Yeme içme, uyuma gibi zaruri ihtiyaçlarımız vardır.
Fakat ihtiyacın dışına çıktığınızda uyumak da, yiyip içmek de zararlı hale
gelir. Tıpkı bunun gibi duygularımızın da bir sınırı vardır, bu sınırları
aştığımızda çatışma ve şiddet ortaya çıkar. Mesela, kıskançlık normal sınırlar
dâhilinde kaldığı sürece sıkıntı yoktur fakat patolojiye dönüştüğünde önüne
geçemeyeceğimiz sorunlar ortaya çıkabilir. Kıskançlığa bağlı kadın cinayetleri
buna açık bir örnektir. Kıskanç koca eşini sokak ortasında katlediyor ve bu
davranışını meşru gösterecek mazeretler ileri sürüyor. Mutlu Kaya nın vurulması
ise birlikte özgürlüğü elinden alınan, baskı ile sindirilen, katledilen
kadınların sorunları yeniden gündeme geldi. Fakat çözüm noktasında hâlâ bir
adım dahi yol kat edilmiş değil.
Mutlu Kaya nın başına gelen talihsiz olay, ne yazık ki,
toplumumuzda birçok kadının makûs kaderi haline gelmiş bir dramdır. Fakat
birçoğu medyaya yansımadığından haberdar olamıyoruz. Onlar kısacık yaşamlarına
veda ederken seslerini duyurma imkânı bulamıyorlar.
Bizler ise katledilen kadınların ardından ah çekmekle
yetiniyoruz. Oysa köşemde de birçok kere belirttiğim gibi bu canilerin mimarı
biz anneleriz, dolayısıyla çözümün anahtarı da yine bizler olacağız. Fakat
kadına yönelik şiddet konusunda, toplumun her kesimi konuşurken anneler yine
sessiz kalıyorlar.
Bilindiği üzere toplumumuzda erkek çocuklara farklı bir
değer atfedilir. Erkekler ağlamaz, erkekler güçlü kuvvetli olur, vurduğunu
düşürür, erkekler terk edilmeyi kabullenemezler, onlar sahip olandır, kadınlar
ise sahip olunan Erkeği bırakmak kadının haddine değildir. Çünkü o anasının
biricik oğlu ve halk arasındaki deyimle erkek adamdır. Eğer bir kadını sahiplenmişse,
o kadın artık onun kölesidir ve kararından vazgeçme hakkına sahip değildir,
köleliğe boyun eğmeli ve efendisinin emrine harfiyen uymalıdır. Çünkü o
kadındır, boyun eğmek onun kaderidir. Bu yapıdaki erkeklerde sahiplenme duygusu
patolojik bir hal alıyor. Sahiplenme sağlıklı şekilde geliştiğinde her iki
tarafa da güven veren bir durumdur. Nitekim insanlar sevdikleri eşyaları
sahiplendikleri gibi sevdikleri kişileri de sahiplenebilirler. Ancak patolojik
şekilde gelişen sahiplenme, ne olursa olsun benim kölemsin ve itaat etmelisin
anlayışına dayanıyor. Burada kişi eşine ya da sevdiği kişiye değer atfederek
sahiplenmiyor, aksine değersizleştiriyor ve adeta bir nesneye dönüştürerek
sahipleniyor. O yüzden küçük bir tepki aldığında şiddete hatta öldürmeye kadar
gidebiliyor.
Anneler, öldürülen kadınların yasını tutarken, kalplerine
şefkat yerine kin ve nefret ektikleri çocuklarını ve onların akıbetlerini
yeniden sorgulamak zorundadırlar. Çünkü bu çocuklar öncelikle onların eğitim ve
tedrisatından geçmiştir. O yüzden nerede hata yaptık sorusunu sormaya
mecburlar.