Milli Gazetedeki bir yazım sebebiyle, bu yaşıma kadar ilk defa mahkeme ve hakim karşısına çıktım. Dava, Çağlayandaki İstanbul Adalet Sarayında görülüyordu. Bu mekanı daha önce sadece karşıdan görmüştüm. Bu sefer, içini de görme fırsatı buldum.

Çağlayana, Milli Gazete Sorumlu Yazı İşleri Müdürümüz Mustafa Yıldırım, yazarımız Davut Şahin ve şoförümüz Hasan Beyle birlikte gittik. Ben, ilk defa milli olacağım için heyecanlıydım. Mustafa Bey kardeşim için olay çay kahve içmek kadar sıradandı. Davut Bey ise, İstanbulda gazetecilik yaptığı için mevzuata hakimdi.

Adalet Sarayının kapısından içeri girince yurt dışına gideceğim hissine kapıldım. Çünkü, havaalanlarında gördüğüm elektronik cihazlarla arama yapma sistemi buraya da kurulmuştu. Sanki bir pasaport kontrolü eksikti. Güvenlik yoklamasından sonra, yüzlerce kişinin telaşla koşuşturduğu büyük bir salona girdik. Bizi, adalet terazisini sembolik olarak elinde tutan iki kadın heykeli karşıladı. Ayrıca, yürüyen merdivenler, farklı yönlere açılan koridorlar, asansörler...

15-20 kişinin bulunduğu asansörle 6. kata çıkıyoruz. Asansörde bulunan bayan bir avukat, asansörlerin çalışmasını "komedi" olarak nitelendiriyor, zaman zaman durduğundan, rakamların silindiğinden yakınıyordu. Mustafa Beye "Adalet Sarayının ne zaman tamamlandığını soracak oldum. Tekerlekli sandalyede bulunan bir genç kız atıldı: "Adalet Sarayı mı Burası benim için çile mekanı."

DEVASA BİR BİNA

2010 yılında tamamlanan İstanbul Adalet Sarayı 2.5 yılda bitirilmiş. Dairemsi ve göz kamaştırıcı bir yapı. İstanbulun Avrupa Yakasındaki bu mekan dünyanın en modern, Avrupanın en büyük adliyesi olarak tanınıyor. Türkiyede adalet sarayı yapımları hız kesmiyor. Sırada, Anadolu Yakasında çalışması devam eden Kartal Adalet Sarayı var. Bu binanın daha büyük olacağı söyleniyor.

Çağlayandaki İstanbul Adalet Sarayı 343 bin metrekarelik bir alana yapılmış. 7 katı bodrum olmak üzere 16 kattan oluşuyor. 83 bin metrekarelik kapalı otoparkı mevcut. Binlerce çalışanı bulunan bu mekan her gün on binlerce insanın ümit bağladığı bir yer. 48 yürüyen merdiveni, 457 tuvaleti, 450 kişilik konferans salonu, zeminde büyük bir kafeteryası var. Yargılanan mahkum ve tutuklular gizli bölmelerden geçirilerek duruşma salonuna getiriliyor. Hakim ve savcı odaları, avukat görüşme salonları, ofisler ve hizmet mekanlarıyla karşıdan görenleri etkileyen devasa bir bina.

Ayrıca İstanbulda, çeşitli semtlerde hâlâ kullanılmaya devam eden 30 civarında adliye binası mevcut.

Böylesine büyük binalar yapılması, adli dosyaların ne kadar arttığını ve hukuk sistemimizin pek çok sorunu olduğunu da ortaya koyuyor. Hukuk mekanizmasının sağlıklı işlemesi ve buraların kusursuz adalet dağıtan mekanlar olması arzu edilir. Çünkü, Hz. Ömerin (r.a) de ifade ettiği gibi "Adalet mülkün temelidir." Mülk ve devlet ancak adaletle ayakta kalır.

Her zaman bu mekanlardan "Türkiyede hakimler var" dedirtecek kararlar çıkmasını bekliyoruz. Bu yüzden, hukuku şaibeli hale getirecek her türlü tavır ve icraattan kaçınmalıyız.

KANUNLAR BÜNYEMİZE UYGUN OLMALI

Toplumu çürütmeye yol açan zinayı suç olmaktan çıkaran 2004teki kanun etkisiyle Ankarada ilginç bir olay yaşandı. Bir kadın, şikayet üzerine "Ölen babasının maaşını alabilmek için, anlaşmalı olarak eşinden boşanıp birlikte yaşamaya devam ettiği" iddiasıyla, "SGKya karşı nitelikli dolandırıcılık yapma suçu işledi" denilerek mahkemeye verildi. Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi "Boşanarak SGKnin dolandırılamayacağı"na hükmetti. Gerekçe olarak da, "Boşanmış eşlerin veya reşit kişilerin bir arada yaşama hak ve özgürlüklerini kısıtlayan herhangi yasal düzenlemenin bulunmadığı" belirtildi. (30. 10. 2012 tarihli basın) Onun için, kanunlar bünyemize uygun olarak hazırlanmalıdır.

Hukuk da toplum vicdanını rahatlatmalı. Daha geçtiğimiz yıl, başvuru kılavuzunda "başı açık fotograf" maddesine yer verilmediği gerekçesiyle, Danıştay 8. Dairesi, 21 Aralık 2011de yapılması gereken ALES sınavını durdurmuştu. Olay, "Hukuk bunu yapar mı " dedirten tepkilere sebep olmuştu.

Hukuk, bir ülkenin vazgeçilmezidir. Emile Zola, meşhur Dreyfüs davasında şöyle der: "Hükümetler düşsün, her şey yıkılsın; yeter ki, adalet ayakta kalsın. Adalet üzerine Fransayı yeniden inşa ederiz. Fakat, adalet yıkılırsa Fransa yok olur."

Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç da, Anayasa Mahkemesinin kuruluşunun 46. yılı münasebetiyle 25. 5. 2008 günü, hukuk dışı yollarla hak aramanın ülkenin batışını hızlandıracağını söyleyerek şöyle demişti: "Kaptanından yolcusuna kadar hepimiz aynı gemideyiz. Bu geminin sağlam, güvenilir ve huzurlu bir şekilde yol alması, hepimizin en büyük amacı olmalıdır."

Adalet saraylarının adalet dağıtan kurumlar olmaktan uzaklaşmaması dileğiyle!..