Papazlar kadınlarla düşüp kalkmakta, genelevler meşru hale
gelip, kiliselere gelir kapısı olmaktaydı. Canterbury’deki St. Augustine’nin papazının bir köyde gayrimeşru 17
çocuğu vardı. Papazların sefih yaşantısından korkan köylüler kendi kadınlarına
onların sarkmaması için önlemler almaya başladı. Köylerine gelen papazlara hemen güzel bir
odalık yani cariye yolluyorlardı, kadınlarının özgürlüğü adına! Ya rahibeler
Onlar da manastırlarında boş durmuyorlardı. Eşcinsellik yaygınlaşmıştı
aralarında. Rahiplerin, kız kardeşi kisvesi altında rahibelerle düşüp
kalkmaları sonucu da pek çok rahibe hamileydi. Durumu anlayan baş rahibeyi de
zehirlemişlerdi. Yeni doğmuş gayrimeşru bebeklerini boğan veya bu bebekleri
tuvaletlere, ırmaklara atanlar çoğalmıştı ve hepsi de dindar rahibelerdi sözüm
ona! Daha da korkuncu, 16. yüzyılda bir
manastıra halkın yaptığı baskın sonucu ortaya çıkan manzaraydı. Manastırların
hususi pencerelerine bırakılan gayri meşru çocukları alıp büyüten rahibeler
halk tarafından büyük ve aziz kişiler olarak görülmekteydi. Ta ki manastıra
yıldırım düşüp, yangın çıkana kadar. Halk kapıları kırıp manastıra
girdiklerinde rahibeleri büyüttükleri erkek çocuklarla koyun koyuna gördüler.
Rahibeler büyüttükleri bu çocuklarla gayri meşru ilişki içindeydiler. Bu
çocuklar onların kapatmasıydı. Üstelik manastıra gelen kadın-erkek ziyaretçiler
arasında da rahibeler aracılık yapmaktaydı. Kısacası manastırlar geneleve
dönmüştü. 1596 yılında Nürnberg’de kapatılan bir manastırda bulunan rahibelerin
bir kısmı genelevlere dağıtılarak asıl mesleklerini icra etmeleri sağlandı.
Strassburg piskoposu ise daha 1309’larda kendine bir genelev kurmuştu. Çarpık
ilişkiler, tahrif edilen bir din ve o dinin özgür rahip ve rahibeleri!
İngiltere’de kadınların çene çalmak için bir araya gelip
konuşmaları yasaklandı ve erkekler de kadınları eve kapatmakla yükümlüydüler.
Balık baştan kokunca halk da kokmaktaydı, pis kokular
gelmekteydi mahallelerden. Zapt edilemez olmuştu insanlar. Çılgınca ve özgürce
yaşamaktaydılar. Bu özgürlük 1547’de İngiltere’de alınan bir kararla bozuldu.
Kadınların çene çalmak için bir araya gelip konuşmaları yasaklandı ve erkekler
de kadınları eve kapatmakla yükümlüydüler. Böylece kadınlar eve kapatılarak,
yozlaşan ahlakı düzeltmenin çözümü bulundu. Özgürlük adınaydı kadınların eve
kapatılmaları. Ancak yeterli olmadı bu
kararlar kadını kapatmaya. Şeytan kadınlar, cadı kadınlar bir zaman sonra
avlanmaya başladı. Özgürlüğe koşan kadınlar bir bir avlanarak yakıldı, işkence
gördü, boğuldu. Bu ve bunlar gibi
uygulamalar yüzünden isyan etti Avrupalı hemcinslerimiz. İsyan ettiler özgürlük
adına! Kadın kiliseleri kurdular. Feminizm akımı başladı özgürlük adına! Hz.
Havva’yla şeytanlaşan kadınlar, Hz. Meryem’le temizlendi, ilahlaştı. Günah
işlemeden İsa’ya hamile kalan tek kadındı çünkü o Hristiyan dünyasında. Ancak
bu arada bizim Müslüman
entelektüellerimiz de özgürlüğe koşmaktaydılar onlarla beraber.
Kadınları tutsak eden
tahrif edilmiş bu dini düşünce ve taassuplar İslamiyet’te olmamasına rağmen.
