. Soracak olan ise yargıdır. Bu anlayışı yerleştiremediğimiz sürece, yani yargı ya da emniyet güçlerinin yerine kendimizi koyma alışkanlığını sürdürdüğümüz takdirde bu ülkede kalıcı barışın sağlanması mümkün değildir.

Geçmişte birileri Atatürkçülük ve laikliği siper edinerek inanan insanlara karşı sürekli saldırmak ve ateş etmekte sakınca görmediler. Hatta bu iddialarla darbeler yaptılar, darbe hazırlıları ortaya çıktı ve bugün yargıda hesap veriyorlar. Suçlu olup olmadıklarına da yargı karar verecek. Suçlu oldukları ortaya çıksa bile birilerinin linç girişiminde bulunma hakları olabilir mi

Hemen belirteyim ki, bu sürecin arkasında bir takım dış güçlerin etkisi var mıdır, bölgemize yönelik küresel güçlerin hesabı nedir Bu soruların cevabını araştırmak hepimizin görevidir. Bunu araştırmak barışa karşı çıkmak anlamına da gelmez. Vatanseverliğin bir gereğidir. Söz gelimi, bölgemizin ABD tarafından tamamen İsrail’in kontrolüne bırakılma planının uygulamaya konulduğu söylentileri giderek yaygınlık kazanıyor. Bu iddiaları komplo teorisi deyip bir kenara atmak yerine araştırmak gerekmez mi Bu noktadan bakıldığında bir anda federal bir yapı isteği gündeme gelirse ne yapılabilir sorusunun cevabının bugünden araştırılması gerekmez mi Yoksa geçmişte kimin kiminle görüştüğü fazlaca önemli değildir.