İslâmiyet, Kâinatın Sâhibi olan Allahu Azimüşşân’ın dininin adıdır. İslâmiyet iki cihan saâdetini esas alır. İnsanı yaratan Rabbimiz, peygamberleri vasıtasıyla insanlara nasıl ebedî saadeti kazanacaklarını bildirdiği gibi, bu dünyada da nasıl huzurlu ve mes’ud bir şekilde yaşayacaklarının umdelerini de bildirmiştir. İnsanlara İslâm’ı öğretmesi için göndermiş olduğu 124 bin peygamber de vazifelerini hakkıyla yerine getirerek insanlara İslâm’ın esaslarını açıklamışlardır.
İslâmiyet, yalnızca evrâd, ezkâr ve ibâdetten ibaret değildir. İslâm’ın devlet idaresiyle, içtimâî hayatla, ticaretle, aile hayatıyla, vs. hayatın bütün yönünü ilgilendiren hükümleri vardır. Şu anda neredeyse bütün dünyada İslâm’ın devlet idaresiyle ilgili hükümleri, esasları yasaklanmış durumdadır. İbadete ve ahlaka taalluk eden esaslarının dışında, sosyal hayatı ilgilendiren hükümleri de neredeyse yasaklı durumdadır. Ancak bazı hâdiseler olduğunda hatırlanmaktadır. Meselâ bir hırsızlık, cinayet, gasp, dolandırıcılık, tecâvüz vs. gibi hâdiseler olduğunda İslâm’ın cezâî hükümleri akla gelmekte, “Bunlar uygulansaydı, bunu yapamazlardı” denilmektedir. Oysa İslâmiyet’in esasları, güzellikler tesis etmeye yöneliktir. O cezalar en son çâredir ve caydırmak içindir. Yoksa ceza asıl maksat değildir. İslâm cemiyetin her sahasına hâkim olduğunda zaten kötülük yol bulamaz.
Peygamber Efendimiz (A.S.M.) zamanında vâki olmuş, 8 Uraneli hırsız ve kâtile uygulanan ceza meşhurdur. Bu 8 kişi Medine’ye gelerek Müslüman olduklarını bildirmişlerdi. Bir müddet sonra rahatsızlanmış, bunun üzerine Peygamber Efendimiz (A.S.M.) bunlara zekat develerinin bulunduğu bölgeye gidip develerin sütlerinden içmelerini tavsiye etmişti. Bunlar da o bölgeye gitmiş, bir müddet kaldıktan sonra iyileşmişlerdi. Bu 8 kişi gerçekte îman etmemişlerdi. İçlerindeki küfrü, hırsızlıkla birleştirmiş ve zekat develerini çalmış, develerin çobanını da gözlerine deve dikeni batırmak ve uzuvlarını kesmek sûretiyle şehit etmişlerdi. Bu durumu uzaktan gören bir hanım Medine’ye gelip durumu haber verince Peygamber Efendimiz (A.S.M.) sahabelere emrederek bu kâtillerin yakalanıp getirilmesini emretmişti. Mücahitler de derhal yola çıkıp bu câni ve hırsızların peşine düşmüş, bir yerde yakalayıp Medine’ye getirmişlerdi. Bu kâtillere kısas uygulanmış, yaptıkları hareketlerin aynısı tatbik edilmiş ve neticede de kısas olunmuşlardı. İşte bu hâdiseden sonra bütün Hicaz bölgesinde 300 sene boyunca bir tek hırsızlık vak’ası olmamıştır. Osmanlı Devleti’nin altı asırlık idaresi esnasında altı adet hırsızlık vak’âsının olduğu söylenir.
İslâmiyet beşikten mezara kadar eğitimi, terbiyeyi esas alır. İnsanların güzel ahlak sahibi olmasına çalışır. Eğitim müesseselerinde talebeler bu esaslarla yetiştirilir. Neticede kötülük yol bulamaz. Günümüzde ise bazen insanın kanını donduran vahşet hâdiseleri olduğunda, mesela Özgecan cinayetinde olduğu gibi, Eylül ve Leyla hâdiselerinde olduğu gibi, 15 Temmuz darbe girişiminde masum halka ateş açılması ve polislerimizin şehit edilmesi gibi, ya da evlerin soyulması, arabanın çalınması hâdiselerinde olduğu gibi, Şer’î hükümleri hatıra gelmektedir. “Kısas uygulaması olsa, hırsızın eli kesilmiş olsa bunlar olmaz!” denilmektedir. Şüphesiz o Şer’î cezalar caydırıcı olur, ancak unutulmamalıdır, İslâm hayatın her safhasına hâkim olsa, zaten o kötülükler yol bulamaz ve o kötü hâdiseler olmaz. Olsa da nâdir olur ve onun da cezası verilir.
Sosyalizm, komünizm, kapitalizm gibi beşerî sistemi deneyen, uygulayan insanlık bir türlü huzur ve saâdet yüzü görmeyince şimdi İslâmî sistemi araştırmaya başlamış durumda. Fransa’nın bir eyaletinde mahkemelerde Kodsivil diye Malikî mezhebinin esasları uygulanmakta. İngiltere parlamentosunda Şer’î hükümlerin tatbikî görüşülmekte. Bu hükümleri dünyaları için faydalı olduğuna kanaat getirdikleri için uygulamak istemekteler. İslâmiyet’te ise o hükümler hem dünyevî huzur ve saâdet için tatbik edilir, hem de o hükümlerin Allahu Teâlâ tarafından vaz’edildiği esası göz önünde bulundurulur. Hem o hükümlerin mübelliği, yani tebliğ edicisi Peygamber Efendimizin (A.S.M.) peygamberliğine îman edilir. Aradaki fark budur. Bir gün belki bütün dünya İslâm’ın esaslarını uygular. Ancak bu esasların Allah tarafından gönderildiğine inanan, mü’min vasfını alır ve iki cihanda mes’ud olma hakkını elde eder.
Burhan