Annelerin temizlik telaşlarının arttığı son Ramazan günlerinde. Cephede kuzusu olduğundan yüreği daralsa da evin tatlısız bırakılamayacağı, geleneğin çemberinde.

Tam da kıyı köşe yunup yıkandığı gün.

Baklava tepsilerinin kilere sıralandığı.

Bayrama belki kuzum gelir de yer diye, annelerin daha bir özendiği.

O annelerin Antep inde, Konya sında, Çorum unda, Urfa sında, Kars ında, Afyon unda o gece rüzgâr daha bir haşin eser.

Ağaçlar bahçeden kaçmak ister gibi hırçınlaşır.

Saksıdaki çiçekler bile elleri ile yüzlerini kapatmışlardır.

 Haneye şivan düşmüştür.

Duaların demet demet sunulduğu Kadir gecesinde; çığlıklar, ağıtlar, bulutları parçalayacak kadar keskindir.

Bir annenin yaşarken öldüğü andır.

Ben "ölem oğul, ben ölem" nakaratlarının sineleri dövdüğü akşamlar; bir daha ağarmayacaktır.

Bu kaçıncı felaket.

Çeyrek asırdır bir milletin kapanmayan yarası.

Kuşaklar değişiyor, yazgı değişmiyor.

Büyük devletler elinde oyuncak olmuşuz.

Yeryüzünde terörle kanayan tek ülke olma bahtsızlığını değiştiremeyecek devlet erkinin basiretsizliğini göre yaşaya umudumuzun iyice tükenmesi.

Şerefli asker ocağının adeta hayaletler vadisine dönüştürüldüğü kahrolası o yazgı gereği.

Ülkemde bitirilemeyen bu savaşa daha kaç bin kurban vereceğimiz.

"Ben ölem" diye ağlayan anaların yerine ölmesi gereken suçlular, beceriksizler.

Terörden rant yiyenler.

Bütün ülke insanı ile alay eden, aşağılayan, terörü besleyen emperyalistler.

Bir halk çocuğunun Cumhurbaşkanı olması bile dışarıdaki ve içerideki Türkiye düşmanlarını can evinden vurmaya yetiyor. Bu çocuğun Ankara nın puslu havasından, köhne köşkten çıkıp, ayakkabılarını dışarıda çıkararak halkının içine karışması; Türkiye katillerini yeterince hiddetlendiriyor.

Üstelik o Cumhurbaşkanı kalkıp, Şırnak taki birliğe gidip, kınalı kuzularla birlikte oruç açıp, dua ediyor, köhne köşkte değil o kınalı bebeklerin kaldığı yerde konaklıyor. Türkiye düşmanları çıldırıyor. Cumhurbaşkanına nazire yaparcasına, Genelkurmay Başkanı şehit ailelerine iftar veriyor. Başı örtülü şehit eşleri ile başı açık subay eşleri aynı masalarda iftar ediyorlar.

Türkiye düşmanları bu fotoğraflara hiç alışık değil.

Milletin bütün fertlerinin kavgasızca kaynaşması azılıları telaşlandırıyor.

İzmir de, İstanbul da bombalar patlıyor.

Cumhurbaşkanının ziyaret ettiği Gabar daki birlik, özellikle seçilerek, kanlı mesaj acımasızca veriliyor.

Savaşın büyüklüğü bir kez daha hatırlatılıyor.

Kuzularımız Amerikan silahları ile vuruluyor.

Başbakan Amerikan Başkanı ile bir ay sonra bu konuyu konuşacağım deyip kargaları bile güldürüyor.

Baykal haklı olarak öfkeleniyor.

Çocuklarımız teröre finans ve silah sağlayan Amerika tarafından öldürülmekte.

Şehirler sindirilmekte.

Ana caddelerde bombalar patlamakta.

Bomba yüklü kamyonlar her yerde cirit atmakta.

Sinsi bir işgal ve savaşın ortasında birdenbire kendimizi buluyoruz ama değil bunun hesabını soracak bir telefon zahmeti.

Bir ay sonra büyük katil Bush la görüşeceğim diyen bir başbakanı kaydediyor tarih, acı ile.

Yerde yatan kınalı kuzular; bakanlar ve başbakanların çocuğu olduğu gün mü bitecek bu savaş.

Köylerinin bulutlarını, dağlarını, ağaçlarını bile ağlatan, yirmi bahar görmüş bebeklerin doyamadıkları gençlikleri.

Ailelerini yaşarken ölü yapan, yaşama sevinçlerini yok eden evlat acısının ne demek olduğuna pek yabancı bu tavır, halkı kahrediyor.

Bu millet ağır bir travma geçiriyor.

Devlet erki seyrediyor.

Ağırlığını, ciddiyetini hissettiremediği terörü sadece seyrediyor.

Bir kesim terörden ciddi manada rant yiyiyor.

Bitirilecek yerde göz yumuyor.

Anadolu da analar ağlıyor.

Derede terörist cesedi yıkayan DTP lilere bakıp, onlar da insandı, o kandırılmış kuzuların da anneleri can evinden vuruldu diye kaçımız düşünmedi ki. İçinde bulunduğumuz acımasız savaşın ateşi bana dokunmuyorsa, bana ne deyip; borsaya, dolara, futbola, magazine kafayı takacak kadar duyarsızlaşmışlarımız bir de.

O ateş bir gün bizim de paçalarımızı tutuşturur.

Önceki gün, Leyle i Kadir de; Rabbimden bu ülkenin çocuklarını koruması için çok dua ettim. Cephedeki yirmilik bebeklerimiz vatan savunması yaparken melekleri onlara yoldaş et Rabbim dedim. Artvin den, Edirne den, Sivas tan, Bilecik ten, Iğdır dan çıkıp gelmiş bu ana kuzularına sen sahip çık Allah ım diye yakardım. Sahipsiz vatanımızı ve evlatlarımızı sen koru diye ağladım.