Devlet lisesinde din kültürü ve ahlâk bilgisi öğretmenliği yapan ve emekliliği hak ettiği halde, emekli olup olmamakta mütereddit davranan, fakat bazı gelişmeler üzerine göreve devam kararı veren bir arkadaşımla dertleştim. Emekli olmayı düşündüğü bir sırada, özel bir liseden iyi bir ücretle din kültürü ve ahlâk bilgisi öğretmenliği görevi teklifi aldığını söyledi.

- "İyi ya, gerçekten mütekait olmayıp göreve devam etmiş olursun" demem üzerine, teklif edilen görevi kabul etmediğini söyledi. "İstanbul gibi bir yerde herkes iş ararken sen ayağına gelen fırsatı tepmişsin" demem üzerine, durumun hiç de dışarıdan göründüğü gibi olmadığını, hatta içler acısı bir durumla karşı karşıya kaldığını söyledi. Şaşkınlığımı gizleyemedim. Arka arakaya sorular döküldü ağzımdan: "İçler acısı olan nedir Bu kadar ağır bir ifade kullanmanı gerektiren sebep ne ola ki Bilmediğimiz, anlamadığımız bir şeyler mi var "

Başladı anlatmaya "Söz konusu okul yönetimiyle görüşmeye gittiğimde, iyi karşıladılar, izzet ve ikramdan sonra esas konuya gelindi.

- Biz bu dersi yapmıyoruz, fakat işliyor gibi yapıyoruz mealinde sözler söylemeleri üzerine,

- Yapmayıp da yapıyormuş gibi yapmak ne demek oluyor

- Siz okulumuzun din kültürü ve ahlâk bilgisi öğretmeni olacaksınız. Size ders ücretinizi vereceğiz. Sizin her gün okula gelmenize de gerek olmayabilir, arada bir uğrarsınız yeter, çünkü biz din kültürü ve ahlâk bilgisi dersi saatini, başka derslere takviye ve öğrencilerin sosyal aktivelerine ayırıyoruz. Ücretinizin zamanında bankaya yatırılacağından emin olabilirsiniz, sözümüz söz."

Arkadaşım böyle bir teklif karşısında şaşırmış,

- "Sizin sözünüz söz de, benim sözüm ne ola ki Ben ders verme karşılığında sizden ücret alacağım. Oysa siz bu ücretin karşılığında hiçbir şey yapmayacağımı söylüyorsunuz. Böyle bir hali, okutacağım dersin adıyla bağdaştıramadım. Benim böyle bir görevi kabul etmem mümkün değildir. Kendimi inkâr anlamına gelen bu harekete kalkışamam ve karşılıksız olarak vermeyi taahhüt ettiğiniz parayı alamam, çoluk çocuğuma rızık olarak da götüremem." Okul yönetimi adına görüştüğü kişi,

- "Siz bilirsiniz, biz size bir iyilik yakmak istedik. Fakat siz böyle bir teklifi reddettiniz. Siz kabul etmediniz diye okulumuz öğretmensiz kalacak değil ya! Sizin reddettiğiniz görevi yapacak birini mutlaka buluruz..."

Bulmuşlar!

*

Tesadüf bu ya! Bir öğretmen arkadaşım, çeşitli özel okullarda din kültürü ve ahlâk bilgisi öğretmenliği yapan birisiyle tanıştırmıştı. Geçen gün bu kişi ile karşılaştım. Hal ve hatırını sorduktan sonra, "Özel okullarda ya da sizin okulunuzda din kültürü ve ahlâk bilgisi dersi nasıl okutuluyor " diye sordum.

- "Okutulmuyor ki!" dedi. "Peki, siz görev yaptığınız okulda bu dersi okutmuyor musunuz " demem üzerine, "Biz okutuyor gibi yapıyoruz" demez mi

- "Bu ne demek oluyor " sorusuna şöyle açıklık getirdi:

- "Bizim okulumuzda din kültürü ve ahlâk bilgisi dersi saatinde etüt yapılıyor. Ben de sınıfta öğrencilerin başında duruyorum. Kitap okuyorum veya özel işlerimi yapıyorum, vakit çabuk geçiyor zaten; ya da idarenin gerek görmesi halinde öğrenciler sosyal aktivitelerde bulunuyorlar. Ayda bir defa din kültürü dersi yapabilirsek bunu kendi hanemizde kazanç olarak görüyoruz" demesi kanımı dondurdu.

Benzer söylentileri duyuyordum, fakat inanamıyordum. Birinci ağızdan duyunca kulaklarıma inanamadım, şaşkınlığım kat be kat arttı. Bu kişi sözlerini şöyle sürdürdü:

- "İdealist davranıp da ders yapmaya kalkışırsanız, ikinci gün kendinizi kapıya konmuş vaziyette bulursunuz. Herkesin aş, iş peşinde koştuğu bir zamanda kapıya konmayı nasıl göze alabilirim " dedi ve ekledi: "Birçok özel okulda din kültürü ve ahlâk bilgisi dersi saati farklı amaçlar için kullanılmaktadır, bunu herkes biliyor."

Bunu herkes biliyor da, herkesin bildiğini İstanbul Millî Eğitim Müdürü Ata Özer de biliyor mu

Mâlum din kültürü ve ahlâk bilgisi dersi, 1982 anayasasında "zorunlu dersler" arasında bizzat adı anılan tek derstir. Anayasal bir zorunluluk olan bu ders, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ne bağlı özel okullarda bizzat okutulmuyor fakat okutuluyor gibi yapılıyor!

Bu durumda, "Kimler anayasal suç işliyor " gibi bir soru sorsak, kimler dışarıda kalır İdareciler, öğretmenler, öğrenciler hatta veliler bu suçun ortağı değiller midir Kimi bilerek, kimi görmezden gelerek, kimi de bildiği halde sesini çıkartmayarak

Ben sesimi çıkartıyorum ve bu suça ortak olmak istemiyorum.