Oy verme günü yaklaştıkça seçim kampanyası giderek hızlanıyor. Özellikle AK Parti’nin Saadet Partisi’ne yönelik iddiaları artık iyice tabana yansımaya başladı. Özellikle de Saadet Partisi’nin Millet İttifakı içinde yer alışı iktidar kanadının eleştirilerinin başında geliyor. İşin garip tarafı, bu eleştirilerin sahipleri, partiler arası ittifakı zorunlu hale getiren AK Partililer. AK Partililer diyorum ama bazıları ısrarla Millî Görüşçü olduklarını söylemelerine rağmen CHP’nin geçmişine atıfta bulunarak Millet İttifakı’na oy verilmemesini istiyor, bunun gerekçesi olarak da CHP’ye oy vermenin terör örgütü ile iş birliği yapmak anlamına geldiğini ileri sürüyorlar. Bu noktada toplumu sürekli olarak geçmişte yaşamaya mahkûm etmeye; bu yolla da kendilerine iktidar kapısını açmaya çalışırlarken bunun yerine geçmişi unutmadan bugünde yaşamayı bir türlü gündemlerine almıyorlar. Alsalar da bunu dile getirmelerinin aleyhlerine sonuç vereceğini görmenin telaşı içine akıllarına her ne gelirse gelsin Millet İttifakı’nı suçlama malzemesi yapmaktan çekinmiyorlar. İşin garibi zorunlu hale gelen ittifak konusunda kendilerinin her partiyle ittifak kurması demokrasi gereği olurken nedense diğer partilere bu hakkı çok görüyorlar. Hem de seçimlerde ittifakları zorunlu hale getirenler kendileri oldukları halde.

Bu noktada söz konusu iddianın sahipleri, ittifakın partileri daha netleşmemişken aynı iddiaları dile getiriyor. Altılı masanın altında, yanı başında yedinci bir sandalye aramanın peşine düşmüşlerdi. Netleştikten sonra güya haklılıkları netleşmiş havası estiriyorlar. Kısacası AK Parti iktidarı zamanında seçimlerde ittifakların zorunlu hale getirilmiş olmasını da görmezden geliyorlar. Hemen belirteyim ki, bir seçim kampanyası sürüyor ve bu kampanyada her parti kendini savunacaktır. Ancak savunurken dile getirilen iddiaların gerçeği yansıtması gerekir. Eğer eğilip bükülüyor, rakip görünen partinin taraftarları yalanlarla da olsa kandırılmaya çalışılıyorsa, böyle bir tavrın ahlaki olduğunu söylemek mümkün olmaz.

Öyle anlaşılıyor ki, kampanya bu havada devam edecek. Ancak seçimlerin sadece ittifaklara yönelik eleştirilerle geçmesiyle ülkenin acil çözüm bekleyen sorunları ister istemez gizlenmiş, bir diğer ifadeyle sorunların üzerine bir örtü atılmış olur. Söz gelimi özellikle İsrail’in Ramazan ayı boyunca Filistin’de sergilediği vahşet gerektiği kadar tepki görmüyor. Buna karşılık ABD Başkanı Biden, geçen sene olduğu gibi bu sene de yaptığı açıklamada 1915 olaylarını soykırım olarak nitelendirdi ama nedense gündemimizde gerektiği kadar yer almadı. Olay sadece Dışişleri Bakanı’mızın yaptığı açıklama ile sanki gündemden çıkartılmış oldu. Elbette gündemden çıkması mümkün değil ama gösterilen tepkinin sadece Dışişleri Bakanı’nın açıklamasından ibaret kalmaması gerekirdi. Bunun ötesinde Ramazan ayı boyunca İsrail’in Filistin’de sergilediği alçak saldırılar ve vahşet de yeteri kadar tepki görmedi. Söz gelimi İsrail elçiliğinin boşaltılması gibi bir adım söz konusu olmadı. Sonuç olarak zalimlerin yaptığı zulüm, zalimlerin yanlarına kalıyor. Bu arada başta Türkiye olmak üzere İslam dünyasından da ciddi bir tepki gelmedi. Lafa geldiğinde yapılan açıklamalar uygulamada nedense gerektiği gibi sergilenemiyor.

İçeride birbirimizden esirgediğimiz hoşgörü ve tahammülü zalimlerden esirgemiyoruz.