İnsan, iki dünya savaşı yaşamış nesillerin içine düştüğü boşluk ve hiçlik duygusundan daha büyük bir hiçlik ve boşluk duygusunun içine doğru sürükleniyor. Bitmeyen bir savaşın, onarılmayan bir dünyanın içinde yolunu kaybediyor. Hiçbir şekilde bir halkın kendi istikbalini, kendi kaderini tayin etme hakkı yok, hatta hiçbir iyileşmeye mahal vermeyen bir formül bulunarak özellikle Müslüman ülkelerin yaralarını tımar etmelerine ise asla izin verilmiyor. Sanki bir makineye bağlı, o makineden uzaklaşsa hayat ile bağı kopacakmış gibi bir durum ortaya çıkıyor. Ameliyat masasında açıkta bırakılmış hastanın durumuna benziyor. Hasta bir türlü ameliyat masasından kalkamıyor. Her gün yeni bir operasyona maruz kalıyor. Soğuk savaşın bitmesi ile ortaya çıkan ve İslam dünyasına karşı yürütülen operasyonları meşrulaştırmak için sihirli bir kelime bulundu. “Koalisyon güçleri/Coalition Forces” adı verilen bu kelime; sanki koalisyon olarak zulüm yapılınca, yapılan zulüm meşruiyet kazanıyor. Ne zulme uğrayanlar ne de zulmü ekranları karşısında izleyenler, bu durumdan zerrece rahatsızlık duymuyorlar ki ne bir itiraz ne de bir sorgulamaya tabi tutulmuyor.
Milli çıkarlar, stratejik ortaklıklar hepsi bu durum için bir kalkan vazifesi görüyor. Her yeni gün mağdurları, mazlumları çoğaltırken aynı zamanda perişan ediyor. Ortaya çıkan tabloda modern insan, ölüm koşularını “hiçlik” yolunda yapıyor. Acılar katmerleşiyor ve o acı sonunda geçmiyor ama büyük bir kayıtsızlığa, ilgisizliğe ve çaresizliğe dönüşüyor. Her yeni dalga ile birlikte binlerce insan yerinden yurdundan oluyor. Yaşanan göç dalgaları yeni mağduriyetler yeni dramlar ortaya çıkartırken dünyanın geride kalan kısmı için sadece istatistikî veriler olarak kalıyor ve bu durum kimse için bir anlamda ifade etmiyor. Bu göçlere karşı setler, tedbirler inşa edilirken kıyıya vuran manzara utanca sebep olmuyor. Kamplar, kayıplar, kaygılar sadece sessiz bir çığlık olarak sahillere, kıyılara ayıp olarak vuruyor. Modern insanın kayıtsızlığı ise zaman zaman haber bulamayan kanalların haber bültenlerinde; acı soslu trajediye çevrilerek magazinleştiriliyor. Sosyal medya modern bir günah çıkartma alanına; yazılan, çizilen, söylenenler ise günah çıkarma seanslarına dönüşüyor. Böyle bakınca modern insanın dışı süslü, kelimeleri afilli ancak içi bomboş. Dışını objelerle ören, objelerin ardında yalnızlaşan insan, bu büyük yıkımlar karşısında çaresizlik ve yalnızlık duygusu ile giderek çürümeye yüz tutmuştur.
Modern yaşam alanlarının renkleri, ışıltısı, kayıtsızlık perdesinin ardındaki insanı derinlemesine baktırmıyor. Doğal olarak da hiçbir şeyin asli niteliğini göremiyor ve hiçbir şekilde bu çok uluslu zulüm perdesini aralayamıyor. Nitelikler, değerler sürekli gözden kaçırıldığı için söylevler, nicelikler hakikate giden yolu tahrip ediyor. Yıllardır barış dendiğinde, acı bir keder insanın böğrüne oturuyor. Barış yeni yetimlerin, yeni katliamların habercisi bir kelime oluyor. Masalar kuruluyor, sıkı pazarlıklar başlıyor. Afganistan’dan Libya’ya, Yemen’den Suriye’ye, Somali’den Mali’ye yaşananlar, dünyanın uzak ülkelerinde “Kayıtsızlık Şenliği”ne dönüşüyor. Onun içindir ki insaf kör kötürüm, merhamet yalama olmuş, adalet ise hükümsüz kılınmıştır. İnsanlık ise ıssız bir bencilliğe sıfat olmuştur.