Sahi bazı Müslüman hanımlar nereye koşmaktalar özgürlük adına Dinimizi
bilmediğimizden haklarımızı arayamayan, haklarımızı bilmeyen ve bu hakları
evlatlarımıza özellikle de erkek çocuklarımıza öğretmeyen biz kadınlar suçlu
değil miyiz yoksa Suçu dine atıp kaçmak kolayımıza mı gelmekte Gerçekten
kolayımıza gelmekte dini suçlamak. Bazı feminist dernek ve kuruluşlar din yani
İslâmiyet’i özgürlüklere engel görüp, dindarları da yobazlıkla yaftalayıp,
bayrak açmaktalar özgürlük adına! Özenmekteler Avrupalılara, onların özgürlüklerine. Oysa ta ortaçağdan
beri Müslüman kadınların sosyal hayatı, mal ve mülklerinin olması ve mallarını
kendilerinin idare etme hakkını da kendi ellerinde bulundurmaları hem derebeyi
eşlerini hem de Avrupa’daki diğer kadınları imrendirmekteydi. Müslüman
kadınların özgürlüğüne gıpta ile bakmaktaydı Avrupa’lı hem cinsleri! Şimdi de
bazı Müslüman kadınlar onlara imrenmekteler sınırsız özgürlük adına! Dinden
gelen disiplin ve yasaklar sıkmakta onları. Farkında değiller özgür oldukça
tutsaklıklarının. Farkında değiller Ortaçağ Avrupa’sındaki kadınlar gibi, erkeklerin gizli egemenliği altına
girdiklerinin, onların malı olduklarının. Süslenirken, onların göz zevklerine uygun olarak açılıp
saçıldıklarının. Prezantabl kadın eleman ararken erkek patronlar,
sorgulanmamaktadır neden Neden prezantabl Dürüst değil, sade değil, bilgili
değil de prezantabl Neden Bu sorunun
cevabını Sayın Öznur Cevher, “Reklamda
Kadın İmgesi” adlı yüksek lisans tezinin 29. Sayfasında şöylevermekte: “Kadınların güzel, çekici, genç kadın
olarak sunumu daha çok başkalarını etkilemek ve ikna etmek amacını
taşımaktadır. Özellikle erkeklerin hedef kitle olduğu reklamlarda kadınlar,
bedenini sergileyen, çıplak, reklama bakanın seyirlik nesnesi olarak yer
almaktadır. “Reklam erkekleri hedefliyorsa, kadın teni, erkeğin içini
gıcıklamak, cinsel, ilgi uyandırmak ve bu tepkileri marka ile özdeşleştirmek
için gösterilir. Kadının, erkeğin seyrine sunulduğu reklamlarda kadınlar hem
seyirlik nesneye hem de ürün ile alınıp satılan metaya dönüşmektedir.
Kadınların sadece teni reklamlarda erkekleri etkilemek için kullanılmamaktadır.
Örneğin saçları, dudakları, elbiseleri, beden duruşları bile karşı tarafa
cinsel iletiler aktarmak amacıyla kullanılmaktadır. Örneğin, şampuan reklamında kadının güzel saçları,
erkeği kendinden geçirmekte ve kadın erkek arkadaşına istediği her şeyi
yaptırmaktadır. Ancak kadınlar, bu sunum biçimiyle sadece erkekleri değil hem
cinslerini de etkilemektedir. Reklama bakan kadınlar, reklamda yer alan kadınla
kendini özdeşleştirmekte onun gibi olmak istemektedir. “İmgesel kimlik
üreticileri olan reklam yazarlarına göre kadınlar en iyi tüketicilerdir:
özellikle güzellik ürünlerinin satış kampanyalarında kadın bedeni, sergilenmek
üzere süslenmeye hazır bir meta olarak görüldüğü için kadın, bedenini önce
kendisine sonra da erkeğe beğendirmekle adeta yükümlüdür.” Özgürlük adına
soyunan veya giyimiyle, süsüyle davranışıyla ilgi çeken, prezantabl ve modern
kadının erkekler tarafından nasıl meta haline getirildiği bu tezde açık açık
belirtilmiş. Firmalar satış yapabilmek için kadınları kadınların cinselliğini
prezantabl masumiyeti altında kullanmakta, sömürmektedir. Bu hanımlar da gerek
farkına vararak gerek farkında olmadan onların emellerine çanak tutmaktalar,
beyinlerine pompalanan özgürlük adına! Dindar Müslüman hanımlar da bedenleriyle
değil, ilim ve sanatlarıyla, yaptıklarıyla anılmak ve erkekler arasında
serbestçe hareket edebilmek, onların cinsel hazlarına alet olmamak için, İslâmiyet’in koyduğu mahremiyet sınırlarına
riayet ederek örtünmekteler özgürlük adına! Kaçmaktalar namahremden, erkeklerden. Daha doğrusu mecbur kalmadıkça
tokalaşmayarak veya yabancı erkekle baş başa kalmayarak, tesettürüne riayet
ederek, davranışlarına yön vererek, belli disiplinler altında bazı modernlere,
laik ve feminist olduklarını iddia edenlere göre çağdışı bir uygulama olan (!)
haremlik- selamlık yapmaktalar. Oysa kadınlar başlarını açsa, çekiciliğini
kullansa, prezantabl olup, erkeklerin başını döndürse bir o kadar özgürdür
onlara göre! Çağdışı denilen bir uygulama: Haremlik-selamlık ya da Kaç-göç.
