Etrafta uğursuz gölgeler dolaşmakta Daha dün, ışıl ışıl

olan Kahire nin en büyük ve en işlek caddesi alışılagelmişin dışında,

alacakaranlık Alacakaranlık kuşağı filmlerindeki gibi Alışılagelmişin dışında

bir akşam Akşam da değil, akşamla yatsı arası Caddede olağandışı bir tamirat

mı var, kapatma bahanesi mi tamirat belli değil Kahire nin en mühim caddesi

Melike Nazlı trafiğe kapalı, zulme, suikasta açık İki kişi Nazlı Caddesi nde

taksi beklemekteler. Birisinin birkaç gün önce ruhsatlı tabancasına el

konulmuş, şoförü ve beraberindeki arkadaşları tutuklanmış. Anlayacağınız artık

korumasız, silahsız Biraz ilerden bir taksi durdurdular. Ama o da ne! Bir cip.

Bir cip son süratle yaklaştı onlara. Ve tam önlerinde durdu. İçinden inen şahıs

bu iki kişiden birine peş peşe ateş etti... Vurulan Hasan el-Bennâ. Yanındaki

de avukat olan eniştesi Abdülkerim Mansur. el-Bennâ, arabanın kapısını açıp

katili yakaladı o yaralı haliyle. Bu defa ikinci suikastçı yardıma geldi ve

el-Bennâ ya bir kez daha ateş etti. Sonra yine aynı ciple son sürat uzaklaştılar.

Bir başka rivayete göre de arabasındaydı Hasan el- Bennâ

ve arabası yaylım ateşine tutuldu. Arabada bulunanlardan biri ağır yaralıydı. Hasan el-Bennâ cipin peşinden

bu yaralı haliyle koştu ve plakasını aldı ve tekrar dönerek etraftan yardım

istedi, ağır yaralı arkadaşının arabadan çıkartılmasına yardım etti.

Yaralı olan el-Bennâ, eniştesine bağırdı can havliyle:

Burada, yakında bir poliklinik var Avukat çok telaşlı Alacakaranlıkta onun

pantolonunun paçasından akan kandamlalarını fark edince telaşı daha da arttı...

Nihayet en yakındaki hastaneye varabildiler. Fakat ne garipti ki orada da

elektrikler kesikti. Bu gece hastahane çalışmayacak denildiği için kimse

gelmemişti. Enişte, oraya koştu, buraya koştu, fakat nafile. el-Bennâ yı

sırtına alarak oraya yakın şehir merkezindeki Kasrü l-Ayni adlı devlet

hastanesine götürdü. Orada da doktor yoktu. İş işten geçtikten ve doktorlar

geldi sonra da elektrikler Gelen doktorlar kendi aralarında şöyle

konuşuyorlardı: Adamcağız kanamadan gitmiş.

Daha sonraları şahit olarak dinlenecek olan ameliyat

odasında görevli Muhammed el-Leysî şöyle anlatmaktadır o gece olanları: Üstad

Hasan el-Bennâ, yaralı olarak ameliyat odasına getirildiği zaman orada görevli

idim. Elbiselerini bizzat kendisi çıkartıp ameliyat masasına uzandı. Operasyondan

sonra emniyet amiri Muhammed el-Vasfi, doktordan üstadın durumunu sordu. Doktor

kendisine cevap olarak durumun tehlikeli olmadığını ve yaralarının hafif

olduğunu söyledi. Bunun üzerine emniyet amiri Muhammed Vasfi, ameliyat odasının

hemen boşaltılmasını emretti. Benim gördüklerim, bildiklerim bundan ibarettir.

Evet, oda boşaltılmış ve gerekli müdahale yapılmadan

üstadın kan kaybından ölmesi beklenmişti.