Bugün daha büyük acılara gebe çatışmalara sebep olacak farklılıkların kaşınması ve topluma etki eden insanların bu kışkırtmalarda etkin rol oynaması, küresel emperyalizmin elini güçlendirirken mazlumlara daha büyük bir şiddet dalgası olarak geri gelmektedir. Çağdaş sömürgecilerin, koalisyon ortaklarının “çok uzun sürecek” diye tabir ettikleri bu savaş; Müslümanları, mazlumları daha büyük acıların beklediğinin haberini veriyor. Cellâdına bel bağlamış ülke yöneticileri kendilerinin bekasından başka bir şey düşünmezken, yaşanan nüfuz mücadelesi ise görüntüden ibarettir. Bugün zihinsel ve fiziksel işgalden çıkmak için bütün mazlumların bir araya gelmesi gerekiyor. Geçmiş zamanların hamaseti hiçbir şeye fayda etmezken, batıdan beklenen imdat da asla gelmeyecektir. Onun için bir kez daha korku, umutsuzluk, boş vermişlik, atalet ve diğer bütün engelleri atarak, insanın eşref olma yükümlülüklerini yerine getirecek bir ruh iklimine girmeye ve somut bir birlikteliğe yani adil yeni bir dünyaya ihtiyaç var. Bu hem insanı onaracak hem dünyayı yaşanabilir bir hale getirecektir. Yeter ki teslim olmayalım, izzeti uzakta aramayalım. “İzzet ancak inananlarındır. Sadece ikiyüzlüler bunu bilmez.” Hoşça bakın zatınıza…
TAŞ GEMİ
“Eylül toparlandı gitti işte
Ekim filan da gider bu gidişle
Tarihe gömülen koca koca atlar
Tarihe gömülür o kadar” (Turgut Uyar)
NOT: Eylül de geldi. Sarı sonbahar. Her yer de sarının tonları, içinde hüzün o zaman Farid Farjad’ın mevsimi gelmiştir. Bu hafta listelerin hepsi kemana, ustasına ait... Söz arama zaten müzik aktıkça için notalara güfte olarak eşlik ediyor. Bırak gözlerinde ritim aksın, sen de içindekini akıt…
NOT: Muhammet Esiroğlu’nun “Kuyudan da Mümkündür” isimli kitabı MGV Yayınları’ndan çıktı. Esiroğlu’nun birkaç seneye yayılan bir yazım süreci sonunda demlenerek, sizlerle buluştu. İyi okumalar.
Bize Kadar:
1- Muhyiddîn İbn-i Arabî, “Sen içine dön, yalnız dışınla meşgul olma. Çünkü sen cisminle değil ruhunla insansın” der.
2- Albert Camus, “Ya zamanla birlikte yaşar ölürsün ya da daha yüce bir yaşam uğruna zamanın dışına çıkarsın” demiş.
3- Güzel insandır İbrahim Veli, kaç zamandır şu sözü, “Var Olanı Yar, Yar Olanı Kâr Kılmak” içime bir sıcaklık veriyor.
4- Cemal Şakar, “Yolculuk, varmaktan güzeldir bazen” diyor. Haklı, yolda olmak saflık ve temizliktir. Yol güzelleştirir.
5- Bu hafta, Mustafa Kutlu var. Her sonbaharda geldiği gibi yeni bir öyküyle geldi. Öykü’nün ustası Kutlu’nun “İyiler Ölmez” kitabını okuyoruz.
6- Bu hafta Michael Cuesta’nın yönettiği, 2014 yapımı “Kill The Messenger/ Elçiyi Öldür” adlı filmi izliyoruz. Skandal deyip geçme, arkasında kopan kıyameti görmeyi/göstermeyi deniyor. Bir de böyle bak!
Dağarcık
“Ölçü bozulduğu zaman önce gözün ölçüsü bozulur, sonra kalbin. Şu an biz ölçüsü bozulmuş kalplerle yaşıyoruz.” (Sadettin Ökten’den tadımlık…)
TEKKE
“Cihad, yeryüzünde Allah’ın ve insanların haklarını hâkim kılmak için, gerek kendi ve gerekse başkaları üzerinde devamlı çaba harcamaktır.” (Roger Garaudy’den tadımlık, İslam ve İnsanlığın Geleceği, Pınar yay.)
Bir Lahza
“Susan: -Sen hiç depresyona girdin mi?
Stevie:- Depresyon burjuvalar içindir. Biz sadece sabah uyanır, yollara düşeriz.” (Ayak takımı filminden)