Aslında bilirsiniz ki deyimler kalıplar şeklindedir. Mutluluk içinde ve zevk sahibi olanların tutumu: “dört köşe” deyimi ile tanımlanır. Başlıkta kullandığımız ifade ise, yapılan anlaşmadan sonra İsrail cephesinde, köşelerin hiçbir boşluğu kalmadı. Kürenin hemen her zerresi bu mutluluktan haz alıyor. Deyimi böyle tersine çevirişimizin nedeni de bu.
İsrail Türkiye anlaşmasından sonra Türkiye cephesinde buruk bir sessizlik ve içe kapanma var. Bu, tabiî ki izah edilebilir bir durum değil. Sayın Cumhurbaşkanı’nın kitleleri büyüleyen bir tarafı var. Tabiî en çok da koyu ve fanatik taraftarlarını ve medyasını büyü alanında tutuyor. Geniş bir yelpaze. Anlaşma yapıldığından beri hiçbir zaman kör bir bakışa yaslanmadan ve taraf olmadan soğukkanlı bir değerlendirme yapmak durumundayız. Türkiye çok parçalı zaten. Bir yanda İktidar ve onun gücünün etkisi. Bir yanda da kör muhalefet. Muhalefet kendini iktidar karşıtı olarak gördüğünden iyi ya da kötü, olumlu ya da olumsuz demeden ne var ise karşı olmak zorunda görüyor kendini. AK Parti CHP zıtlıklarında ilk kez bir buluşma noktaları İsrail ile yapılan anlaşma oldu. Bütün faaliyetlerine itiraz eden CHP ilk kez düşük volümlü bir mırıltıda bulundu. Onlar da biliyor ki Amerika-İsrail ekseni merkez alınmadıkça iktidar olunamaz.
AK Partililer ise sarhoş, onların gözü Reis’te, ondan başka bir şeyi görmüyor. O, ne derse o. Çünkü onların gözünde o masundur, korunmuştur hiç hata etmez. Asıl sorun, anlaşmaya İsrail tarafının nasıl baktığı. Şunu öteden beri hep söyleriz. Yahudi milletinin söz sahibi olmayan, masum kimselerini dışarıda tutuyoruz. Ancak asıl gövdeyi oluşturan büyük kitle, Siyonizm ruhlu olanlar. İsrail devleti de bu ruh üzerine inşa olunmuştur. 28 Şubat sonrasında Türkiye İsrail ilişikleri belli bir düzlemde seyrede geliyordu. Mavi Marmara ile one minute çıkışları ilişikleri limonileştirdi. Ama ilişikler asla kesilmedi. Özellikle de ekonomik ve ticarî ilişkiler anlamında.
İktidarlar varlık nedenlerini elbette belli merkezlere borçludurlar. Onlarsız asla yapamazlar. Türkiye bu son anlaşma ile iki ayak bağından kurtuldu ve rahatladı.
One Miniute ile Mavi Marmara olaylarının birincil muhatabı İsrail Eski Cumhurbaşkanı Netenyahu idi. Davos’ta ona karşı çıkış yapılmıştı. Netenyahu şimdi cumhurbaşkanı değil ama İsrail’in en önemli aktörlerinden.
AK Parti iktidara geldikten hemen sonra Türkiye medyasının önemli temsilcileri İsrail’e davet edilmiş, Türkiye ve bölgenin geleceği ile ilgili olarak brife edilmişlerdi. Anımsayabildiğim kadarıyla, Hürriyet, Milliyet, Sabah, Zaman, Radikal gazetelerinden temsilciler katılmışlardı. Netenyahu o zaman şöyle bir ifadede bulunmuştu. AK Parti’nin önde gelenlerinin geçmişleri bizi hiç ilgilendirmiyor. Biz onların şu anki ve sonraki durumlarına bakarız. Türkiye ile ilgili başlıklar ile maddeler öne sürmüştü. Yapılan yeni röportajda da aynı düşüncede. Bunu yineliyor. Onların bakış açısında mavi Marmara olayı da vanminut de geçmişte kalan küçük ayrıntılardır.
İsrail ile gönül bağı olan Türkiye medyasının en önemli temsilcisi elbette ki Hürriyet gazetesi. Türkiye İsrail ilişkilerindeki en kritik zamanlarda ancak onlar üzerinden bilgi sahibi olabiliyoruz.
Hürriyet gazetesi bu anlaşmanın hemen ardından Cansu Çamlıbel’i İsrail’e gönderdi, 4 Temmuz 2016 tarihinde Netenyahu ile bir röportaj yaptı. Çekilen fotoğraf karelerinden de anlaşılacağı gibi, Netenyah’nun yüzünde, huzurlu ve mutlu bir ifade var, yani çok köşeli bir mutluluktur bu. Yazımıza başlık olan konu da budur. Akdeniz’i arkasına alan Netenyahu engin bir sonsuzluğa açılan bir görüntü sergiliyor. One minute ile Mavi Marmara muhatabı olan Netenyahu’dan başka kiminle konuşulabilirdi ki. Çünkü Netenyahu İsrail’in hayatta olan en önemli kişilerinden biri. Fiili olarak görevde olmasa da İsrail siyasetini belirleyenlerden.