Japon Başbakanı Shinzo Abe Türkiye’yi ziyaret etti. Bu ziyaret bazı çağrışımlara neden oldu. Bunları sizlerle paylaşmak istiyorum: Kelebek etkisi diye bir deyim var. Ayniyle vaki. Birleşik kaplar teorisi veya domino etkisi de öyle. Japonlar kabuklarından çıkarak, Ruslara 1904 yılında unutulmaz ve büyük bir ders verdiklerinde başta Romanovlar Hanedanlığı veya Çarlık Rusya’sının sonu görünmüştü. O dönemde Rus Müslümanlarının bu dalgadan pek yararlanamadıkları söylenir. Yarım yüzyıl öncesinde Kırım Savaşı ve ardından 1904 yılında patlak veren ve Japonların mutlak galibiyetiyle sonuçlanan Japon-Rus savaşı sonuçları Rusya ve sair yerlerdeki Müslümanlar tarafından pek değerlendirilemedi. Halbuki, değerlendirilebilseydi Müslümanlar çok rahat bir biçimde Rusların boyunduruğundan kurtulabilirlerdi. Fırsatı fevt etmelerinin nedeni, birlik beraberlik içinde olmamaları ve dağınıklıklarıdır. Sadece coğrafi değil aynı zamanda fikren de dağınıktırlar. Modernizmin getirdiği ceditçilik ile kalıpçılık ve donma anlamına dönüşen kadimciliğin akim tartışmaları arasında sıkışmışlardır. Bununla birlikte, Rusların Japonlar önünde yenilmelerinin iki önemli soncu olmuştur. Rus Çarlığının yıkılmasına zemin hazırlaması ve beyaz adamın yenilebilirliğinin Joponlar üzerinden ispatlanmasıdır. Rus-Japon kavgası beyaz adamla sarı adamın kavgası olarak değerlendirilmiştir. Bundan dolayı bu beklenmeyen kesin zaferle birlikte İngiliz boyunduruğu altında bulunan Asya milletleri umuda kapılmıştır. Japonların fırtına gibi esmeleri karısında Hindistan halkı İngilizleri ülkelerinden defedebilecekleri inancına kapılmışlardır. Japon hamlesi sönen umutları yeniden yeşertmiştir.

*

Bundan dolayı İngilizler, Ruslara rakip olsa da Japonların sivrilmesini ve Rusları dize getirmesini hazmedememiştir. Berabere kalmalarını yeğlerlerdi. Zaferle birlikte onlarda Japonlara karşı bir tedirginlik ve burukluk oluşmuştur. Bundan dolayı İngiliz, Amerikan ve Rusları İkinci Dünya Savaşının müttefikleri arasında görmekteyiz. Onları ideoloji ayırsa da strateji birleştirmiştir. Onların karşısında da iki mühim millet vardır. Avrupa’nın dominant gücü Almanlar ve Asya’nın yükselen gücü Japonlar. Mağluplara veyl olsun sırrı gereği savaştan sonra her iki güç de iğdiş edilmiş ve dünya askeri ve siyasi sahnesinden silinmişler ve uzak tutulmuşlardır. Güçleri ekonomi ile sınırlandırılmıştır. Dayatılan sosyal doktrinler sayesinde Japonlar ananelerinden koparılmış ve mankurtlaştırılmıştır. Dolayısıyla Osmanlı sonrası Türkiye gibi mazilerinden koparılmış hatta arındırılmışlardır. Bu anlamda eski dostlarına ve müttefiklerine de yabancılaştırılmışlardır.

*

İnsan temenni ederdi ki, Japon ve Almanların gücü sadece ekonomi ile sınırlı kalmasın ve Batı ile Doğu arasında dengeleyici bir güç olarak sivrilsinler. Dünyanın başına bela iki blok var. Bunlardan birisi Anglo-Sakson yapı ya da İngilizler ile Amerikalılar ve onların etrafından kümelenen ülkeler. Diğeri de son dönemde yeniden sivrilen Rusya ile birlikte Çin’dir. Japonların ve Almanların siyasi ve askeri güç olarak yeniden sivrilmeleri dünyanın dengeye oturmasını sağlar ve bu dengede mazlumlar nefes alır veya İslam dünyası kendisini daha rahat hissederdi. Aksine Japonya ve Almanya Anglo-Sakson dünyanın uydusu haline gelmiştir. Elbette İkinci Dünya Savaşı sırasında büyük darbe almışlardır. Galipler onlara atom bombası dahi kullanarak ders vermişler ve gözlerini korkutmuşlardır. Yine de ülkelerin tarihi hafızalarını sıfırlamaları normal karşılanamaz. Dünyada siyasi olarak atıl güç olarak Japonlar, Almanlar bir de İslam dünyası vardır. Bunlar el ele vererek dünyanın rengini ve dengesini değiştirebilirler. Zira Anglo-Sakson gücün erimesi veya gerilemesi organize ve birlik olmadıklarından İslam dünyasından ziyade Ruslara ve Çinlilere yarıyor. Japonlar, Almanlar ve Türkler ve sair Müslüman milletler Birinci Dünya Savaşı’nda durdurulan ittifak zeminini yeniden harekete geçirebilirler. Yeniden canlandırabilir ve yeni bir güç odağı olarak sivrilebilirler. Aksi takdirde, birbirinden kopuk atıl güçler haline gelen Japonlar ve İslam dünyası aleyhlerinde yeni dengelerin oluşmasına mani olamazlar. Hem Ruslar hem Çinliler ve diğer Batılılar tarihi olarak sabıkalı milletlerdir. Dünya düzeninin onlarla birlikte devam etmesi insanlık açısından talihsizliktir. Yeni bir kutup ve denge ortaya çıkmalıdır. Avrupa Birliği buna namzet iken ABD ve müttefikleri tarafından iğdiş edilmiştir, burulmuştur. Maalesef, İkinci Dünya Savaşından sonra iki ülke de galipler tarafından reddi miras üzerine yapılandırılmıştır. Modern Türkiye gibi. Umut ederiz ki, bir gün bu ülkeler reddi mirastan kurtulurlar ve İslam dünyasına ortak olurlar. Zira iki tarafın da buna ihtiyacı var.