Özgürlük adına! Aslolan özgürlüklerin dinle, kanunla, hukukla
sınırlandırılmasıdır. Yoksa toplumlarda kargaşa çıkar. Çünkü herkes sizin
koştuğunuz özgürlüğün peşindedir ve sınırsız özgürlük istemektedir. Böylece
özgürlük ve modernlik adına, Avrupalılaşmak adına, kişiler dinden
uzaklaştırılırlarsa, ahlak yozlaşması yaşanır. Kimin eli kimin cebinde, belli
olmaz. Sağlıklı nesiller yetişmez. Gayri meşru ilişkiler ve bunun sonucu doğan
gayri meşru çocuklar, incinen, incitilen, meta, mal, cinsel obje haline
getirilen kadınlar, acılar, intiharlar, bunalımlar... Özgürlük adına esiri
olunur cinselliğin, şehvetin, hazların ve de paranın.
Sınırsız özgürlük var dünyada sınırsız! Nereye baksanız
özgür insanlar. Başınızı çevirin hele bir bakın o yuvarlak küreye! Playboy
dergileri, ondan aşağı kalmayan diziler, bir onlarla yarışan sinemalar,
gazeteler, reklamlar, internet siteleri... Bu sınırsız özgürlüğü tatmak isteyen
kadınlar, erkekler. Bu özgürlüğe koşanlar! Nihayet bir gazetede karşı karşıya
geldiler. Ortada kırmızı bir çizgi. Özgürlük çizgisi! Bir tarafta “Çıplak gel,
giydiğini götür” kampanyasına katılıp, iç çamaşırıyla görüntülenenler, diğer
tarafta İsrail’in Tel Aviv kentindeki bir otobüs hattında kadınlar ile
erkeklerin birbirinden ayrı oturmaları uygulamasını isteyen kadınlar, erkekler.
Yarış hâlâ devam etmekte. Büyük bir yarış bu. Yarışmacılar kadın ve erkekler.
Sınırsız özgürlüğe koşmaktalar. Sınırsız özgürlüğün peşindeler. Ab-ı hayat
gibi. Ölümsüzlük gibi. Herkesin özgürlük anlayışı farklı. Kimi üzerindeki
kıyafetleri çıkarıp atmakta özgürlük adına, kimi de giyinmekte onları özgürlük
adına! Dünyanın bile sınırları çizilmişken, özgürlüğün sınırları çizilememekte.
Sınırsız özgürlük, ilerici olma adına, modernlik adına!
KAYNAKLAR
• Kitabı Mukaddes, İstanbul: Kitabı Mukaddes Şirketi, 1976.
• Rabbi Aaron Parry, Talmud Nedir Çev. Estreya Seval Vali,
İstanbul: Gözlem Gazetecilik ve Yayın A.Ş., 2005, s.s. 198-223.
• Nuh Yılmaz, Yahudi ve Hristiyan Kutsal Metinlerinde
Kadının Başını Örtmesi, [Tez, Yüksek Lisans Tezi, Sakarya Üniversitesi, Sosyal
Bilimler Enstitüsü, Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim Dalı, 2007].
• Hakkı Şah Yasdıman, Yahudiliğin Erken Dönemlerindeki
Örtünme Geleneği Üzerine Bir İnceleme, Marife: Bilimsel Birikim, 2005, cilt: V,
sayı: 1, s.s. 33-54.
• Hakkı Şah Yasdıman, Hıristiyanlığın Mimarı Pavlus’un
Kadınların Örtünmesiyle İlgili Sözleri Üzerine bir Değerlendirme, Marife:
Bilimsel Birikim, 2002, cilt: II, sayı: 2, s.s. 7-18.
• Öznur Cevher, Reklamlarda Kadın İmgesi, [Tez, Yüksek
Lisans Tezi, Kocaeli Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Halkla İlişkiler
ve Tanıtım Anabilim Dalı, 2008], s.s. 26-30.
• Hasan Ali Gökdemir, Hıristiyanlıkta kadın, [Tez, Yüksek
Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Felsefe ve Din
Bilimleri Anabilim Dalı, 1994].
• Hatice Tiryaki, Reformist Yahudilik, [Tez, Yüksek Lisans
Tezi, Marmara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2006], s.s. 71-72.
• Seyyar Suleymanov, Tevrat’taki Emir ve Yasakların Tespit
ve Tahlili, [Tez, Yüksek Lisans Tezi, Uludağ Üniversitesi, Sosyal Bilimler
Enstitüsü, Felsefe ve Din Anabilim Dalı, 2008] s.s. 69-158.
• Pınar Gerçek, Kadın Giyiminde Örtünme Konulu Eser
Çalışması, [Tez, Yüksek Lisans Tezi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi,
Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sahne Dekorları ve Kostümü Anasanat Dalı, 2008],
s.s. 6-38.
• Emine Atay (Yılmaz), Hristiyanlıkta Aslî Günah İnancı,
Uludağ Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Felsefe ve Din Anabilimdalı,
2005].
• Celil Kiraz, Kur’an’da Ahlak İlkeleri –Tevrat, Zebur ve
İncil’le Mûkayeseli Bir Çalışma, [Tez, Doktora Tezi, Uludağ Üniversitesi,
Sosyal Bilimler Enstitüsü, Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı, 2005], s.s.
169-199.
• Andree Michel, Feminizm, Çev. Şirin Tekeli, İstanbul:
Kadın Çevresi yayınları, 1984.