Hasan el-Bennâ nın son sözlerini ise yine eniştesi

duymuştur. Ona: Ben ahirete yolcuyum, Allah ıma şükürler olsun bugüne kadar

hep söylediğimi tekrarlayacağım; gayemiz Allah tır, liderimiz Peygamber-i

Zişan dır ve kitabımız, anayasamız Kur an dır. Yolumuz Allah yolunda çalışmak,

cihad etmektir. En büyük emelimiz ise Allah yolunda şehid düşmektir. Ben

emelime erdim Elhamdülillah. İnsan ne kadar uzun yaşasa da fânidir, Allah ise

bakidir, Muhammed Mustafa nın nübüvveti kıyamete kadar bakidir. Davamız

bakidir. Kardeşlerime selam söyle, üzülmesinler; üstadımızı kaybettik diye

sakın ye se düşmesinler. Dava bakidir . Bunlar onun son kelimeleriydi ve ruhunu, uğruna mücadele edip şehid

olduğu Yüce Dostuna teslim etti.

Ne acıdır ki zamanın Mısır hükümeti, Hasan el-Bennâ nın

toprağa verilinceye kadar hastaneden çıkarılmamasını emrederek tam 9 gün

hastanede bekletti mübarek naaşını. Babasının kendi eliyle oğlunu yıkamak için

kanunî mercilere ısrarla başvurması üzerine, dokuzuncu gün törensiz toprağa

verilmek şartıyla şehid oğlunun naaşı kendisine verildi.  Herhangi bir törenin yapılması da engellendi.

Zulüm devam ediyordu. Hasan el-Bennâ toprağa verilmeden önce ailesinden

kendisine yakınlığı bulunan bütün erkekler tutuklandı. Eve ihvandan kim gelse

tutuklanıyordu. Av-avcı hesabı ev, av sahası olmuş Mısır hükümeti de avcı.

Cenazeyi defin günü evin etrafı polis ve askerlerle sarıldı. El-Bennâ nın

babası askerlerden oğlunun tabutunu taşımak için yardım istedi. Ama onlar böyle

bir emir almadıklarını söyleyerek taşımayı reddettiler. Baba: Siz taşımazsanız

kim taşıyacak diye bağırdı askerlere. O sırada annenin acıyla karışık öfkeli

sesi duyuldu. Ben oğlumu taşırım! Bunun üzerine ihvandan diğer hanımlar da

geldiler ve tabuta omuz verdiler. Mübarek naaşı kadınların omuzlarında taşınarak evden çıkarıldı. Onun

tabutunun altında erkek olarak sadece yüreği yaralı babası vardı. el-Bennâ nın

cenaze namazını babası kıldırmıştı.

Hasan el- Bennâ, şehid edilmeden bir süre önce rüyasını

görmüştü. Dün gece rüyamda Hz. Ömer i gördüm dedi arkadaşlarına ve devam

ederek: Bana yüksek bir sesle Hz. Ömer şöyle dedi: Ey Hasan, sen şehid

olacaksın! Bunun üzerine uyandım ve yüce Allah a şükrettim. Sabaha kadar namaz

ve dua ile meşgul oldum. diye anlatmıştı bu kutlu rüyasını.

Hasan el-Bennâ, Filistin in Siyonistlerin ve İngilizlerin

işgalinden kurtarılması için yoğun bir çaba içine girmişti. O, İslâm vatanının

ve İslâm ümmetinin tek olduğuna inanmış ve bu yönde mücadele vermiş bir

mücahiddi. Hasan el-Bennâ nın ölmesini başta Mısır Kralı Faruk olmak üzere

İngiltere ve İsrail çok istiyordu. Ve bu isteklerine de devrin Mısır Hükümeti

ile işbirliği yaparak planladıkları suikastla ulaştılar.  İslam âleminin en etkin isimlerinden,

Müslüman Kardeşler Hareketi nin kurucusu büyük İslam âlimi ve mücahidi Hasan

el-Bennâ 12 Şubat 1949 da şehid edildi. Şehadeti kutlu olsun. Allah rahmet ve şehadetini de mübarek eylesin.