Olumsuzlukları değil, iyilikleri ve güzellikleri gündeme getirmeyi ve okuyucularımla paylaşmayı isterim. Çünkü güzelliklerin sunumu insanı mutlu eder. Çünkü hepimiz bu ülkenin bir ferdiyiz. Bazılarının olduğu gibi bir başka ülke ile göbek bağımızda yok. Sanıyorum ülkemin güzelliklerinden neden zevk aldığımı böylece belirtmiş oldum. Kısacası, olumsuzlukları dile getirirken derdim felaket tellallığı yapmak değil. Bu gerçeği sürekli okuyucularım da çok iyi bilirler.

Bildiğiniz gibi Cumartesi günleri izinliyim. Yani Cumartesi yazı yazmıyorum ve Pazar günü gazetede yazım çıkmıyor. Buna rağmen yılın Ramazan ve Kurban Bayramı günleri kendimi izinli sayarım ama hiçbir işim yokmuş gibi de davranamam. Çünkü gündemden kopmamak gerekiyor. Bunun sebeplerinin başında da özellikle seçim kampanyasının yaşanıyor olması, bu sebepten dolayı da siyasette üslubun çok sertleşmiş olması geliyor.

Her ne kadar zaman zaman, “Savaşa değil seçime hazırlanıyoruz” hatırlatmasında bulunsak da özellikle iktidar kanadı özellikle bu dönem seçim kampanyasını bir ölüm kalım mücadelesine dönüştürmüş durumda. Sonuç olarak artık ülke gerçeklerinin toplum ile paylaşılmasından çok kabadayılık gösterisi ön plana çıktı. Bunun sonucu olarak da üslup sertleştikçe işin boyutu ilan edilmemiş bir kavgaya dönüşmüş durumda. Bu sebeple bu meslekte 50 yılı geride bırakmış olmama rağmen bu seçim kampanyasını izlerken ruhum sıkılıyor, üzülüyorum. Çünkü seçimlerin ardından bu kampanya son bulacak, ama insanlar birbirlerinin yüzlerine bakacaklardır. Ancak, bazen söylenen sözler sebebiyle seçimlerden sonra bazı siyasiler birbirinin yüzüne bakamaz hale gelecekler. Hâlbuki ülkemizin ayrışmaya değil, birleşmeye ihtiyacı var. Çünkü ülke sorunları hemen her gün artıyor ve büyüyor. Anacak bizim görevimiz de ülkemizin içinde bulunduğu durumu ve yaşananları okuyucularımıza ulaştırmak. Bu düşüncelerle masamın başına geçtiğimde aynı günlerde gazete ve televizyonlara yansıyan iki haber ister istemez dikkatimi çekti. İlk haber televizyon ekranlarına yansımıştı. Haberin özü, Niğde’de 46 temizlik işçisi alımı için 10 bin 378 kişinin müracaat ettiği ile ilgiliydi.

Hemen belirteyim ki, ülkemizde büyük oranda bir işsizliğin olduğunu biliyor olmama rağmen 46 işçi alımı için 10 bini aşkın insanın müracaat etmesi ister istemez ülkemin içinde bulunduğu durumu, özellikle gençlerimizin içine düştükleri işsizlik çukurunun boyutlarını gösteriyordu. Bu arada iş bulabilmiş olanların ise çoğu zaman asgari ücretin bile altında bir rakama razı olmak zorunda kalışları da ülkemin ayrı bir gerçeği.

Yukarıda aktarmaya çalıştığım eleman alınması haberi ile aynı günlerde Türk İş’in açıkladığı aylık araştırma rakamları yayınlandı. Buna göre açlık sınırının 10 bin 135 lira, yoksulluk sınırının 33 bin 15 lira olduğu, bunun yanında bekâr bir çalışanın yaşama maliyetinin 13 bin 165 lira olduğu bilgisi yer alıyordu. Bu rakamlara karşı ülkemizde asgari ücretin 8 bin 500 lira olduğu düşünüldüğünde açıklanan açlık sınırı rakamının asgari ücretin üzerinde olduğu da düşünüldüğünde 20 yıllık AK Parti iktidarının ülkemizi yoksulluk ve işsizliğe mahkûm ettiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Çünkü bir insan işsizliğe, iş bulmuş ise açlık sınırının altında bir ücrete mecbur duruma düşürülmüş ise gereksiz tartışmalara girmeden bu sorunlara çözüm için herkesin kafa yorması gerekir.