İsrail geçtiğimiz hafta içerisinde de rutin, kendisiyle

özdeşleşmiş zulmünü uygulamaya devam etti. Artık Batı da bile herkes hemfikir

ki İsrail tarihi savaşların, kan ve gözyaşının tarihi haline geldi. Sürekli

zalimlikten kendisine güç devşiren bir ülke olarak, aynı zamanda Müslümanların

parçalanmışlıklarının ve ümmet olamayışlarının resmi haline geldi. Şu kısa

zaman içerisinde 200 e yakın Müslüman ın hayatına kast ettikten sonra hâlâ

İsrail in yaptıklarını meşru gören uluslararası toplum ise bu cinayetlerin

meşrulaştırıcısı haline geldi. Artık nasıl geçtiğimiz hafta andığımız

Srebrenitsa Katliamının yıl dönümünü kendi utanç günleri olarak kabul

ettilerse, önümüzdeki yıllarda da Gazze katliamlarının hesabını

veremeyeceklerdir.

İsrail vahşeti devam ederken geçtiğimiz hafta da ısrar

ettiğimiz gibi katliamların sadece İsrail boyutunu ele almanın eksikliğini

yeniden vurgulamakta fayda var. Çünkü bize göre İsrail yeni Ortadoğu düzeninin

kuruluş aşamasında kendine biçilen rolü oynuyor ya da kendine biçtiği rolü oynuyor

demek de daha doğru olabilir. Gerçekten de Mısır dan Suriye ye Irak tan

Filistin e organize edilen 1 yıl içerisindeki tüm olayların organize niteliği

bugünlerde gözlerden kaçan meselenin en önemli yanını teşkil ediyor. Tam da bu

sebeple bugünlerde yaşadığımız hadiseler, İsrail in katliamlarından yeni ABD

Dış Politikasına Sisi nin konsolidasyonundan IŞİD saldırılarına kadar hepsinin

de birbirleriyle ilişkisi ve bağlantısı sahih bir çaba içerisinde olan

analistlerimizin göz önünde bulundurması gereken konulardan.

Sykes-Picot Tarih Mi Oluyor

Bugünlerde tartışılan en önemli konuların başında

şüphesiz mevcut Ortadoğu düzeninin sınırlarının çizildiği Sykes-Picot düzenin

ortadan kalktığıdır. Gerçekten de bu eski düzenin ortadan kalktığı bir gerçek,

ancak bunu yeni anlayan aydınlarımız için geç gelen bir teşhismiş gibi

görünüyor. Artık birçok akademisyene tiksindirici gelen Büyük Ortadoğu

Projesi nde bile bunlar vardı. Galiba sorun bizim aydınlarımızın bu mevcut

düzenin Arap Baharı gibi alttan yükselen hareketlerle değişeceğine ikna olmuş

olmasında yatıyor. Amerikan samimiyetine öylesine inanılmış ki ABD nin bu

bölgeye gerçekten demokrasi getireceği beklentisinden bir türlü

kurtulunamamış.  Sonuçta Sykes-Picot

düzeni tarih oluyor, ancak bu demokratik yollardan ziyade kan ve gözyaşıyla

gerçekleştiriliyor.

Yeni ABD Dış Politikasının Yansımaları

Daha önceki haftalarda kaleme aldığımız gibi ABD,

Obama nın açıklamalarıyla dış politikasında özellikle de Ortadoğu da bir

değişime gitmesi gerektiğini deklare etti. Bu yeni stratejisinde artık tam da

İran ın yaptığı gibi çıkarlarını vekil gruplar üzerinden gerçekleştirmeye

çalışacağı fazlasıyla aşikâr bir durumdu. Çok geçmeden Ortadoğu gündeminin en

önemli gündemi IŞİD oluverdi. Ülkemizde de IŞİD ile ilgili kaynağının ne olduğu

üzerinde hâlâ net uzlaşma olmadığı bir gerçek ve çok az sayıda kişi bunun bir

Batı oyunu olduğunu iddia edebiliyor. Ama bunu iddia edenler, Batı nın kurduğu

Sykes-Picot düzeni yıkılırken hiçbir Batı ülkesinin itiraz etmemesi deliliyle

bile haklı görülebilirler. Batı nın kurduğu düzen yıkılıyor ama tek bir ülke

bile itiraz etmiyor. Ya Batı eski gücünü kaybetti ya da oyunun tam kalbinde yer

alıyor. Yine çok az kişinin söyleyebildiği gibi, galiba bölgede yapılmak

istenen Siyasal İslam yaftasını yapıştırdıkları her grubun başını gövdesinden

ayırmak. Artık bölgede bir paket olarak İslam ı kabul ediyorsanız,

köktendincisiniz, Siyasal İslamcısınız ve durdurulmanız gerekmektedir.

Kürdistan ın Bağımsızlığı

Bölgenin gündemini oluşturan, Türkiye yi de yakından ilgilendiren

diğer bir konu da Irak taki Kürt bölgesinin bağımsızlığı meselesidir. Barzani

geçtiğimiz günlerde bağımsızlık referandumu düzenleyeceklerini ve halkın artık

bir karar vermesi gerektiğini açıklamıştı. Bunun üzerine İsrail hariç başta

İran olmak üzere birçok ülkeden büyük tepkiler yükseldi. İsrail i anlıyoruz!

Kerkük gibi şehirleri de içine alarak büyük petrol bölgelerine sahip bir

Kürdistan ın İran ın kanatlarının altındaki Maliki yönetiminden kurtarmak

istiyor olabilir. Ancak Batı için buradaki sorun şuan Barzani ve Türkiye

arasındaki yakın ilişkiler gibi görünüyor. Şuana kadar İran da bile Türkiye nin

böyle bir bağımsızlığı istemeyeceğine dair büyük bir güven var. Ancak

Türkiye de bazı derin güçlerin ekonomik ve jeopolitik çıkarlar gereği bağımsızlığa

doğru kaydığına dair büyük şüpheler de yok değil. Dolayısıyla önümüzdeki

günlerde Türkiye nin dış politikadaki en önemli gündeminin bu konu olacağı çok

net bir şekilde görülebiliyor.