Millî Görüş hareketinin Denizli ayağında iki ulu çınar: Mehmet Kaplan ve Talat Baydil İki inanmış adam. Ciddi bir eğitim fırsatı bulamamış olmalarına rağmen, onlara, bu büyük davada köklü ve kalıcı hizmetler yapmak nasip oldu. Mehmet Kaplan ın sakin ve ağırbaşlı yapısına karşılık, Talat Baydil pervasız ve kabına sığmayan bir mizaca sahipti.
Şevket Kazan ağabeyi, 30.11.2007 de bir konferans için Denizli ye davet etmiştik. Kendisi için gün boyu devam edecek bir ziyaret programı hazırladık. Her ikisi de ileri yaşta ve hasta durumdaki Mehmet Kaplan ve Talat Baydil in de ziyareti vardı bu programda. Şevket beyle mutabık kaldıktan sonra, ziyaretine gideceğimiz kişilere 2-3 gün önceden haber verdik.
Programı icra ettiğimiz gün, Cuma namazı sonrası Mehmet Kaplan ağabeyin ziyareti vardı. Yola çıkmadan önce "geliyoruz" diyerek te yit almak istedik. Fakat o da ne Kaderin muazzam bir sürpriziyle karşılaştık. Aradığımızdan birkaç dakika önce, Mehmet Kaplan ağabey vefat etmişti. Ölüm karşısında ne yapabilirdik ki. Hüzünlendik ve "Hepimiz Allah içiniz, tekrar O na döneceğiz." ayeti dudaklarımızdan döküldü. Mehmet Kaplan, Şevket beyi çok severdi. Şevket beye de, onun cenazesine katılmak nasip oldu.
İkindi sonrası, Talat Baydil in evine gittik. Şevket beyle yaptığımız ziyaret, Talat Amca yı çok sevindirmişti. Eski hatıralar tazelendi. Ümitler güçlendi. Büyük bir dava içinde bulunmanın hazzı yaşandı. Vefakarlığın yalnız kitaplarda kalmadığına, bugün de yaşandığına şahit olduk. Talat Amca nın ayakları, o iri vücudu taşımakta yetersiz kaldığı için evinden çıkamıyordu ama, heyacan, azim ve ümidinden hiçbir şey kaybetmemişti.
Birkaç sene önce, davamızın eskilerinden Ali İhsan Çoban ağabey Fethiye den ziyaretimize gelmişti. "Talat Baydil le çok hukukumuz var. Ziyaret edebilir miyiz " dediğinde, bu güzel teklifi hemen icraata geçirmiş, evine dayanmıştık. Ziyaretimiz onu o kadar mutlu etmişti ki O eski azim ve heyacanla bize şu anekdotu anlattı:
"Milli Nizam Partisi nin kurulduğu günlerdi. Denizli deki programından sonra Erbakan Hocam ı, Anadol marka arabamla Bergama ya götürüyordum. Yolda arabamızın benzini bitti. Ne yaptımsa araba çalışmıyor. Alelacele yere indim. Benzin istasyonu aramaya başladım. Öğrendim ki, ancak 25 km. ileride ve 25 km. kadar geride akaryakıt istasyonu vardı. Arabanın içinde oturan Hocam ın yanına geldim ve şöyle dedim:
"-Hocam! Hatamı bağışlayın. Heyacan ve telaşımdan arabaya benzin koymayı unutmuşum."
Hocam dedi ki:
" Talat Efendi! Allah yoluna koyulan bir insanı, Allah yolda bırakmaz. Şu marşa bir kere daha bas bakalım."
Marşa bastım ve hakikaten araba çalıştı. Böylece benzinliğe ulaştık."
Oğlu Veli Baydil babasını şöyle anlatıyor: "Hiç kimsenin bulunmadığı günlerdi. Erbakan Hoca nın Denizli ye gelecek olması sebebiyle hoparlör teşkilatını hazırlamış, hem arabanın şoförlüğünü yapmış, hem de anons etmişti. Gitmediği mahalle, ilçe, belde, köy yoktu. Engeller ve bazı insanların küçümseyici tavırları onu yıldırmazdı. Hatta, peygamberler ve büyük insanlar da aynı engel ve sıkıntılarla karşılaşmışlar, diyerek teselli bulurdu."
Diğer oğlu Vedat Baydil ise, şu değerlendirmeyi yapıyor: "Liderine çok bağlıydı. Erbakan böyle istiyor. dendiği zaman akan sular dururdu. İl başkanlığı binasını evinden ayrı düşünmez, partideki görevine özel işi gibi önem verirdi. Hocamızın konuşmalarını teyp ve video kaseti olarak çoğaltmak için sabahlara kadar çalıştığı olurdu. Davası uğrunda harcamaktan zevk alırdı."
Talat Baydil in mücadelesine Denizli halkı da şahittir. O, hep Hakk ı üstü tuttu. Davasının onurunu korudu. Bayrağı şerefle taşıdı. Tuttuğu eli bırakmadı. Verdiği sözü unutmadı. Bitmeyen bir azim ve enerjisi vardı.
Denizli esnafından, okumayı ve düşünmeyi seven, FP de il başkanlığı da yapmış olan, komşusu olması sebebi ile Talat Baydil i yakından takip eden Erdal Otçu bey, taziye münasebetiyle onun evine geldiği zaman, onun hatırasına yazdığı şu ifadelerini ailesi ve sevenlerine armağan etmişti:
"-Koca bir çınar devrildi: Talat Baydil. 13 Ekim 2008 Pazartesi günü 10.30 sularında Hakk a yürüdü. Bir başka deyişle "vuslat"a erdi. Bütün ömrünü "Hak geldi, batıl zail oldu." düsturunu hayata geçirmek için harcadı. Her yerde, her zamanda hep Hakk ı, doğruyu, güzeli anlatmaya, tebliğ etmeye çalıştı. Bunu yaparken hiç yılmadı. Ayakları kendisini taşımaktan vazgeçinceye kadar mücahede etti, mücadelede bulundu.
Rahmet-i Rahman a kavuştuğunda ve defin esnasında, mücahit ordusundaki diğer arkadaşları yine yanı başındaydı. Her zamanki gibi, etrafı yine kalabalıktı ve adeta ölümüyle de, onlara ders veriyordu
Ruhun şad, mekanın cennet olsun. Allahü Teala rahmet eylesin. Sevdiklerinle ahirette buluştursun. Hizmetlerini mizanına koysun. Bu gök kubbede hoş bir sada bıraktın Geride bıraktıklarının gönüllerinde daima yaşayacak, sürekli anılacaksın. Hakkını helal et, Talat Amca "
Zaten sona erecek olan hayatı, Allah yolunda doldurmak ne büyük şeref