Olacağı buydu işte Türkiye de dini hayatı kendi arzuladıkları bir dünya çerçevesinde biçimlemeye çalışanlar, ellerine mikrofon geçtiğinde "irtica" geliyor teraneleriyle 10. Yıl Marşı söyleyenler, dinini diyanetini bilen insanların sosyal hayatın içine girmesinden rahatsız olanlar, din kültürü ve ahlak bilgisi dersi seçmeli olmalı diyerek kendilerini paralayanlar, Kur an öğrenme yaşı 15 olmalı diye karar çıkaranlar, İmam Hatip Liseleri nin önüne adaletsiz katsayı engellerini çıkaranlar, "semavi dinler arasında hiçbir fark yoktur, diyalog, hoşgörü zemininde buluşalım, kaynaşalım" masalıyla insanların zihinlerini dönüştürmeye çalışanlar ve bütün bu oyunlara bilerek, isteyerek alet olanlar, şimdi rahat bir nefes alabilirler Zil takıp oynayabilirler Arzuladıkları bir dünyayı kurmanın, insanların dini hayatlarını içeriksiz, sığ tartışmalarla boşaltmış olmanın keyfini ve hazzını sürebilirler Zira, yaptıkları bunca boş tartışma, "diyalog ve hoşgörü" diyerek yırtınmaları hiç de boşa gitmedi...
Birkaç gündür medyamızda Yunan sevgilisiyle evlenerek Maria adını alan, İslam dinini terk ederek Ortodoks Hristiyanlığı seçen manken Tuğçe Kazaz ın durumu birinci gündem maddesi.
Müslüman bir kadın, semavi dinlere mensup bir erkekle evlenebilir mi İslam alimleri ve fukaha bunun mümkün olmadığını ifade ediyorlar. Zira, kurulacak aile düzeninde erkeğin baskın bir rol üstlenmesinden dolayı, kadının dinini değiştirmesi ihtimali bulunuyor. Aynen Tuğçe Kazaz ın evliliğinde olduğu gibi
Medyadan takip ettiğimiz kadarıyla bu evliliğe Tuğçe Kazaz ın ailesi de onay vermemiş ve Yunanistan ın küçük bir kasabasında bir kilisede yapılan düğün törenine iştirak etmemiş.
Öncelikle şunu vurgulamak istiyoruz Kızlarının Yunan bir şarkıcıyla evlenmesine karşı çıkan Kazaz ailesi, bu dramın birinci suçlusu durumundadır. Çünkü, atalarımızın özlü şekilde ifade ettikleri gibi, "Kızı başıboş bırakırsan, ya davulcuya kaçar, ya zurnacıya"
Tuğçe Kazaz, renkli yaşamıyla dikkat çeken, nerde sabah orda akşam bir yaşantı tarzını benimseyen, bu görüntüsüyle dini değerlerin oldukça uzağında portre çizen bir vatandaşdı.
Yunan sevgilisiyle evlenmeye karar verdiğinde İslam dininden anında vazgeçecek bir ruh haline sahip olması, onun dini konularda hiçbir bilgisi olmadığını da açıkça ortaya koyuyor.
Kazaz ın son ve mükemmel din olan İslam ı terk edip Ortodoks Hristiyanlığa geçmesini, evlendiği adama duyduğu aşk ve bağlılıkla izah etmek mümkün mü Elbette değil
Eğer Tuğçe Kazaz, İslam diniyle Hristiyanlık arasındaki farkı biliyor olsaydı, dinini diyanetini yaşayan, İslam ın değerlerine sıkı sıkıya bağlı olan bir aileden gelseydi bu kadar kolay din değiştirebilir miydi Tabiatın genel kuralıdır Her boşluk başka bir şeyle kapatılır
Manken Tuğçe Kazaz ın bir çırpıda dinini değiştirmesi, Türkiye de din eğitimi konusunda yaşanan boşluğu açıkça gözler önüne sermiştir.
Din eğitimi konusunda yaşanan boşluğu besleyen sığ tartışmalar, dinler arası diyalog ve hoşgörü zeminiyle zihinlere enjekte edilen "Bütün dinler eşittir, fark yoktur" oyunları, memleketin her tarafında AB sopasıyla cirit atan misyonerler, insanlarımızın dinleriyle bağlarını zedeleyen unsurlar olmuştur.
Bu oyunların sonu hiç de hayra alamet değil!